14 gazeteciden biri suçlu olmalı
Bir politika muhabirinin telaşlı telefonuyla USA TODAY gazetesinde hareketli saatler yaşanır. Cumhuriyetçiler’in parti kongresinden arayan muhabir, dönemin ABD Başkanı Reagan’ın kızıyla ilgili bir haber geçmektedir merkeze. Haber, manşet olacak kadar önemlidir. Yayın toplantısında haberin önemi vurgulanır. Sadece bir problem vardır ortada. Haber, yazılmamak üzere verilmiş bilgiye (off the record) dayanmaktadır.
Haber toplantısı sonunda muhabiri arayan editör ‘Hemen şimdi geri dönüyorsun ve off the record söylenen haberi, muhataplarına soruyorsun, bilginin doğruluğunu kontrol etmeden bizi tekrar aramıyorsun’ emrini verir. Haberinin alelacele manşet olmasını bekleyen muhabir için biricik alternatif, haberi değişik kaynaklardan kontrol etmek ve haberde ismi geçmesinden endişe etmeyen birilerini bularak onlara bu konuyu sormaktır. Toplantının yapıldığı yere, otel lobisine döner ve kimi bulur biliyor musunuz? Reagan’ın kızı Maureen. Evet, Başkan’ın kızıyla röportaj yapar, haber şimdi manşet olmayı hak etmiştir artık.
John C. Quinn, USA TODAY Gazetesi’nin kuruluş aşamasında belirlenen prensipleri izah ederken bu örneği veriyor. Ve diyor ki: ‘Ta baştan karar verdik ve dedik ki, eğer biz isminin açıklanmasını istemeyen kaynaklardan ne kadar az haber nakledersek haberlerimiz arasında yalan o kadar az olacaktır.’ Bugün uluslararası popüler bir gazete olan USA TODAY’in aynı standardı devam ettirdiğini iddia ediyor son dönem editörlerinden Karen Jurgensen. Bu tür konularda USA TODAY’den çok daha sıkı onlarca gazeteyi bir çırpıda saymak mümkün. Neden yukarıdaki olayı naklettiğimi anladınız değil mi? Geçen hafta parlamento muhabiri 14 gazeteciyi evinde kabul eden Rahşan Ecevit, kişisel düşüncelerini off the record şartıyla gazetecilerle paylaşmış. Birkaç gün bile geçmeden konuşmalar deşifre edildi. İddialara göre Bayan Ecevit, MHP ve Devlet Bahçeli hakkında çok ağır sözler söylemiş. Tabii koalisyonun MHP kanadında büyük bir infial uyandı; çünkü koalisyonun kuruluş aşamasında da Rahşan Hanım, MHP ile ilgili ağır eleştiriler yapmış ve bu konuşmalar siyasi bir krize dönüşmüştü.
Olayın siyasi boyutu bir yana, gazetecilerin bindikleri dalı kesmeye devam ettikleri gözleniyor açıkça. Diyelim ki Rahşan Hanım bu sözleri samimi bir sohbet ortamında söylemiş ve bunların yazılmamasını davetlilerden rica etmiş. Bu sözler yazılabilir mi? Hayır. Her gazeteci, off the record bilgilere ulaşır zaman zaman. Bu bilgiler bazen samimi bir ortamın sonucu elde edilir. Bazen de bilgiyi veren kişi, kendisine, ailesine, kurumuna zarar gelsin istemez… Gazetecinin bu tür mülahazalara saygı duyması meslek ahlakının gereğidir.
Bizim gazeteciler uyanık ya, bilgiyi önce internete atmışlar. Monica olayında Washington Post da kullanmıştı bu tekniği. Linda Trip’in kaydettiği teyp kasetini yayınlamaktan –hukuki nedenlerle– çekinen gazete, Başkan Clinton ile ilgili bant kayıtlarını internet sitesine atarak olayı kamuoyuna ulaştırmıştı. Rahşan Ecevit olayı daha farklı ele alınmalı; çünkü ortada 3. şahıslarca elde edilmiş ve gazeteye delil şeklinde ulaştırılmış bir konuşma yok ve her şey 14 gazeteciden birinin marifeti. Habere konu olan kişinin off the record söylediği bazı sözleri gazetecinin suiistimal etmesi söz konusu bu olayda.
İnternete yarım yamalak yansıyan bu olayı bir gazete sürmanşet yapınca işler daha da karıştı. Aslında bu ne ilk ne de son. Daha önce de off the record söylenen sözler basına yansıdı; hatta iyi niyetle söylenmiş o sözlerden dolayı bazı insanlar, mahkemelere verildi, DGM’lerde ifade vermek zorunda kalanlar oldu. Gazeteciliği ‘taşeron tetikçilik’ olarak görenler, sanırım ‘araştırmacı gazetecilik’ örneği sayılabilecek (!) kalem satışlarını unutmamışlardır. Hoş, onlar unutsa bile yarının araştırmacıları bu örnekleri birer birer çıkaracaktır ortaya.
Araştırmalar deyince aklıma geldi; sahi bu ülkede basın kuruluşları ya da iletişim fakülteleri medya ile ilgili neden araştırma yapmaz? Mesela off the record alınmış bir bilgiyi kullanmaya halk nasıl bakıyor, bilmek istemez misiniz? Mesela, URBAN & Associates’in yaptığı bir araştırma var elimde. Bu araştırmaya göre Amerikan halkının yüzde 77’si off the record bilgilerle yapılan; ya da ‘Üst düzey bir yetkilinin bildirdiğine göre..’ diye başlayan haberlere inanmıyor ve böyle haberler istemiyor.
Yayın toplantısında haber merkezinden arkadaşlara sordum: Parlamento muhabirimiz Süleyman Kurt’tan bilgi aldınız mı? Arkadaşların bildirdiğine göre Rahşan Hanım’ın davetlileri arasında bulunan Süleyman ‘Vallahi ben yemin ettim, içeride ne konuşulduğunu size de söyleyemem.’ demiş. Bazı arkadaşların ‘Bize de mi!’ tepkisine rağmen, benim içimden geçen Süleyman’ın alnından öpmek ve onu tebrik etmekti. Süleyman’ı tanıyanlar onun gazetecilik konusunda da ne kadar samimi olduğunu bilir. Kendilerine emanet edilen bir bilgiyi korkakların sığınağı haline getirilen, e–mail hırsızlarının kol gezdiği internete kim taşımışsa ortaya çıkarılmalı. En azından malum toplantıya katılan herkese yayın yöneticileri köstebek sorusu sormalı. Bence şimdi geriye 13 gazeteci kaldı...
18.02.2002
Yazarımızın E-Postası:
e.dumanli@zaman.com.tr
|