Sergenleştirmediklerimizden misiniz?
Bilmem farkında mısınız; ekonomik dikey iniş bir tarafa, ahlakı çok dar ve sübjektif bir alana hapsedip, öznelleştirdikçe, bir bumerang gibi gelip tepemize çarpan ahlaksızlık ya da –deyim ne kadar yerinde bilmiyorum– etiksizlik bir zehirli sarmaşık gibi sarıyor her tarafımızı. Ve işin en trajikomik kısmı ise, biz bunlara bakmadan dibine kadar, sağlık, mutluluk, refah, eğitim, yurtseverlik, zenginlik, ibadet, yardım, namus, sadakat… gibi taleplerimizi yüksek sesle dillendiriyoruz... Mesela; daha düne kadar başörtüsü meselesini çarpıtıp, zulmü bile bile içine sindirip, demokrasiyi rafa kaldıranların, Erdoğan’ın –belki hiç gereği yokken– buyurduğu ‘içki yasağı’ konusunda aniden katıksız demokrasi talepçileri kesilmesi gibi.
Şuuru geçici kayba uğramış bir toplum halinden ziyade, belleği silinmiş kolektif refleksli tuhaf bir organizma gibi görünen bu yapıda mizahı aşan çelişkilere günübirlik rastlamamak ne mümkün?
İşte bir gazetede geçen gün birinci sayfada manşetten ‘Şike çetesi’, spor sayfasında ise yine manşetten, ‘İrtica operasyonu’ haberinin aynı güne denk gelmesi de böylesi bir mizahi durumun çarpıcı örneği! İşin en ibret verici yönü ise, futbolcuları ‘irticacı’ diye takımdan kovan teknik direktörün ‘rüşvetçi’ olarak gazetelerde isminin, resminin ve konuşma metninin yer alması... En başta verdiğimiz, ahlakı öznelleştirerek söndüren bireyin, tuhaf ve algorik bir ‘laik ahlak’ modeli oluşturarak ona göre hüküm vermesinden başka bir şey değil bu.
Bakın şu ilginç tesadüfe! –yoksa tevafuk mu demek lazım!–
8 Aralık 2001 tarihinde Göztepe–G. Antep maçı esnasında bir grup futbolcunun namaz kılma istemini, teknik direktör Samet Aybaba, tehlikeli bir ‘irticai’ girişim olarak görüyor. Aynı gazetenin iddiasına göre, Aybaba, bu kişilerin ‘biletini’ kesiyor. Futbolculardan biri Rizespor’a, diğeri Y. Yozgatspor’a gönderiliyor... Bir diğeri ise kadro dışı. Benim merakım, yeni transfer edilen futbolcuların, tıpkı sağlık muayenesi gibi bu tuhaf ve çarpık laikliğin bir testinden geçirilip geçirilmedikleri! İbretli ve mizahı aşan yönü bu değil tabii ki...
Gazetenin spor sayfasında, kırmızı dişi metine, iri puntolarla atılan ‘İrtica operasyonu’ başlıklı bu haber yayınlanırken, ilk sayfada (muhtemelen gazete editörlerinin ıskaladıkları) bir çakışma söz konusu. Aynı gün, yani 8 Aralık 2001 tarihinde futbolcuları namaz kıldı diye (böyle bir şey var mı şu an bilmiyorum), takımdan uzaklaştıran teknik direktörün, üst katta rüşvet için pazarlık yaptığı ileri sürülüyor. Elbette bize inandırıcı gelmiyor bu haber. Tıpkı ‘irtica operasyonu’ haberine inanmak istemediğimiz gibi buna da inanmıyoruz. Ancak eğer doğruysa her iki haber de, çakışmanın ilginçliğine bakar mısınız?
Bir taraftan maçları şike karşılığı aldığı ileri sürülen bir teknik direktör, diğer yandan inançları gereği namaz kıldılar diye aynı teknik direktör tarafından takımlarından uzaklaştırılan üç futbolcu!
Ve dibe vuran bir ülke!.
Ve bu dibe vuruş esnasında geliştirilen tuhaf ve çarpık bir laiklikle tütsülenmiş post–modern ahlak anlayışının oluşturduğu onlarca sığınak!
Dahası da var: Anlam ve kavram bulamacı ortasında kıvrandığı belli olan haberin çok da ibretli bir bölümü daha. Bu irtica olayının yeni olmadığını belirten haber, 5 yıl önce ‘cuma namazına gitti’ diye 5 futbolcunun ya satıldığını, ya da kadro dışı bırakıldığını yazıyor... Yani? İrtica eşittir cuma namazı!
Sergen’in neden böyle biraz ukala, kendini beğenmiş, küçük dağların aslanı tavırlarına girdiğini işte bu haberleri okuyunca anlıyor insan. Talep edilen futbolcu tipi Sergen. Dün ‘tu kaka, irticacı’ diye yaftalanan Hakan, Emre, Okan, Mert, Hasan bugün top koşturuyorlar, ruh ve beden sağlıklarıyla kendilerinin karşısında başarıdan başarıya koşuyorlar her gün. Onlar ise, hep inançtan, ahlaktan rahatsız olup, sonra da ‘aha bunlar işte rüşvetçiler, futbolun Susurlukçuları’ diye dövünüyorlar! ...
17.02.2002
Yazarımızın E-Postası:
n.hazar@zaman.com.tr
|