“Atlantis: Kayıp İmparatorluk” adlı çizgi film, Türkiye sinemalarında gösteriliyor. Çocuklar, yarı yıl tatilinde bu gizemli filmin keyfini çıkaradursun, öte yandan kayıp uygarlık Atlantis hakkındaki tartışmalar da giderek alevleniyor. Araştırmacılar ve bilim adamları, Atlantis’in Manisa’da olup olmadığın tartışıyor.
“Atlantis adası talihsiz tek bir gecede denizin sularına gömülerek kayboldu.” Platon
Aksiyon yüklü bir çizgi film olan Atlantis’in vizyona girmesiyle kayıp uygarlık hakkındaki tartışmalar bir kez daha alevlendi. Atlantis’in var olup olmadığından tutun da nerede olduğuna kadar. Platon ve Sokrates’tan bugüne kadar gelen karşılıklı iddialar belki de kıyamete kadar devam edecek. Tartışmanın bizi ilgilendiren yönü ise son zamanlarda sanal alemde yayılan Atlantis’in Manisa’da olduğuna dair iddialar. İngiliz arkeolog Peter James, 1998 yılında Yunanlı arkeolog ve BBC ekibiyle birlikte geldiği Manisa’nın tarihi yapısından ve Spil’den çok etkilenerek kitabını yazdığı Kayıp Kent Atlantis’i Manisa’da aramak için çalışmalar başlattı. Londra Üniversitesi arkeologlarından Peter James de bu iddiayı ortaya atan kişi. Atlantis Uygarlığı’nın olup olmadığını ya da varsa nerede olduğunu araştıran James, çalışmalarına 'Atlantis' kelimesinin kökenini araştırmakla başlamış.
Aslında Platon’un (MÖ 427–348 yılları arasında yaşamış ünlü Antik Çağı filozofu) Timaeus ve Critias adlı diyalogları Atlantis’in mevcudiyetinden kesin olarak bahsedilen tek yazılı kayıtlar. Diyaloglar, Sokrates, Hermo Crates, Timaeus ve Critias arasında geçen konuşmalar şeklindedir. Uzak geçmişe ait bilgiler Platon’un Atina’da yaşadığı zamana kadar unutulmuş, Atlantis’in hikâyesi Solon’a Mısırlı rahipler tarafından aktarılmıştır. Diyaloglar, Platon tarafından aşağı yukarı M.Ö. 360 yılında tercüme edilmiş.
İngiliz araştırmacı James’in Pausanias’ın “Alhaea” (Paleponnes’in kuzey bir ili) adlı eserinde M.Ö. 373.'te Helice’i vuran felaket hakkında enteresan şeyler söylediğini tespit etmiş. Felaketi tarif ederken kendi memleketinden bildiği bir felaketten yararlanmış. Benzer bir kader Spil Dağı’ndaki bir şehrin başına da gelmiş. Bu şehir dağda meydana gelen büyük bir yarıkta yok olmuş, dağdaki yarıktan fırlayan su Saloe gölünü oluşturmuştur. Bu şehrin kalıntıları su burayı tamamen kapatana kadar görülebilmiş. Maalesef bu şehrin isminin söylenmesi Pausanias tarafından ihmal edilmiş. Ancak Romalı bir ansiklopedist olan Pling (M.Ö. 7.–5. yy) bir pasajında buranın “Saloe bataklığı” adında bir yer olduğudur. Burası Manisa’nın bir bölgesidir. Pling’in dediğine göre bataklığın altında eski Maeonia (Asya Lidya’sının eski adı) başkenti yatar ki burası bir deprem ile yok olmuştur. Pling’e göre burası Spil diye bilinen bölgededir. Burada kutsanmış bir şehir vardı ve adı Tantalis idi. Başka bir deyişle, Atlantis ve Tantalis, bu iki şehir benzer iki felaketle yok olmuş... Yunan mitolojisinin en ünlü Titan’ı Atlas ile başlayan ipuçları Anadolu’yu gösteriyor. Arkeolog P. James, Tantalus’un özelliklerini işaret eden birçok anıt ve kalıntı ile karşılaştıklarını belirtiyor;
“Tespitler antik spekülasyonlar değil, gerçek antik gelenekleri gösterir nitelikteydi. Pausanias’ın tanımladığı her çevre; Yarık Kaya, Tanrıların annesi (Cybele), Niobe, Pelops’un tahtı, Tantalus’un mezarı, Saloe gölü görülebiliyor veya yeri belirlenebiliyordu. Tam Pausanias’ın tarif ettiği gibi, hepsi Magnesia’nın dışında bir alanda bir arada bulunuyordu.’’ (P. James – Kayıp Krallık)
Platon der ki; “Atlas aynı zamanda Atlantis’in ilk kralıdır.” Mitolojiye göre Atlas’ın evi önceleri batıya, daha sonraları doğuya doğru uzanmıştır. Bronz çağının Anadolu’sunda Hitit Uygarlığı’nın görsel ve edebi kanıtları tarafından doğrulanır. Bunlar Klasik Yunan Atlas fikri ile paralellik gösterir. (P. James – Kayıp Krallık)
Atlantis ve Manisa ilişkisini sanal aleme taşıyan kişi olan pilot Kutay Çeliker, iddialar konusunda oldukça objektif davrandıklarını belirtiyor. Çeliker hem Manisa’da araştırmalar yapan Peter James’in iddialarını hem de Atlantis’in başka yerlerde olduğu tezini savunan bilim adamlarının ve araştırmacıların iddialarına; http://browse.to/atlantis isimli sitelerinde yer verdiklerini belirtiyor. Ve ekliyor: “Elbette Atlantis’in Manisa’da olduğuna dair teori henüz çok yeni. Daha önce de Atlantis’le ilgili birçok teori ortaya atılmış. Her ne kadar gönlümüz Atlantis’in Manisa’da olmasını istese de, yanlılık olmaması açısından diğer teorileri de buraya aldık. Böylece okuyucular bir karşılaştırma yapma imkanına sahip olurlar. Burada biz ne kadar Atlantis’in Manisa’da olduğunu söylesek ve inansak da sonuçta bu bir teori. Yanılabiliriz de.’’
Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. İlhan Kayan, Atlantis efsanesinin gerçek olduğuna ve Manisa Ovası’nda bulunduğuna inanmıyor. Yine de araştırmaların, hayallere kapılmadan ve ön yargılı olmadan yapılması gerektiğini düşünüyor. Atlantis’in gerçek olup olmadığını ortaya koyabilmek için bilimsel kanıtların yeterli olmadığını belirten Prof. Kayan, konuyla ilgili şu bilgileri veriyor: “Kişisel görüşüm olarak Atlantis efsanesinin, efsanede anlatılan şekliyle gerçek olduğuna, bunun Manisa ovasında bulunduğuna inanmıyorum. Ancak bilimsel kanıtlara dayanmadan ‘vardır’ demek ne kadar yanlış ise ‘yoktur’ demek de o kadar yanlış olur. Birileri çıkıp ellerindeki yazılı kaynaklara (Platon’un anlattıklarına) dayanarak bir hipotez ortaya atıyor. Bunun araştırılmasını öneriyor ve bu büyük ilgi görüyor. Hayallere kapılmadan, önyargılı olmadan bunun araştırılması, sonucu ne olursa olsun insanların doğruyu öğrenip meraklarını gidermesi kuşkusuz yararlıdır ve gereklidir. Bunu sağlamak da bilim adamlarının görevidir.’’
Platon’un “yeryüzü cenneti” olarak tanımladığı kıtada erdemli insanlar yaşıyordu. Platon, ünlü diyaloğunda, Atlantis Uygarlığı’nın sadece teknik ve askeri alanda değil, her yönüyle mükemmel olduğundan bahseder. Özellikle de ahlaklı olmak açısından. Hoşgörülü ve aydınca düşünen kıta insanlarının en önemli özellikleri erdemli olmalarıydı. Altın ve ganimet onlar için sıkıntı verici şeylerdi, hatta adeta bu tür şeylere aşağılayıcı gözle bakarlardı. Ancak zamanla bu özelliklerini kaybetmişler ve bazılarına göre kozmik bir felaketle yok olmuşlardır.
“Güzel ve Çirkin”, “Şrek”, “Notre Dame’ın Kamburu” ve “El Dorado Yolu” gibi müzikli ve eğlenceli animasyonlar ile dikkatleri üzerine çeken Walt Disney ekibi bu kez farklı ve gerçekçi bir alanda ürün ortaya koyarak yönetmenliğini Gary Trousdale, Kirk Wise’in yaptığı Atlantis: Kayıp İmparatorluk’u beyazperdeye aktarmış. Böylelikle gizem şehri çizgi film olarak da insanların karşısına çıkmış oldu. Tıpkı edebi metinlerde, fantastik yapımlarda olduğu gibi. Görünen o ki Atlantis daha çok tartışılacak, daha çok teorilere ilham olacak.
|