Ekonomimizin yeniden şahlanması; yolsuzluğun ve rüşvetin önlenebilmesi için başta kanuni boşlukların acilen giderilmesi, sonra da toplum üzerine kabus gibi çöken, insani çöküntü ve ahlaki bozukluğun düzeltilmesi gerekmektedir.
Bugün Türkiye'nin resmi kayıtlara göre toplam borcu yaklaşık 200 milyar dolar. IMF'ye göre; Türkiye her ay bu borcundan 2 milyar dolar geri ödeme yapamadığı takdirde ekonomimizin batması an meselesidir. Sormak gerek şimdi; hani ekonomimiz iyiye gidiyordu? Ne oldu da, mevcut yasaları kimler nasıl işletti de Türkiye bu konuma geldi? Bu gibi soruların cevabını Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı (TESEV) 'nın; "Yolsuzluk araştırması" anket çalışmasında bulabiliyoruz. Araştırmaya göre her 100 kişiden 46'sı rüşvet vererek işini görüyor. Yıllardır görmemezlikten geldiğimiz yolsuzluk ve rüşvet, toplum olarak en büyük alışkanlığımız olmuş da haberimiz yok. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, bu acı bilançoya açıklık getirirken, “Ülke kaynakları yıllarca kalkınmaya değil yolsuzluğa, rüşvete harcanmış" sözleri insanın kanını donduruyor. Oysa ki kaynaklarımız topyekün kalkınmada önem arz eden stratejik yatırımlara kullanılsa idi bugün IMF kapılarında para dilenir miydik? Yanlış, tavizkar ve çıkarcı politikalardan bu ülkenin başına gelmedik kalmamış.
Yakın geçmişte vefat eden Türk siyasetinin duayenlerinden merhum Osman Bölükbaşı'nın bir sözü var ki; tarihe not düşülecek kadar manidardır. Şöyle diyor Bölükbaşı: "Bana göre, memleketimiz için en büyük tehlike, açıkça ifade ediyorum; politika adamlarının, fiili ve kavlindeki tenakuzlar ve bunların delalet ettiği samimiyetsizliklerdir." İşte yaklaşık bir asırdan beri bu yanlışlıklardan kurtulma adına bir yetkilinin çıkıpta dur diyemeyişinin acı faturasını bugün de ödemekteyiz. Yanlışa mani olmak şöyle dursun, "Benim memurum geçinemiyorsa işini bilir" söylemleri ile teşvik verilmiştir. Buradan cesaret alanlar yüzünden, uzun yıllar ülke ekonomisinde önem arz eden devlet kademeleri "Yiyen" insanların resmi geçit yeri olmuştur. Tabii bu makamlarda sayıları az da olsa namusludürüst insanlar da görev yapmıştır, onlara sözümüz yok. Arzumuz odur ki, keşke yolsuzluk yapanı, rüşvet alanı kanun ve yasalarımız bulup kamuoyu huzuruna çıkarabilseydi. Ama görüyoruz ki, ne zaman ülke ekonomimiz bitti, yolsuzluk yapacak ekonomik kaynak ve finansman gücü tükendi, o zaman bu çirkinlikler ortaya çıktı. Buna rağmen hala, Türkiye gündeminde söz sahibi bürokratlar yaptırım yanlışlarından vazgeçmeyip bildiklerini okumaya devam ediyorlar. Bu gidişle bilmem ki, Türkiye'nin "Çağdaş uygarlık seviyesini yakalaması" nasıl mümkün olacak?
Ve daha kaç yıl IMF kapılarında bekleyeceğiz? Gerçekler, göstermelik kavga ve gürültülerle daha ne kadar saklanabilir ki? Suni gündem oluşturacak malzeme de kalmadı. İmamHatipler kapandı, kendilerince başörtü problemi bitti, Laiklik şovlarını da halk artık tutmuyor. Toplum, ülke çıkarlarını her platformda düşünecek, temiz, cesur, şeffaf, saygın ve güvenilir yönetimler istiyor. Ekonomimizin yeniden şahlanması; yolsuzluğun ve rüşvetin önlenebilmesi için başta kanuni boşlukların acilen giderilmesi, sonra da toplum üzerine kabus gibi çöken, insani çöküntü ve ahlaki bozukluğun düzeltilmesi gerekmektedir. Çünkü "Yanlış adama doğru iş yaptırılamaz" sözü tüm çıplaklığıyla görülmektedir.
Türkiye üzerindeki sis perdeleri artık kalkmalı. Hoşgörü ve diyalog ortamları sağlanmalı. Bu ülke halkının Cumhuriyet yönetimi ve rejimle bir problemi yok. Sadece demokratik hakların yerleşmesi ve eşit uygulanması mücadelesini veriyor, kanunlar ve yasalar herkese eşit uygulansın istiyor. Bundan doğal daha ne olabilir ki? "Ben yaptım olduları" halk artık tasvip etmiyor. Çünkü bu "Ben yaptım oldular"ın faturası daima yıllar sonra rüşvet ve yolsuzluk olarak topluma geri dönmüştür.
|