Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Röportaj Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

CEM BEHAR



Repertuvarınız zengin mi?

Osmanlı/Türk musıkisi gibi köklü sanat geleneklerinde mevcut eser stoku büyüktür. Müzik geleneğimizin repertuvarında toplam yirmi beş bin kadar eser bulunduğu tahmin ediliyor. Bunun yüzde beş kadarı enstrümantal eserlerdir. Büyük çoğunluğu ise sesli eserler. Rakam o kadar yüksek ki hiçbir ses sanatçısı bu birikimin küçük bir bölümünden fazlasını bilmeyi ve kişisel repertuvarına almayı ümit edemez.

Lâtince darbımesel şöyle der: Ars longa, vita brevis (sanat uzun, hayat kısa). Geleneğin tümünü öğrenmek, sindirmek, çevrelemek bir tek kişinin güç ve ömrüne sığmaz. Kişisel hafızanın sınırları var. Ne var ki, bugün de, geçmişte olduğu gibi musıkide üstadlığın bir kıstası hafızaya alınmış, ezberlenmiş eserlerin çokluğu. Bugün dahi ezberledikleri şarkıların çokluğuyla övünen “Türk sanat müziği” icracıları var. İlk akla gelen Samanyolu Tv’de her hafta “Seyirci istiyor, Mustafa Keser söylüyor” sloganıyla program yapan ve seyircinin talep ettiği her şarkıyı, türküyü anında icra edebilmek iddiasıyla ortaya çıkan Mustafa Keser. Tanıtım yazılarında da bu sanatçının esas niteliğinin “zengin repertuvarı” olduğu ısrarla vurgulanıyor.

Ne var ki, Mustafa Keser geleneksel Osmanlı/Türk musıkisi repertuvarının tümünü bilemez. Mevcut bütün kârları, şarkıları, uzun ve karmaşık besteleri, semaileri ve hatta türküleri ezberine almış olması mümkün değil. Ezberine almış olması bir yana, bunların hepsinin yazılı notasına sahip olması dahi olanak dışı. Bunun aksine de kimseyi inandıramaz, özellikle de geleneksel musıkimizi iyi bilenlerden hiç kimsenin böyle bir “marifet”in varlığına inanması söz konusu değil. Özellikle Türk musıkisi gibi yazılı olmayan ve eser sayısı kalabalık bir gelenek içinde, bir tek kişinin repertuvarın tümüne “sahip olmasının” imkânsızlığı apaçık ortada. Bütün repertuvarı ezberine almış ve onu yıllarca ezberinde tutabilmiş kişi yoktur, olamaz. Eminim ki bu soruyu Mustafa Keser’in kendisine sorsak, o da samimi ve canayakın kişiliğiyle aynı cevabı verecektir. Zaten sanırım kendisi de “ben Türk musıkisindeki yirmi bin küsur eserin hepsini ezbere biliyorum” gibi olmadık bir iddiayla ortaya çıkmış değil.

Ama eğer Mustafa Keser son birkaç yıldır bütün programlarında aşağı yukarı tüm seyirci ve dinleyici isteklerine hilesiz hurdasız olumlu cevap verebiliyor ve istenen eseri okuyabiliyorsa bunun bir tek anlamı var. Mustafa Keser’in repertuvarı zengin olmasına zengin; ama asıl sebep dinleyicinin ve izleyicinin repertuvarının çok fakir olması. Dolayısıyla da taleplerinin çok dar ve sınırlı bir çerçevede kalması.

Ne eski ve tantanalı bir besteyi bilen, hatırlayan ve isteyen var, ne de zaten, klasik bir şarkıyı hatasız bir şekilde baştan sona okuyabilen. Dinleyiciler arasında, bilfarz, en önemli şarkı bestecimiz olan Hacı Arif Bey’in herhangi bir şarkısını zemini ve meyanıyla baştan sona hatasız okuyabilen ve aynı şeyi Mustafa Keser’den bekleme hakkına sahip olan kaç kişi var acaba? Ortalama dinleyicideki Türk musıki kültürü gerçekten çok düşük bir düzeyde. Elli yıl önceye oranla bugünkü dinleyicinin Türk musıkisi birikimi çok düşük. Yani Mustafa Keser’in bu bağlamda bir “allâme–i cihân” olması şaşırtıcı değil. Mustafa Keser gibilerinin eser dağarcığı geniş olmasına geniş; ama asıl izleyicininki çok dar. Mesele bu kadar basit. Hep birkaç yüz eserin içinde dolanıp duruyor talep ve beklentiler.

Birkaç yıl önce bir televizyon programında Bülent Ersoy “naçizâne repertuvarımda üç bin beş yüz eser var” demiş, Yılmaz Morgül de “iki bin eseri ezbere bilerek” ortaya çıktığını iddia etmişti. Bu rakamları da büyük kuşkuyla karşılıyorum. Beklenti düşük olunca “atış serbest” oluyor, doğal olarak. Ama bu sanatçıları da suçlamayalım, çünkü ortada bu “üç bin beş yüz” eseri onlardan fiilen talep edebilecek kimse de yok. Atalarımız ne demiş: “Mârifet iltifâta tâbîdir/Müşterisiz metâ zâyidir”.

24.02.2002

Yazarımızın E-Postası: c.behar@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Yazıları

> (10.02.2002) - Beste mi, yorum mu?

> (03.02.2002) - Kaliforniya’da Türk müziği

> (27.01.2002) - İcat edilmiş gelenek

> (13.01.2002) - Müzik ve evren

> (06.01.2002) - Kürdilihicazkâr, frak ve smokin





Zaman'da Bugün
24 Şubat 2002


Zaman Spor

Yazarlar

Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER



Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.