Bölge Haberleri |
|
|
|
| |
Şehirlerimiz büyük tehdit altında |
İstanbul Kağıthane’de bir oto radyatör imalathanesinde patlayan LPG tankı, şehirlerdeki LPG ve benzin istasyonları tehlikesini bir kez daha gözler önüne serdi. Olayın erken saatlerde olması bir faciayı önledi.
Şehirlerin göbeğinde yer alan akaryakıt istasyonları, LPG (likit petrol gazı) dolum tesisleri, satış noktaları ve sanayi kuruluşlarının, can güvenliği açısından tehlikesi, dün İstanbul’da yaşanan faciayla gözler önüne serildi. Kağıthane’de sabah saat 06.00 sıralarında bir oto radyatör imalathanesinde dozerin çarptığı LPG tankı patladı. 2 kilometrelik alanda hissedilen patlamada 5 katlı fabrika binası çöktü, 2’si ağır 11 kişi yaralandı. Olayda, aralarında 3 okulun da bulunduğu 790 konut ile 508 işyeri hasar gördü.
Dünkü patlama şehirlerdeki LPG ve benzin istasyonları tehlikesini bir kez daha gözler önüne serdi. Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Oğuz Gündoğdu, İstanbul genelinde muhtemel bir depremde, şehirle iç içe geçmiş sanayi tesisleri, LPG ve benzin istasyonları sebebiyle 500’ün üzerinde yangın çıkacağına dikkat çekti. LPG ve petrol tanklarıyla ilgili İstanbul’u bekleyen en büyük tehlike 7 büyük petrol şirketinin faaliyet gösterdiği Ambarlı Dolum Tesisleri.
Dün sabah saat 06.00 sıralarında, Kağıthane Sanayi Mahallesi Yavuz Selim Caddesi üzerinde bulunan Halil Kaya’ya ait Kale Oto Radyatör imalathanesinde, bir dozerin çarpması sonucu LPG tankı patladı. 2 kilometrelik alanda etkili olan patlamada ilgili Bayındırlık ve İskan İl Müdürü Firdes Yüksel, hasar tespitini tamamladığını ve 790 konut ile 508 işyerinin doğrama, cam ve içindeki eşyalarında hasar tespit ettiklerini bildirdi. Yüksel, vatandaşların şikayet dilekçelerini almak için bölgede geçici bir büro kurduklarını da belirterek, “Şikayet dilekçelerinin tamamını taradık. Şikayetler genelde ‘camlarımız kırıldı, televizyonumuz, ev eşyamız zarar gördü’ tarzında” dedi. Olayda, Yahya Karakurt, Murat Özarslan, Ahmet Fidan, Necati Kurt, Ahmet Akbulut, Ömer Akbulut, Yücel Özkök, İsa Güleç, Dilek Dilber, Zekiye Baştürk ve Hamiye İşiyok yaralandı. Hastanelerde tedavi altına alınan yaralılardan Ahmet Fidan ve İsa Güleç’in sağlık durumlarının ciddiyetini koruduğu öğrenildi. Yaralılardan 9'u tedavilerinin ardından taburcu edildi.
Patlamanın ardından olay yerine gelen Şişli Cumhuriyet Savcısı Mecit Ceylan, Kale Oto Radyatör firmasının yetkilileri ile gezerek bilgi aldı. Savcı Ceylan, patlama sonrasında olay yerine ilk ulaşan itfaiye ekibinin başı olan İstanbul İtfaiyesi Boğaziçi Bölge Müdürü Mehmet Sürmeli’yi yanına çağırarak, patlama ile ilgili detaylı bir rapor istedi. Savcı Ceylan, “Siz ilk önce detaylı bir rapor hazırlayın daha sonra ben bir inceleme daha yaptırıp bir rapor daha hazırlatacağım. Bu iki rapor da birbirinden farklı olmamalı. Patlama ile ilgili bütün bilgileri, hazırlayacağınız bu raporda istiyorum.” dedi. Ceylan, patlamaya yol açan yakıt tankının yakınına giderek incelemede bulundu. İşyeri sahipleri, Savcı Ceylan’ın sorusu üzerine patlama anında herhangi bir çalışma olmadığını belirterek, “Biz şirketin arka kısmındaki bu bahçeye ek bina yapıyorduk. Patlama, ek binanın duvarlarını da yıkmıştır. Biz bir süre önce bu LPG’den doğalgaza geçiş yaptık. LPG tankının içinde de azıcık gaz kalmış olabilir.” dediler.
İstanbul Valisi Erol Çakır ve İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir de patlama mahallinde incelemelerde bulundu. Özdemir, Emniyet Genel Müdürü Kemal Önal’a telefonla bilgi verdi. Olayın ardından Yaşar Doğu İlköğretim Okulu’nda bir ‘kriz merkezi’ oluşturuldu.
Öte yandan, çevrede meydana gelebilecek herhangi bir gaz sızıntısı tehlikesine yönelik olay yerine gelen İGDAŞ Acil Servisi görevlileri, olay anından üç dört saat geçmesine rağmen gaz sızıntısının devam ettiğine dikkat çekti. İsminin açıklanmasını istemeyen İGDAŞ yetkilileri, olay anında patlamanın meydana geldiği yerde iş makinesi ile çalışma yapıldığını, iş makinesinin yakıt tankına çarptığını ifade etti. Yerlerde kaynak makinesinin elektrotlarına da rastlandığına dikkat çeken İGDAŞ yetkilileri, patlamanın bu nedenle de meydana gelmiş olabileceğini belirtti. Yetkililer, “Tank zaten açık havadaymış. Gaz tankı durup dururken patlamaz.” dediler. Görgü tanıkları da, patlama öncesi bir dozerin LPG tankının yakınında çalıştığını, olaya dozerin kepçesinin gaz dolu tanka isabet etmesinin yol açmış olabileceğini söylediler. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Ümit Özerol, patlama meydana gelen fabrikada faaliyette olmayan bir LPG tankı bulunduğunu ve bundan sızma ihtimali üzerinde durulduğunu söyledi. Özerol, “Benim müessese sahibinden aldığım bilgiye göre LPG tankı çalışır vaziyette değil, orada bir çukura bırakılmış. Burada eksik olan şu: Tank devreden çıkartıldığı zaman içine su doldurulup gazı boşaltılmış olsaydı böyle bir durum yaşanmazdı. Faaliyette olmadığı için dikkate alınmamış zannediyorum.” dedi.
|
|
Erkan Acar, Cemalettin Çandır
/ İstanbul
17.02.2002
|
|
| |
Okullar açık olsaydı facia yaşanırdı |
İstanbul Kağıthane’de patlamanın olduğu oto radyatör imalathanesinin hemen yanında okullar, işyerleri ve apartmanlar bulunuyor. Patlama sonucu iki okul eğitim–öğretim yapılamayacak duruma geldi.
Patlamadan en büyük zararı gören, işletmenin hemen karşısındaki Profilo Barış Etüt ve Beslenme İlköğretim Okulu oldu. Fabrika tarafındaki sınıfların pencere çerçeveleri tamamen parçalanarak sınıf içindeki sıraların üzerine düştü. Öğretmenler, “Okul açık olsaydı birçok çocuğumuzu kaybedebilirdik.” dediler.
İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey, patlamada hasar gören Profilo Barış İlköğretim Okulu ve Yaşar Doğu İlköğretim Okulu ile zihinsel engelli 74 öğrencinin eğitim gördüğü Selahattin Korkmaz Eğitim Uygulama Okulu ve İş Eğitim Merkezi’nde incelemelerde bulundu. Balıbey, üç okulda toplam 3 bin 500 öğrencinin eğitim gördüğünü dile getirerek, şunları söyledi: “Yarıyıl tatili ve hafta sonu olması büyük bir şans. Özellikle 800 öğrencinin eğitim gördüğü Profilo Barış İlköğretim Okulu’nda büyük hasar var. Çatının yıkılması söz konusu. Onları başka okula taşıyacağız. Bu tür tehlikeli sanayilerin mutlaka şehir içinden kaldırılması ve okullara yakın olmaması gerekir.” Balıbey, ‘7,0 büyüklüğündeki bir depremden daha şiddetli olan patlamanın’ okul binalarının sağlamlığını ortaya koyduğunu da dile getirdi. Patlamanın sabahın erken saatlerde meydana gelmesini de şans olarak nitelendiren Balıbey, “Kağıthane emniyet müdürümüzün dediğine göre, patlama geç saatlerde olsaydı bu sokaklardan yüzlerce ceset toplanırdı.” diye konuştu. Olay yerine gelen Bayındırlık ve İskan Bakanı Abdülkadir Akcan da fabrikanın bölgedeki okullara yakın olmasına tepki göstererek, “Bu işin birinci derecede sorumlusu belediyelerdir” dedi.
|
|
17.02.2002
|
|
| |
Kentler, patlamaya hazır bomba gibi |
İstanbul Kağıthane’deki LPG patlaması, şehirlerdeki LPG ve benzin istasyonları tehlikesini bir kez daha gündeme getirdi.
LPG ve petrol tanklarıyla ilgili İstanbul’u bekleyen en büyük tehlike 7 büyük petrol şirketinin faaliyet gösterdiği Ambarlı Dolum Tesisleri. Petrol şirketlerine ait 150 civarında petrol tankı, Aygaz LPG tankları ile bir elektrik santralı ve doğalgaz dönüşüm santralının bulunduğu tesislerin etrafında yüzlerce apartman ve sitede oturan insanlar bulunuyor. Muhtemel bir patlama ve yangında veya depremde bölgenin tamamının zarar göreceği belirtilirken, tesislerde işlenen benzin ve uçak yakıtı gibi hemen tutuşabilen yakıtların işlendiği bir yer olması tehlikeyi daha da büyütüyor. Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Oğuz Gündoğdu, patlamaya hazır tesislerin bir an önce şehir dışına çıkarılmasını istiyor. Gündoğdu, “Muhtemel bir depremde bu tesisler yüzünden 500’ün üzerinde yangın meydana gelecek.” uyarısı yapıyor. Türkiye Yangından Korunma Vakfı (TÜYAK) Başkanı Haluk Yanık da, şehir içinde bulunan LPG tanklarında patlama ve yangın tehlikesinin önlenemeyeceğine dikkat çekiyor. Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Üzeyir Uludağ, “Kaçak yapılaşmanın yaşandığı ve imar yasalarının uygulanmadığı ve yüzde 70’i kaçak olan İstanbul’da binlerce bomba var. LPG ve benzin istasyonları, tüpgaz depoları bir an önce yerleşim yerleri dışına taşınmalı.” diyor. Uludağ’ın dikkat çektiği bir başka tehlike ise LPG kullanan araçların istenen şartları taşımaması ve yeterince denetlenmemesi. Türkiye genelinde yaklaşık 150 bin LPG’li araç var. İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde bu araçların gaz dönüşümleri istenen şekilde yapılmıyor.
Kağıthane’deki patlama, İstanbul gibi İzmir’de de gözleri, şehir içine konuşlandırılmış LPG tanklarına çevirdi. İzmir’de, bünyesinde LPG tankı bulunduran 14 kaçak istasyon var. Konak Belediye Başkanı Erdal İzgi, TSE belgeli her tankın şehir içine alınmaması gerektiğini ifade ediyor. İzgi, LPG tankı taşıyan tesislerin Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na bağlı sanayi il müdürlüklerinden izin aldığına dikkat çekerek, denetimi belediye olarak kendilerinin yapmasını istiyor. LPG istasyonlarının İzmir’de şehir dışına çıkartılmaları yönünde çalışmalar yapan İzmir Valisi Alaaddin Yüksel “Şehir içinde bomba.” olarak nitelendirdiği bu tür yerlerin denetimini artırmıştı. Geçtiğimiz günlerde bir genelge yayımlayan Vali Yüksel, LPG bayileri ve istasyonlarının güvenlik kurallarını ihlal ettiğine dikkat çekerek, gerekli birimleri uyarmıştı. Yüksel’in yaptığı açıklamaya göre, güvenlik kontrolleri sırasında şehir içinde bulunan 452 LPG perakende satış bayiinden 322’si incelendi ve bunlardan 162’sinin ruhsatsız olduğu tespit edildi. Ayrıca 60 LPG istasyonundan 18’inin ruhsatlı, 14’ünün imar durumu itibarı ile ruhsat verilemeyecek konumda olduğu belirlendi.
|
|
Fatih Uğur, Mustafa Yüksel
/ İstanbul / İzmir
17.02.2002
|
|
| |
‘Yeni şehir planı hazırlanmalı’ |
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) Başkanı Mesut Pektaş, belediyenin şehir içinde tehdit unsuru içeren işyerleri ve fabrikaları şehir dışına taşıma yetkisinin bulunmadığını açıkladı.
Pektaş, patlamanın olduğu Kağıthane’deki gibi işletmelerin işyerlerini şehir dışına taşımanın; ancak yeni bir şehir planı oluşturmakla mümkün olabileceğini söyledi. Pektaş, “Ancak daha önceden yapılmış bir plan içerisinde kurulmuş işyerlerini şehir dışına taşıma yetkimiz yok.” dedi. Pektaş, işyerleriyle ilgili olarak belediyenin tek yapabileceği şeyin güvenliği olmayan yerlere ruhsat vermemek olduğunu hatırlattı. Ruhsat Denetim Müdürü Fazıl Karasu ise belediyenin şehir içinde sadece 1. sınıf gayri sıhhi müesseselere (büyük fabrikalar) ruhsat verme yetkisinin olduğunu bildirdi. Buna göre bir işyerine ruhsat verilebilmesi için itfaiye raporu, çevre raporu, çalışma belgesi ve somut projelerin olması gerektiğini vurgulayan Karasu, bu yeterliliklere sahip olan işyerlerine 9 kişilik Gayri Sıhhi Müesseseler İnceleme Kurulu tarafından ruhsat verildiğini dile getirdi. Karasu, Kale Radyatör Fabrikası’nda yaşanan patlamayla ilgili olarak kendilerinin bir sorumluluğunun olmadığını dile getirdi.
|
|
Ahmet Dönmez
/ İstanbul
17.02.2002
|
|
| |
Hasar tespit ediliyor |
Kağıthane’deki patlamanın ardından çevre esnafı, zarar tespiti yaptırıp kayıt altına aldırmak için dükkanlarının fotoğraflarını çektirme telaşına düştü.
Esnaf ve sanatkarlar, zarar gören vitrinlerini kendilerine ait fotoğraf makineleriyle veya fotoğrafçı temin ederek görüntülemeye çalıştı. Patlamanın zarara yol açtığı yaklaşık bir kilometrekarelik bir alanda bulunan ev ve işyerlerinin camlarının tamamen kırıldığı gözlendi. Olayda ev ve işyerlerinde hasar meydana gelen vatandaşlar ‘kriz merkezi’ne başvurdular. Başvuruları değerlendiren Bayındırlık Bakanlığı görevlileri, hasar tespit çalışmalarını sürdürüyor.
|
|
17.02.2002
|
|
| |
‘Deprem oluyor sandık’ |
Patlamada yaralanan İsa Güleç, civardaki bir ekmek fırınında işçi olarak çalıştığını belirterek, “Büyük bir patlama meydana geldi. Kırılan camlar üzerimize gelmeye başladı. Ben de yaralandım. Çok korktuk. Deprem oluyor sandık.” dedi.
Şişli Etfal Hastanesi’ne kaldırılan yaralı Hamiye İşiyok da, patlamayı duyunca deprem olduğunu sanarak evinin penceresinden atladığını ve dizinden yaralandığını anlattı. Çevrede bulunan vatandaşlar, “Önce ışık geldi sonra patlama sesini duyduk. Deprem zannettik.” dediler.
|
|
17.02.2002
|
|
| |
İmamlar AB’ye girmek istiyor |
Milletvekillerine görüşlerini içeren bir rapor gönderen Din–Bir–Sen Genel Başkanı İsmail Karakaya, Avrupa Birliği’ne (AB) girmekten yana olduklarını ve küreselleşmeye karşı olmadıklarını bildirdi.
İmam, müezzin, vaiz ve Kur’an kursu öğreticileri, Avrupa Birliği’ne (AB) girmekten yana ve küreselleşmeye karşı değil. Türkiye Diyanet ve Vakıf Hizmetleri Birliği Sendikası (Din–Bir–Sen), bu durumu milletvekillerine de gönderdiği raporda dile getirdi. Olayı değerlendiren Din–Bir–Sen Genel Başkanı İsmail Karakaya, “Avrupa Birliği’ne girmeye, hatta bütün insanlık âlemi ile bütünleşmeye karşı değiliz. Çünkü bize onlardan bulaşacak bir kötülük kalmadı. Hatta bizler bu birlikteliğin en samimi taraftarıyız. Çünkü İslam dinini bütün insanlığa duyurmak, tebliğ etmek görevindeyiz. Ne var ki, bu görevi hakkıyla yerine getirebilecek hazırlığımız yok. Dilimiz yetersiz.” dedi. Din–Bir–Sen, camide görev yapan din adamlarının dışında kalan personele grev hakkının tanınmasını savunuyor. Din–Bir–Sen’in hazırladığı ve milletvekillerine de gönderilen raporda, din adamlarının görüş ve talepleri şöyle ifade edildi:
Eğitim: Din adamları, 8 yıllık eğitime değil, kesintisiz 8 yıllık eğitime karşı. İmam hatip liseleri ile diğer meslek liselerinin orta kısımlarının yeniden açılmasını, İHL mezunlarının düz lise mezunları gibi üniversitenin her dalına puan kaybetmeden girebilmesini istiyor. Kur’an kurslarının yeniden açılmasını talep eden din adamları, ilk ve orta dereceli okullarda din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri okutulmasını savunuyorlar.
Üniversiteler: Üniversiteler yeterli eğitim vermeli ve başörtüsü yasağı kalkmalı.
Avrupa Birliği: Din adamları, Avrupa Birliği’ne girmeye, hatta küreselleşmeye karşı değil.
Toplum: Cuma günlerinde ve Ramazan aylarında mesailer ibadet vakitlerine göre ayarlanmalı. Müftülükler hiç değilse muhtarlıklar kadar yetkili olmalı, nikah kıyma işi müftülere verilmeli. Vakıfların açtığı üniversite ve okullara farklı davranılmamalı.
Yönetimde adalet: Kamu, sivil toplum kuruluşlarına adaletli yaklaşmalı.
Din görevlilerinin eğitimi: İlahiyat ön lisans diplomasındaki ‘din hizmetleri dışında geçersizdir’ ibaresi ve bu eğitimin dört yılda tamamlanması mecburiyeti kaldırılmalı. Açıköğretimde 4 yıllık ilahiyat eğitimi başlatılmalı.
Diyanet ve halkın aydınlatılması: ‘Diyanet televizyonu’, ‘Diyanet radyosu’, günlük ‘Diyanet gazetesi’ ve her dilden Diyanet dergileri çıkarılmalı.
Diyanet ve sosyal hizmetler: Huzurevi, yetiştirme yurdu, çocuk yuvası, özürlüler merkezi gibi yerlerde din hizmeti kadroları artırılmalı.
Diyanet, sokak çocuklarıyla yakından ilgilenmeli.
Ekonomik durum: En düşük ücrete sahip olan din görevlilerinin ücretlerinde iyileştirme yapılmalı. Din hizmetleri tazminatı artırılmalı.
Sosyal tesis: İmamevleri kurulmalı.
Hanım görevliler: Doğum ve süt izinlerinde ücret ödenmeli.
Belediye hizmetleri: Din görevlileri toplu taşım araçlarından ücretsiz, en azından indirimli olarak yararlanmalı.
Kadro: Kadrosuz camilere kadro verilmeli, boş olan kadrolar en kısa sürede doldurulmalı.
Hac, yurtdışı: Bu görevlerde yazılı imtihan yeterli olmalı.
Rotasyon, izin ve yaz kursları: Rotasyon 15 yıl aynı camide kalanlara uygulanmalı. Tatil ve bayramlarda çalışan din görevlilerine mesai ödenmeli.
|
|
Şahin Ali Şen
/ Ankara
17.02.2002
|
|
| |
Kardeşlerine bakmak için okulu bıraktı |
Sevim Baran henüz 13 yaşında. Hasta annesi ve özürlü üç kardeşine bakıyor. Kardeşlerine dadılık, hemşirelik hatta annelik yapıyor.
Gümüşpala İlköğretim Okulu’na devam eden Sevim, kardeşlerine bakabilmek için geçen yıl okulunu bırakmak zorunda kaldı. Her yıl takdir ve teşekkür aldığını söyleyen Sevim “Kardeşlerimin bana ihtiyacı vardı, nasıl olur da bu şartlarda okuyabilirim?” diyor. Baran ailesi Mardin’in Sağur Yazılı köyünden 18 yıl önce, İzmir Karşıyaka’nın Gümüşpala semtine göç etmiş. Ailenin 5 çocuğundan 3’ü zeka özürlü. 11 yaşındaki Songül, 10 yaşındaki Mazlum, zihinsel özürlü olmasının yanı sıra yürüyemiyorlar da. Çocuklara 11 yıldır bakan anne Behiye Baran’ın, çocukları sırtında taşımaktan omuriliği incinmiş. Her gün bez yıkadığı için elleri tutmaz hale gelmiş. Geçen yıl doğan Fatmanur’un da zihinsel özürlü olduğunun anlaşılmasından sonra anne Baran, çareyi Sevim’i okuldan almakta bulmuş. Şimdi bezleri Sevim yıkı- yor. Baba İbrahim Baran el arabası ile mahalle mahalle dolaşarak çerez satıyor. Evin büyük oğlu Bekir’se (16) işsiz. Hayırsever bir işadamının kendisine iş vermesini bekliyor.
|
|
Ömer Oruç
/ İzmir
17.02.2002
|
|
| |
Susurluk sanığı Ersoy: Öcalan’a suikast yapacaktık |
Susurluk Davası’nda mahkum olan özel timci Oğuz Yorulmaz ve Ercan Ersoy, önceki akşam gazeteci Hakan Aygün’ün hazırlayıp sunduğu Habertürk Tv’deki Ekstra Basın Kulübü programında konuştu. Daha önce bir gazeteye röportaj veren özel timci Ayhan Çarkın ise programa telefonla katıldı.
Özel timci Ercan Ersoy, Abdullah Öcalan’a suikast yapmayı planladıklarını ve bunu uzun süre konuştuklarını söyledi. Planın, tamamen “imha’’ üzerine kurulu olduğunu belirten Ersoy, “Lav silahları, havan toplarıyla Öcalan’ı yok etmeyi planlıyorduk. Ancak bunu başaramadık.’’ diye konuştu. Oğuz Yorulmaz, Susurluk kazasının kesinlikle planlı bir suikast olmadığını savundu. Kazaya kadar Sedat Bucak yüzünden takip edildiklerini sandığını belirten Yorulmaz, kazadan sonra Abdullah Çatlı için izlendiklerini anladığını belirtti. “Bir daha kendilerinin yaptığı gibi operasyonel görevler için devletin adam bulamayacağını” iddia eden Çarkın, “Bizim birlikte çalıştığımız terörle mücadele birimlerinin tümü şu anda da çalışıyor. Ama neden onlar da bizimle birlikte yargılanmadı?’’ dedi.
|
|
Birol Aydın
/ İstanbul
17.02.2002
|
|
| |
Ufuk Akın’ın ‘Zaman’la ilgisi yok |
Hürriyet ve Star gazetelerinde DYP Afyon Milletvekili İsmet Atilla’nın verdiği soru önergesi kaynak gösterilerek verilen haberlerde, Sağlık Bakanı Osman Durmuş ve Sağlık eski Bakanı Halil İbrahim Özsoy tarafından Zaman Gazetesi eski muhabiri Ufuk Akın, Türkiye Gazetesi eski muhabiri Sami Hünerli ve Başkent Gazetesi kurucusu Ali Pala’ya para aktarıldığı ifade edildi. Habere konu olan Ufuk Akın’ın Zaman Gazetesi ile ilişkisi yok.
Zaman’da 1 Nisan 1993 tarihinde işe başlayan Ufuk Akın, 31 Temmuz 1995 tarihinde kendi isteği ile kurumdan ayrıldı. O tarihten sonra hiçbir ilişiği kalmayan Ufuk Akın’la ilgili iddialara Zaman’ın da adının karıştırılması üzüntüyle karşılandı. Sağlık eski bakanlarından Halil İbrahim Özsoy, 30 Haziran 1997-11 Ocak 1999 tarihleri arasında görev yaptı. Ufuk Akın, Özsoy ve Osman Durmuş’un bakanlıkları döneminde Zaman’da görev almadı.
|
|
/ İstanbul, Zaman
17.02.2002
|
|
| |
‘Diyanet, Çankaya Köşkü'ne bağlansın’ |
Türkiye Diyanet ve Vakıf Görevlileri Sendikası (Din–Gör–Sen) Genel Başkanı Ahmet Yıldız, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Cumhurbaşkanlığı’na bağlanmasını istedi. Din–Gör–Sen Samsun Şubesi’nin, 2. olağan genel kurul toplantısına katılan Yıldız, Yükseköğretim Kurulu gibi bağımsız hareket edebilen bir diyanet işleri başkanı istedi.
Yıldız, din görevlilerinin yılda 120 gün ek hizmet verdiğini belirterek konuşmasına şöyle devam etti: “Memurlar içinde en fazla din görevlileri çalışıyor. Ama karşılığını alamıyor. Din görevlileri asosyal olarak görülüyor. Ama Türkiye Diyanet ve Vakıf Görevlileri Sendikası din görevlilerini sosyalleştiriyor. Biz dünyada bir ilki gerçekleştirdik. Bazı sendikaların karşı çıkmasına rağmen Din Gör–Sen’i kurduk.” diye konuştu.
|
|
Mustafa Çakır
/ Samsun
17.02.2002
|
|
| |
Kapkaççı, kadının başını duvara çarptı |
Ankara'da bir kapkaççı, çantasını vermemekte direnen bir kadının başını saçından tutarak duvara vurdu. Kadın, canını kurtarabilmek için çantayı bırakmak zorunda kaldı.
Mehtap Mercanoğlu adlı kadın, önceki akşam saatlerinde evine giderken Dikmen’de bir kapkaççının saldırısına uğradı. Çantasını kaptırmaya niyeti olmayan Mercanoğlu, direnişe geçti. Ancak kapkaççı, çantayı almadan Mercanoğlu’nu bırakmadı. Mercanoğlu’nu saçlarından tutup kafasını apartmanın duvarına vurmaya başladı. Çaresiz kalan Mehtap Mercanoğlu, canını kurtarmak için çantasını bıraktı. Çantayı kapan kapkaççı Kango marka aracıyla kayıplara karıştı.
|
|
Yılmaz Şahin, Köksal Yıldırım
/ Ankara
17.02.2002
|
|
| |
Adnan Oktar’ın evi arandı |
Kamuoyunda “Adnan Hoca” olarak bilinen, Bilim Araştırma Vakfı Fahri Başkanı Adnan Oktar’ın evinde polis tarafından arama yapıldı.
Oktar’ın Kandilli’de bulunan evine giden İstanbul Organize Suçlar Şube Müdürlüğü ekipleri, burada arama yaptı. Yaklaşık 1,5 saat süren aramanın ardından polisler evden ayrıldı. Oktar’ın avukatı Şevket Can Özbay, İstanbul DGM’nin talimatıyla yapılan aramanın ardından görevli polislerin “herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı” yönünde tutanak düzenlediklerini söyledi. Aramanın ardından evin bahçesinde basın mensuplarına açıklama yapan Adnan Oktar da, “DGM’nin emri üzerine arama yapıldı. Temiz çıktık, bir kez daha aklandık.” dedi.
Bu arada, perşembe günü gözlem altına alınan ve “Adnan Hocacılar” olarak bilinen gruba üye oldukları öne sürülen 4 kişi İstanbul DGM’ye sevk edildi. Nöbetçi savcı, söz konusu 4 kişiyi serbest bıraktı.
|
|
/ İstanbul, aa
17.02.2002
|
|
| |
Türkiye, 2 Kıbrıs büyüklüğünde tarım arazisi kazanıyor |
50 yıl önce kaçakçılığı önlemek için Suriye sınırına yerleştirilen mayınlar temizleniyor. Proje, Olağanüstü Hal Bölge Valisi Gökhan Aydıner ile 7. Kolordu Komutanlığı tarafından hazırlandı. Türkiye, 3,5 milyon dönümlük atıl arazinin tarıma kazandırılmasıyla yılda 3,5 katrilyon liralık gelir elde edecek.
1950’li yıllarda, kaçakçılığı ve yasadışı geçişleri önlemek için Suriye sınırına yerleştirilen mayınlar temizleniyor. Geçtiğimiz yıl, Olağanüstü Hal (OHAL) Bölge Valiliği’nin girişimleriyle gündeme gelen ve bu yıl etüt çalışmalarına başlanan proje sayesinde yıllardır atıl durumda kalan 3,5 milyon dönümlük arazi tarıma kazandırılacak. Söz konusu arazilerin Türk ekonomisine yılda 3,5 katrilyon liralık katkı sağlaması bekleniyor. İki Kıbrıs adası büyüklüğündeki mayınlı arazi 50 yıldır işlenemiyor. Uzmanlar, bu sebeple Türkiye’nin, şimdiye kadar yaklaşık 200 katrilyon liralık bir maddi kaybı olduğunu belirtiyor.
OHAL Valisi Gökhan Aydıner, 7. Kolordu Komutanlığı ile işbirliği halinde hazırladıkları projenin bölgede büyük bir ilgiyle karşılandığını söyledi. Aydıner, proje sayesinde Türkiye’nin çok önemli bir kaynağa kavuşacağını vurguladı. Çeşitli ziyaretler için bölgede bulunan Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu ise iki yıl içerisinde tamamlanacak olan çalışmalar için özel araçlar temin edileceğini kaydetti. Mayınlı bölgelerin tarım arazisi olduğu için ülke ekonomisine büyük kayıplar getirdiğini ifade eden Çakmakoğlu, kazanılan arazilerin çiftçilere satılacağını belirtti. Mayınlı arazilerin tarıma kazandırılmasının bölge insanını da psikolojik olarak rahatlatacağına dikkat çekiliyor. Antakya Ziraat Odası Başkanı Celal Civelek, bu noktaya işaret ederken, “Proje son derece isabetli.” diye konuştu. Bu arada Kilis Milletvekili Mehmet Nacar, kararın Suriye ile ilişkileri de sağlıklı bir zemine oturtacağını ileri sürdü. Gelinen noktada sınırların mayınlarla korunmasına gerek kalmadığını aktaran Nacar, “Mayınların gölgesinde yaşayan insanlarımız kendilerini daha rahat hissedecekler.” dedi.
Son yıllarda, gerek Güneydoğu’daki terörün azalması gerekse Suriye ile olan ilişkilerdeki yumuşama ile gündeme gelen mayınlı arazilerin hikayesi üzücü bir olayla başlar. 1952'de, Mardin’de kaçakçılarla gümrük muhafaza memurları arasında çıkan bir çatışmada iki memur hayatını kaybeder. Bunun üzerine, Başbakan Adnan Menderes –o zaman ilçe olan– Mardin Kaymakamı Kamuran Çuhruk’u çağırır ve böyle bir hadisenin bir daha yaşanmaması için Suriye sınırının baştan başa mayınlanması talimatını verir. Çok geçmeden Mardin’den başlanarak Şanlıurfa, Kilis ve Hatay illeri boyunca toplam 700 kilometre uzunluğundaki sınır şeridi mayınlanır. Döşenen mayınlar, kaçakçılığı önleyemezken pek çok kişinin mağdur olmasına sebep oldu. Mayınlara basan yüzlerce kişi hayatını kaybetti; bir o kadarı da sakat kaldı. Bu sebeple sınırdaki hemen her yerleşim biriminde hüzünlü hikayelere rastlamak mümkün. 52 yaşındaki Süleyman Aldanmaz da bunlardan biri. 1970’de kaçakçılık yaparken bastığı mayının patlaması sonucu ölümden dönmüş. Bir ayağını kaybeden Aldanmaz, “Başka bir gelirim olmadığı için kaçakçılık yaparak geçimimi sağlıyordum. Birçok arkadaşım gözümün önünde hayatını kaybetti.” diyor.
3 ile 27 dolar arasında maliyeti bulunan 1 mayının temizlenmesi 1000 dolara mal oluyor. Su ve çevre faktörlerinden de etkilenmeyen mayınlar ortalama 75 sene yerleştirildiği toprakta aktif olarak çalışabiliyor.
|
|
Hamza Erdoğan
/ Antakya
17.02.2002
|
|
| |
3 bin 500 çift aynı anda evlendi |
Güney Kore’de ‘Birleştirme Kilisesi’, dün düzenlediği törenle 186 ülkeden gelen 3 bin 500 çifti evlendirdi. Başkent Seul’deki Güney Kore Olimpik Stadyumu’nda gerçekleştirilen tören uydu ve internet aracılığıyla da izlendi.
Törene eşiyle birlikte katılan Güney Kore doğumlu Papaz Sün Myung Moon, töreni yönetirken, bazı gelin ve damatların, farklı sebeplerden törene katılmayan eşlerinin resimlerini tuttuğu gözlendi. Titanic filmi müziği eşliğinde yapılan töreni 10 binden fazla kişi izledi. Moon’un kutsadığı çiftler, hiçbir zaman boşanmayacakları ve aile üyelerine şiddet kullanmayacakları sözü verdi. Moon Tarikatı önderi 13 çocuk sahibi Papaz Sün Myung Moon’un, 1954 yılında Seul’de kurduğu ve dünyada 4,5 milyon müridi bulunan kilise, ilk toplu nikah törenini 1961 yılında 33 çifti evlendirerek yapmıştı.
|
|
/ Seul, aa
17.02.2002
|
|
| |
Dünyanın ikinci genetik bebeği doğdu |
Dünyanın ikinci, İngiltere’nin ise ilk genetik özellikleri önceden belirlenmiş bebeğinin doğduğu açıklandı. Kız olduğu belirtilen bebeğin, kan kanseri olan ağabeyinin tedavisine yardımcı olacağı kaydedildi.
Adı açıklanmayan bir ailenin, yine adı açıklanmayan bir klinikte dünyaya gelen bebeğinin sağlıklı olduğu bildirilerek, bu gelişmenin İngiltere’de ‘sağlık için genetik özellikleri önceden belirlenmiş bebek dünyaya getirilmesi’ tartışmasını alevlendireceği belirtildi. Aile, bebeklerinin öne sürüldüğü gibi sırf daha iyi, güzel veya akıllı olması için tasarlanmadığını, amacın bir başka çocuğun yaşamının kurtarılması olduğunu vurguladı. Aile, açıklama yapmalarının sebebinin ise bu durumdaki diğer ailelerin de söz konusu teknikten yararlanmalarını sağlamak olduğunu öne sürdü. Bu arada ülkede konuyla ilgili klinik açma girişiminde bulunan Dr. Muhammed Tarannisi, halen dünyanın değişik yerlerinde üç kadının daha bu tür başlatılan hamileliği sürdürdüğünü açıkladı. Tarannisi, bu amaçla dünyaya getirilen çocukların sevilmeyeceği gibi düşüncelerin de yanlış ve mantıksız olduğunu savundu.
Dr. Tarannisi, perşembe akşamı doğan bebeğin aile tarafından büyük bir sevinçle karşılandığını anlattı.
|
|
/ Londra, aa
17.02.2002
|
|
|
|
|

|
Zaman'da Bugün
17 Şubat 2002
|
|

Zaman Spor
Haberler
|
|
|
|