Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

MEHMED NİYAZİ



Dünyamız biraz ıssızlaştı

Biri şiirin, diğeri sözün ustasıydı; biri kendi dünyasında ürünlerini verdi, diğeri meydanlarda enerjisini tüketti; birinde hüzün, diğerinde coşku vardı. İnsan zaten biraz hüzün, biraz coşku değil mi? Hayatımızdan sanki iki damar çekildi.

Ali Ulvi Kurucu’nun “Gümüş Tül” adlı eseri gençliğimizde başucu kitaplarımızdan biriydi. Aydınlar Ocağı’nda onu görmek, dinlemek bahtiyarlığına ermiştim. Son yıllarda da Ö. Ziya Belviranlı kardeşimizin evinde ziyaret etmiş, sohbetinden istifadeye çalışmıştık. Mehmet Akif’ten söz edilince yüreği titrerdi; onun çizgisini devam ettirmek en büyük emeliydi; başarılı da oldu. “Allah, peygamber” deyince gözleri yaşarırdı. Doğduğu topraktan uzakta, ama sevdiklerinin arasında yaşardı. Yakınlarını yasa boğarak gitti; ama arkalarında yaş döktüğü sevdiklerine kavuştu. Kıyamete kadar hayır hanesini açık tutacak eserler bıraktı.

Yakın geçmişe bakınca, can çekişirken bile Osmanlı’nın evlatlarını idealist yetiştirmeye çalıştığını görüyoruz. Bu gayret cumhuriyetimizin ilk döneminde de devam etti. İşte bu yıllarda Avrupa’ya gönderilen öğrencilerin arasında Osman Bölükbaşı da vardı. Matematik öğrenciliğindeki parlaklığını arkadaşları anlatmakla bitiremezlerdi. Remzi Oğuz Arık, Nureddin Topçu, Tahsin Banguoğlu’yla aynı zamanda Paris’te bulunan Bölükbaşı’nın da rüyalarını ülkemizin problemleri doldururdu. Ağabey mevkiinde bulunan Remzi Oğuz sık sık “Bugün Anadolu için ne düşündün?” diye sorarmış. Bölükbaşı da Balzac’ın parlak cümlelerini ezberler, “Türkiye’nin en büyük hatibi kim?” sorusuna, “Bölükbaşı cevabını verecekler” dermiş. Nitekim azmin elinden bir şey kurtulmadığını ispat etti. Kandilli Rasathanesi’nde Fatih hocanın asistanı iken Demokrat Parti’nin kuruluşunda görev aldı. Sonra Millet Partisi’nin kurucuları arasında bulundu. Seçimlerde Millet Partisi’nden Meclis’e bir tek o girince, onu genel başkan seçtiler. O dönemde seçim sistemi ekseriyet prensibine göre hazırlanmıştı. Bir ilden hangi parti çok oy alırsa, milletvekillerin tamamını o çıkardığından partisi, Demokrat Parti ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin arasında sıkışıp kaldı. CHP’nin iktidara gelmemesi için halk oyunu DP’ye veriyor; ama Bölükbaşı’yı dinliyordu.

Nerede, nasıl hitap edileceğini iyi bilirdi; karşısındaki kitlenin kültür seviyesi yükseldikçe, konuşmasının muhtevası da yoğunlaşırdı. Suad Hayri Ürgüplü kabinesini, İsmet İnönü’nün hücumlarına karşı korumak için nasıl bir dalgakıran haline geldiğini o günleri hatırlayanlar bilirler. Meclis kürsüsünden CHP’ye hücum ederken çarpıcı cümlelerden birisi şu idi: “Cumhuriyet Halk Partisi, siyasi tarihimizde öyle samimiyetsizlikler göstermiştir ki, bir adamı kafir diye öldürtüp, şehit diye namazını kıldırtmıştır.”

Renkli bir şahsiyete sahip Nasreddin Hoca’ya değişik fıkralar nasıl mal ediliyorsa, aynı şey Bölükbaşı için de yapılırdı. Çünkü yakışıyor, sakil durmuyordu. Bölükbaşı, İsmet Paşa, henüz çocuk olan Erdal İnönü aynı uçaktaymışlar. Uçağın camından bakan Erdal İnönü pamuk toplayan köylüleri görmüş. Bölükbaşı’ya dönüp, “Osman amca on lira ver de aşağıya atayım; bulan köylü sevinsin.” demiş. Bölükbaşı da gülümseyerek şu cevabı vermiş: “Güzel yeğenim, babanı at da bütün millet sevinsin.” Tarafsız olması gereken devlet radyosu iktidarın borazanlığını yapıyordu. TRT kanunu tartışılırken, Meclis kürsüsünden muhtevalı, demokrasimizin ufkunu açan konuşma yaptığı sırada bir milletvekili “Deli Osman” diye bağırınca Bölükbaşı cevabı hemen yapıştırdı: “Aklımın zekatını versem, alan dahi olur.” Liderliğin birkaç önemli vasfı vardır; bunlardan birisi hitabet ise, diğeri toparlayıcı olmaktır. Bölükbaşı’da hitabet fazlasıyla vardı; herhalde o ölçüde toparlayıcı değildi ki 1969 seçiminde Meclis’e giren milletvekillerinin pek çoğu Millet Partili kökenliydi. Sanki partisi staj yeriydi; belli bir seviyeye ulaşan yuvadan uçardı. Gidenin ardından “Boşluğu doldurulmaz.” demek adettir. Aslında hiç kimsenin boşluğu doldurulmaz. Şu sıradan kişi bile artısıyla, eksisiyle diğer insanlardan farklıdır. Ama bazıları vardır ki, onlar normal insanların yapamadıklarını yaparlar, söyleyemediklerini söylerler. Kitleler biraz da onlarla beraber yaşarlar. Onlar fani âleme veda edince, sessiz kalabalıkların dünyası biraz ıssızlaşır; şimdi olduğu gibi. Nur içinde yatsınlar.

16.02.2002

Yazarımızın E-Postası: m.niyazi@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Yazıları

> (09.02.2002) - İşte Avrupalı

> (02.02.2002) - Mânâsız bir tartışma

> (26.01.2002) - Ayıtmatov’la bir gün

> (19.01.2002) - Ecyad'ın düşündürdükleri

> (12.01.2002) - Geleceğe ümitle bakabiliriz

> (05.01.2002) - Üzerinde hassasiyetle durmalıyız





Zaman'da Bugün
16 Şubat 2002


Zaman Spor

Yazarlar

Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER



Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.