‘Yahudiliğe girmek adamı pişman ettirir’
Yahudi cemaatinin lideri Bensiyon Pinto, beş yüz on yıldan beri Türk devletinin başındaki cumhurbaşkanına cumartesi günü, her düğünde, her bayramda hutbe okunduğunu söyledi. Pinto, “Biz Sayın Ahmet Necdet Sezer’in adına belki yılda yedi yüz–sekiz yüz sefer dua ediyoruz her bir sinagogda.” dedi. Nuriye Akman’a konuşan Bensiyon Pinto, İsrail’in Filistin politikası konusunda fevkalade üzüntülü olduklarını kaydederek, “Kim haklı kim haksız tartışacak değiliz. Ben dünya devlerini suçluyorum. Bu işe bir son vermek lazım. Analar ağlıyor, çocuklar ağlıyor. Mustafa’nın çocuğu, Avram’ın çocuğu fark etmez.” dedi. Pinto, “Birlikte yaşama sanatının ustaları olarak kabul edilen Yahudiler, İsrail’deki çatışmaların durdurulması için, insanlığı bu sanatkarlıklarından yararlandırmak istiyorlar mı?” sorusuna ise şu cevabı verdi: “Bizi kimse takmaz. Ben barış için birçok şeylerin feda edilmesini arzu ediyorum; ancak bunu İsrail Devleti'yle konuşsanız o size başka argümanlar getirecek, Araplarla konuşsanız başka argüman.” Yahudi Cemaati Lideri BENSİYON PİNTO, Cemaat müşavirlerinden SİLVYO OVADYA, Cemaat Başkan Vekili LİNA FİLİBA’nın Türk Yahudilerine dair görüşlerini aktarmaya dün başlamıştık... Bugün sohbette derinleşiyoruz...
– Entegre olacaklar ama asimile olmayacaklar! Türk Yahudileri sırat köprüsü üzerinde mi?
–P: Bu, diasporada yaşayan bütün azınlıkların sorunu. Tabii yaşadığınız topluma entegre olmak; ama geleneklerinizi, benliğinizi de kaybetmemek lazım. Mesela cuma akşamı Yahudiler için çok kutsaldır. Şabatı tatbik etmek lazım. Nedir o? Ailecek yemek yeyip, birlikte haftayı değerlendirmek.
–O: Cumhuriyetin ilk dönemlerinde, Yahudileri ayırt etmek kolaydı. Konuşmasıyla, giyim tarzıyla vs. Bizim neslimizde okunulan okullar aynıdır, aynı şeylerden zevk alınmıştır. Asimilasyon çok daha kolaydır. Daha üst düzeyde çalışan kişiler benliklerini biraz daha fazla kaybediyorlar. Bunun neticesinde karma evliliklerin sayısı artıyor.
–Osmanlı bürokrasisinde çok sayıda Yahudi vardı. Şimdi öğretim üyelerini saymazsak pek memur yok. Nedir bu işin yasal ve psikolojik boyutları?
–O: Cumhuriyetin ilk dönemlerindeki Türkleştirme çizgisinde, Müslüman olmayanlar memurluktan soğutuldular. Dini azınlıklara mensup kişilerin savcı veya yargıç olabilmek için müracaat etmediği de doğru.
–Orta ve uzun vadeli planlarınızın arasında daha fazla Yahudi memuru olsun, bir Yahudi başbakanımız olsun gibi bir hedefiniz var mı?
–O: Biz realistiz. Olmaz. Mümkün değil. Çünkü hâlâ “Benden değilsin.” diyor. Dışişleri’ne hiçbir Müslüman olmayan kişi alınmadı bugüne kadar. Dini azınlıkların süper kişilerinden devletin istifade etmesi lazımdır.
–Niye bir programınız yok insanlarınızı teşvik için?
–P: Cemaat bunu yapmaz. Bakın, ara sıra buraya telefon ederler. Derler ki “Sizin bir dindaşınız bizim paramızı ödemiyor, buna bir müdahale edin”. Biz diyoruz ki “Bu kişi Müslüman’sa Diyanet İşleri Başkanlığı’nı mı arıyorsunuz?”
–Türkiye Yahudileri muhafazakar mıdır, liberal midir?
–P: Daha çok muhafazakardır; ama liberal olanlar da mevcuttur. 1960’a kadar hep milletvekillerimiz oldu. Demokrat Parti’de iki şehit verdik. Bakın öldü demiyorum şehit diyorum.
–Demin dikkat ettim, “inşallah” diyordunuz...
–P: Tabii. Bismillah derim arabama bindiğim zaman.
–O: Ben Bismillah demem de, Yahudiler Türkçe Tanrı lafı yerine Allah’ı kullanırlar.
–P: Tanrı kelimesi çok sıcak gelmiyor bana. Bir daha dünyaya gelsem yine Türkiye’de yaşamak isterim. Niye devlet bize görev vermiyor? Bugün de vermeyecek, yarın da vermeyecek; ama Türkiye daha bir yerine otursun, aşacak bunları.
–Karma evliliklerde, Yahudi kadın– Müslüman erkek mi, Yahudi erkek– Müslüman kadın evliliği mi daha fazla?
–O: Yahudi erkek– Müslüman kadın evliliği. Boşanma da çok yüksek Türk Yahudi toplumunda.
–Yahudi erkeği daha mı esnek?
–O: Bence öyle.
–L: Alternatif de daha fazla. Genellikle iş ortamında tanıdığı hanımlarla evleniyor.
–Yahudilik anneden gelen bir din. Yahudi kadını dinine sahip çıkıyor belki.
–P: Kadın belki daha seçici ve daha geleneklerine bağlı.
–O: Yahudi erkekle Müslüman kadın evlendiğinde çocuğun nüfusunda Yahudi yazıyor. Fakat Yahudi din kurulları bunu kabul etmiyor. Yahudi kadın, Müslüman erkekle evlendiğinde çocuğun nüfusunda Müslüman yazıyor; fakat Yahudi kabul ediliyor.
– İnternette okudum, Müslüman kadınla evlenen bir Yahudi, çocuğunu Hahambaşılığın sünnet etmediğinden yakınıyordu.
–P: Yalan söylüyor. Eğer kadın veya erkek Yahudi’yse ve çocuğunu Yahudi ilkelerine göre sünnet yapmak istiyorsa biz o sünneti yaptırırız. Ancak o sünnetin yapılışı yedinci gün değil de on beşinci gündür.
–Peki bu “ne Yahudi, ne Müslüman” çocukların durumu ne olacak? Amerika’daki gibi bir reform Yahudiliği neden söz konusu değil?
–P: Biz dinde reformu uygun görmüyoruz. Bu adam ileride din seçme hakkına sahip.
–Sonradan gelince siz onu Musevi kabul edecek misiniz?
–O: Tüm gereklerini yerine getiriyorsa tabii ki kabul ederiz. Yahudiliğe dönme var; ama adamı pişman ettirir. Çok zor bir prosedürü vardır. İki senelik bir eğitime tabi tutulur. Çünkü göstermelik olarak bu dine girilsin istenmiyor.
–Oysa bir insan kelime–i şehadet getirdiği zaman otomatikman Müslüman olur...
–L: Museviliğe girmek her zaman çok zor olmuştur.
–P: Ben Yahudi doğduğum için dini tatbikatlarımı yaparım yapmam kimse bana bir şey diyemez. Ama biri eğer bu dine intisap etmek istiyorsa hakikaten çok zahmetli bir olay. Değer mi değmez mi tartışılır.
–O: Mesela koşeri takip etmesi lazım. Bir restauranta gidersiniz yersiniz tamam; ama evde Yahudi mutfağını kurmak, etliyi sütlüyü ayırmak zor.
–Sizler uyuyor musunuz ki buna?
–P: O soruyu sorma!
–O: Türkiye’deki Yahudilerin sadece yüzde bir buçuğu uyuyor.
–Siz buna uymazken, yazık değil mi Musevi adaylarından istiyorsunuz?
–P: Biz de zaman zaman bunu düşündük; ama din adamlarının alanına girmeyiz. Konuyu tartışmaya bile açmayız. Din adamlarının da bizim cemaat idaremize kendilerine göre fikir vermelerini arzu etmeyiz.
–Ama verirler. Zaten Hahambaşı seçti sizi!
–P: Prosedür olarak öyle. Hahambaşı başımız tabii verir; ama din adamı sivil idareye girmemesi lazım.
–O: Yahudi dinini tamamen uygulamaya kalktığınızda katılığın zirvesindedir. Hiçbir esneklik yoktur.
–P: Cumartesi günü arabaya binilmez. Ee ben arabamı kullanıyorum, eşimi alıp deniz kıyısına gidiyorum.
–Hahambaşı size “Sen cemaatin liderisin. Sen böyle yaparsan öbürleri ne yapmaz” demiyor mu?
–P: Hiç demez. Sinagoglara kimsenin yayan gidecek hali yok. O sinagoğu hizmete sokanlar da arabayla gidiyorlar.
–Hahambaşı nasıl gidiyor?
–O: Yakın olan bir yere gidiyor.
–Ama elektrikleri yanıyor!
–P: O yakmıyor, onların otomatik reostaları var.
–Bir gün evvelden yanık bırakılır, öyle değil mi?
–P: Evet saatli fırınları da var. On iki dersin, fırın on ikide açılır, yemekleri ısınır.
–Beni ayıplamayın, katiyen saygısızlık yapmak istemem; ama bu biraz “kılıfına uydurmak” gibi olmuyor mu?
–O: Nuriye Hanım İsrail’e giderseniz büyük otellerde asansörlerin nasıl durdurulduğunu görürsünüz. Düğmeye basmazsınız. Şabat asansörü vardır, her katta durur. Bunu çoğumuz uygulamıyoruz Türkiye’de.
–Cemaatin psikolojisinde temel içgüdü korku mu?
–P: Hayır. Dinim Yahudi ama ben din, ırk, mezhep ayırmaksızın herkese yardımcı olmaya bakarım.
– Tevrat’ta Yahudilerin seçilmiş bir ırk olduğu inancı var. Özetle “Tanrı Yahudileri daha çok sever!” Bu sizinle bağdaşan bir anlayış mı?
–P: Tevrat beşbinsekizyüz yıl evvel yazıldı. Orada hangi psikozla niçin böyle yazıldığını bilmiyorum.
–L: Bunu ayrıcalık olarak algılamıyoruz. Tanrı daha çok sorumluluk yüklemiştir Yahudilere.
–P: Ben insanlar arasında ayrım olduğuna inanmıyorum. Bu benim şahsi görüşüm. Müslüman bir çocuk acı çekiyorsa, bir Yahudi, bir Hıristiyan çocuk acı çekiyorsa benim için aralarında fark yoktur. İnsanlara sarılmak, sevmek lazım.
–O: Tevrat’ta seçilmiş kavim diye bir şey yer alıyor ve çok dindar olan kesimde buna değer verenler olabilir. O zaman da Tanrı kavramını daha fazla ortaya koymaları gerekir o kişilerin.
–Öyleyse İsrail’in Filistin politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
–P: İnsanlık adına fevkalade üzüntülüyüz. Kim haklı kim haksız tartışacak değiliz. Ben dünya devlerini suçluyorum. Bu işe bir son vermek lazım. Analar ağlıyor, babalar ağlıyor, çocuklar ağlıyor. Mustafa’nın çocuğu, Avram’ın çocuğu fark etmez. Menfaatlerin icabı dünyanın her yerinde savaş var. Nasıl ki Nazi Almanya’sı altı milyon Yahudi’yi katlettiyse ve iki milyon kadar da Çingene’yi katletti; ama kimse Çingene’nin hesabını sormuyor.
–Çingene’nin hakkını savunmak büyük incelik. Acaba bulundukları toplumda “birlikte yaşama sanatının ustaları” olarak kabul edilebilecek Yahudiler, İsrail’deki çatışmaların durdurulması için, insanlığı bu sanatkarlıklarından yararlandırmak istiyorlar mı?
–P: Güzel bir sual; ama bizi kimse takmaz. Ben barış için birçok şeylerin feda edilmesini arzu ediyorum; ancak bunu İsrail devletiyle konuşsanız o size başka argümanlar getirecek. Araplarla konuşsanız başka argüman.
–Entelektüel düzeyde bir şeyler yapmayı denediniz mi? En azından Türk Yahudilerinin fikrini açıkça söylemek yararlı olmaz mı?
–O: Biz öyle bir şeye bulaşmak istemiyoruz.
–İyi ama sadece kuru kuru insanları sevmenin bir yararı var mı?
–P: Biz bu fikirlerimizi İsraillilere söylüyoruz buraya geldiklerinde. Hatta yanlışlıklar yaptıklarını da söylüyoruz.
–O: Türk Dışişleri Bakanlığı onları mutlaka bize de yönlendiriyor ve biz mutlaka onlarla bir akşam yemeği gibi bir faaliyet yapıyoruz.
–P: Orada bir kısım aç ve sefilse öbürleri müreffeh yaşıyorsa bu barış olmaz. Dünyanın Filistin’e eğilmesi lazım. Orayı onarması, o insanlara sosyal bir hayat sağlaması lazım. Bunları yaparsa o barış zaten kendiliğinden gelecektir.
–Sizlerden, diasporadaki Yahudileri hareketlendirecek bir şey beklemek haksızlık mı olur?
P: Benim cemaat olarak, etik olarak, konsept olarak bu işlere girmemem lazım. Kissinger İsrail’e gitti. Goldemeir dedi ki: “Ya Henry bana bunu yap, şunu yap.” Dedi ki ona Kissenger: “Ben önce Amerikan vatandaşıyım. Sonra Dışişleri Bakanı’yım, sonra Yahudi’yim.” Goldemeir bunun üzerine dedi ki: “Yanılıyorsun Henry, sağdan sola yazılır İbranice!” (Kahkahalar)
–L: Yahudiler, yaşadığı ülkenin kanunlarını sahiplenir. İsrail hakkında bazı fikirleri varsa bile kendileri İsrail dışında yaşadıkları için İsrail’de yaşayan kardeşlerinin yaptıklarını değiştirme yetkisini kendilerinde görmezler.
–“İki bin yıldır Yahudilere eziyet edildi. Şimdi o eziyetlerin faturası çıkarılıyor.” diyen Yahudi entelektüelleri var.
–P: “İki bin yıldır Yahudiler azap çekti; şimdi biz bu faturayı Filistinlilere ödetelim.” diyenler varsa kötü düşünüyorlar. Bunu sadizm olarak nitelendiriyorum. Bakın, Yahudiler diasporada yaşadıkları ülkenin bayrağına hep bağlıdırlar. Beşyüzon yıldan beri Türk devletinin başındaki cumhurbaşkanına cumartesi günü her düğünde, bayramda hutbe okunur. Biz Sayın Ahmet Necdet Sezer’in adına belki yılda yediyüz– sekizyüz sefer dua ediyoruz her bir sinagogda.
–Amerika’daki Yahudi lobisinin Tayyip Erdoğan’a gösterdiği samimiyeti ve ılımlı İslam’a karşı esnekliklerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
–P: Türkiye Cumhuriyeti’ne faydalı olabilecek her işin yanındayız. Sayın Tayyip Erdoğan, jewish lobiye partisinin programını anlatmıştır. Onlar da onu dinlemiştir. İslam’ın dünyada çok mühim bir rol oynadığına inanıyorum. Buna bütün dünya inanıyor. Eğer bu misyonu Sayın Tayyip Erdoğan yükleniyorsa ve bunu yapacaksa böyle söylemleri hakikaten dünyanın desteklemesinde fayda var. Ama bu sözlerim, cemaatim o görüşü destekliyor diye anlaşılmasın.
–Bir Nesim Malki olayı var. Son Örümcek Operasyonu’nda adı geçen Erol Kohen var. Ondan evvel bu İSKİ skandalında bir sürü Musevi işadamının adı geçti. Bunlar sizi nasıl etkiledi? (Teyp kapatıldı. Bir süre sonra açıldı.) Bu tarz yolsuzluklara adı karışanları fark edip çürük elma gibi içinizden teşhir etme yoluna gittiniz mi?
–P: Hayır, hiç ilgilendirmiyor. Hiç etkilemiyor.
–O: Birinin bir hırsı varsa, bir şey yapmak istiyorlarsa kendi bileceği iş. Sonuçlarına da kendi katlanır.
–Sayınız az. Bir pislik varsa ister istemez size de sıçrar diye düşündüğünüz de olur mu?
–O: Yok. Yahudiler birbirinden sorumlu duruma getirilmiş. Siz banka soyarsanız, arkadaşınız mı sorumlu olur? İkiniz de Müslüman’sınız. Şimdi o banka soyarsa niye ben soymuş oluyorum?
|