Avrupa'daki Türklerin önderleri arasında yer alan Fatma Pehlivan, mücadele dolu bir süreçten sonra Belçika'nın Türk asıllı iki senatöründen biri oldu. Pehlivan, verdiği kanun tasarılarıyla Belçika hükümetini sarsıyor ve günlerce konuşuluyor.
Fatma Pehlivan’ın babası Makedonya’dan kalkıp İstanbul’a göç etmeye karar verince, gümrükte kayıt için durdurmuşlar. Soyadını sormuşlar, tabii o zaman Makedonya’da soyadı kanunu yok. “Bize Selimağalar derler, ana soyadım yok.” deyince, “Ne iş yaparsın?” demişler. O da “Ben güreşirim, pehlivanım.” demiş. O zaman soyadını “Pehlivan” yapmışlar. Aslında soyadı tam da “ismiyle müsemma” olmuş.
Fatma Pehlivan, dişiyle tırnağıyla kazıyarak Belçika’nın Türk asıllı iki senatöründen biri oldu, tam bir pehlivan gibi hayatla mücadele ederek. Eğitimi de, evliliği de, siyasi hayatı da hep mücadele, hep pehlivan iradesi ve gücü gerektirmiş. Ama şimdi o Belçika siyasetinin önemli simalarından biri. Verdiği kanun tasarıları ile hükümeti sarsıyor, günlerce Belçika’da konuşuluyor. Avrupa’daki ikinci nesil Türklerin önderlerinden Pehlivan. Belçika’daki ilk yüksekokul mezunu Türk ve siyasete atılan ilk Türklerden.
Baba İdris Pehlivan 1957’de Makedonya’dan İstanbul’a göç etmiş, oradan da 1965’te Belçika’nın Gent şehrine. Makedonya’ya, Osmanlı döneminde uç beyi olarak Konya’dan gönderilmişler.
“Babam Kırkpınar’da güreşirdi. Hatta ben doğduğumda müjdeyi getirene babam çıkarıp kazandığı madalyayı vermiş.” diye hatırlıyor Fatma Pehlivan. Eşi Kani Yavaş da Makedonyalı. İki aile de o kadar çok ülke dolaşmış ki, Kani Bey ninesinden bir anekdot aktarıyor: “Ninem ‘Ah memleketim!’ deyince Makedonya’yı kastederdi. Biz ise ‘Ah memleketim!’ deyince’ Türkiye’yi kastediyoruz. Bizim çocuklar da herhalde Belçika’yı kastedecekler.”
2 Ağustos 1966’da, henüz 9 yaşındayken Belçika’ya gelen Pehlivan, hemen ilkokula başlıyor hiç Flamanca bilmeden. Belçika’ya çalışmaya gelen her işçi ailesinin üyesi gibi o günler hafızasında çok canlı. “Babam önce turist olarak geldi. O zaman vize yok tabii. Dedem, babam Belçika’ya rahat gelsin diye bayağı bir para verdi. Babam da işçi gibi değil, turist gibi geldi. Kendine güzel bir bavul, şapka, gözlük filan aldı. Belçika’ya kadar trenle gelecekti; ama Zagrep’te Almanya’dan geri çevrilen Türklerle karşılaşıyor. O zaman ben de geri çevrilirim diye Zagrep’ten Paris’e uçakla gidiyor. Paris’ten de Belçika’ya geliyor.”
İdris Bey’in ardından aile fertleri, 4 gün trenle yolculuk yaparak Gent’e ulaşmış. O zaman Gent’te sadece 10 Türk ailesi varmış. “Eve girdiğimizde içeriyi bomboş bulduk. Babam doğru dürüst bir şeyler almamıştı. Biz de düğün elbiseleri ile gelmiştik, çok iyi giyinmiştik.” diyor Fatma Pehlivan.
İlkokul 3’e Sleepstraat Okulu’nda başlamış ve okula yazıldığında tek Türk öğrenci kendisiymiş. “O zaman okuldaki tek Türk bendim, şimdi ise okulda Belçikalı yok. Hemen hemen bütün öğrenciler Türk.” diyor Pehlivan.
Hiçbir kursa gitmemesine rağmen Flamancayı okulda hızlıca öğrenmiş ve sınıfta hiç kalmamış. İlk geldiği sene yani 3. sınıfı yüzde 46, 4. sınıfı yüzde 60, 5. sınıfı yüzde 75 ve 6. sınıfı ise birincilikle bitirmiş Pehlivan.
İlk geldiklerinde Katolik okuluna yazılıyorlar; ama bir taraftan da annesi babası sürekli onları uyarıyor, “Onu yemeyin bunu yemeyin, onların dini hareketlerini yapmayın.” diye. Bir gün sınıfta hocaları öğrencileri cezalandırmak için hepsinin ellerini kaldırmasını istiyor. Pehlivan, öğretmenin ne dediğini tam anlamıyor ve elleri yukarı kaldırmanın Hıristiyanlıkla ilgili bir hareket olabileceğini düşünerek hocanın dediklerini yapmayı reddediyor.
“Ben ellerimi indiriyorum. Hoca gelip kaldırıyor. Kardeşimi alıp okuldan kaçtım. Ağlayarak eve geldim. Bir daha o okula gitmeyeceğimi söyledim. Babam, Gent’te ilk camiyi kuranlardan birisi. O da bizi belediye okuluna kaydetti.” diyor Pehlivan.
Pehlivan, 14 yaşını doldurduğunda o zaman çevresindeki Türkler fabrikalarda çalışmaya başlayarak evin bütçesine katkıda bulunuyorlar. Bırakın yüksekokulu doğru dürüst liseye giden yok
Fatma, ağabeyi gibi okumak istediğini söylüyor ve babası İdris Bey’le bir sözleşme yapıyorlar. Sözleşmenin maddeleri şöyle:
1– Sınıfta kalınmayacak.
2– Sınıfta 1. olunacak.
3– Yoldan çıkılmayacak.
4– Türk örf ve âdetlerine bağlı kalınacak.
Fatma, anlaşmayı kabul ediyor ve babasına da meydan okuyor: “Diplomamı alıp getireceğim. O zaman seninle görüşürüz.”
Teknik liseyi 1’incilikle bitiren Fatma, üniversite giriş seçmelerinde de başarılı oluyor. Ancak o dönem bütün Türk aileleri sürekli yağmur yağan, ne havası ne suyu Türkiye’ye benzeyen Belçika’da bir an önce biraz para kazanıp memlekete dönme amacındalar. İdris Bey de sürekli Türkiye’ye yatırım yapıyor. Ağabeyi ile aynı dönemde okulu bitiren Fatma’ya babası, aynı anda iki çocuğunu üniversiteye gönderemeyeceğini söylüyor ve tercihini ağabeyinden yana kullanıyor.
“Tercih işe yaradı mı peki?” diye soruyoruz. “ Hayır” cevabını veriyor Fatma. “Ağabeyim, tıp fakültesine kayıt oldu. 2. sınıftan terk etti. Aslında lisede çok başarılıydı. Ama tıbbı neden okuyamadı anlayamıyorum. Üzerine çok düşüldü. Ondan olabilir.” diyor.
Pehlivan, öğretmen yüksekokulunu yine birincilikle bitiriyor ve daha mezun olmadan Gent Belediyesi’nden çalışması için teklif geliyor. Göçmen çocuklarının eğitim sorunları ile ilgili yüzlerce proje hazırlıyor.
Evliliği için de pehlivanlar gibi mücadele etmiş Pehlivan. İdris Bey, bir türlü razı olmamış kızını evlendirmeye. Kani Yavaş, “1 ayda 7 kere İzmir’den İstanbul’a gittim Fatma’yı görmek için. Hatta en sonuncusunda, Fatma’yı istemeye giderken bir de kaza yaptık. Ama babası yine de vermedi.” diyor.
Ancak Fatma Pehlivan, bütün taliplerini geri çeviriyor ve babasına “Ya Kani ile evlenirim ya da hiç evlenmem.” diyor. Ve sonunda 2 çocuk sahibi olacağı evliliğini 1980’de yapıyor. Kani Yavaş, 1979’da 1 Belçika Frangı’nın 1 Türk Lirası’na eşit olduğunu ve Fatma ile evlenebilmek için 60 bin lira borç aldığını hatırlıyor.
Fatma’nın siyasete girme kararını birkaç olay tetiklemiş; ama bunlardan en önemlisi Kani Yavaş’ın ülkeye giremeden sınırdışı edilme tehlikesi ile karşılaşmış olması. 12 Eylül darbesinden 12 gün sonra Brüksel Havaalanı’na inen Kani Yavaş keyfi bir şekilde pasaport kontrolünde bekletiliyor ve geldiği uçağa bindirilerek Türkiye’ye geri gönderilmek isteniyor.
“Kani’nin uçaktan indiğini gördük; ama bir türlü pasaport kontrolünden çıkmıyor. O arada meğerse Kani’yi ite kaka uçağa geri bindirmişler. Ben de bütün havaalanını ayağa kaldırdım. Neyse ki sonra Kani’yi tekrar uçaktan indirdiler ve giriş izni verdiler. O zamana kadar ciddi bir ayrımcılık ya da ırkçılıkla karşılaşmamıştık. O gün çok önemli bir milat oldu benim için.” diyor Fatma. Daha sonra 1981’de bir Türk çocuğu ırkçıların saldırısına uğrayıp felç oluyor ve daha sonra intihar ediyor. O dönemde Gent’te ırkçılığa karşı bir yürüyüş tertip edilmesinde Fatma Pehlivan önayak oluyor. Türk gencinin intiharı da siyasete girilmesi gerektiği konusunda önemli bir kırılma noktası olmuş.
Siyasete girmesi de bir tür sözleşmeli olmuş Pehlivan’ın. Göçmenlere siyasi hakların verilmesini parti programına alıncaya kadar Sosyalist Parti’ye katılmayı reddetmiş Pehlivan. Parti, programına göçmenlerin haklarının savunulacağı sözünü koyduktan sonra 1993’te Sosyalist Parti’ye üye olan Pehlivan, 1 Şubat 2001’de yemin ederek Belçika Senatosu’nun Türk asıllı 2. senatörü oldu. Şimdi Belçika–Türkiye Meclis Dostluk Grubu eşbaşkanlığını da yürütüyor.
Kani Bey’e “Senatör eşi olmak nasıl bir duygu?” diye soruyoruz. “Arkadaşlarım Fatma yemin ettiği gün, ‘Dün Fatma Pehlivan ile birlikteydin artık senatör Fatma Pehlivan ile birliktesin. Nasıl hissediyorsun?’ diye sordular. Ben de ‘Daha eve gitmedik.’ cevabını verdim.” diyor.
Ama ev işlerini o üstlenmiş, bir tür ev işlerinden sorumlu bakan. Ama eşini takdir ettiğini her sözünde belli ediyor.
Fatma Pehlivan “Önemli olan seçimlerde yabancı kökenliler için yol açmaktı.” diyor. “Biz de onu başardık.”
15 yaşındaki Meltem de ileride siyasete atılmayı düşünüyor. “Ben de tuttuğumu koparırım.” diyor. Arkadaşları “Dün anneni Tv’de gördük.” deyince hoşuna gidiyor. Hatta arkadaşlarının anne–babaları “Seçimlerde annene oy vereceğiz.” diyorlarmış. Meltem, ekonomi ya da hukuk okumak istiyor.
|