Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

CEM BEHAR



Müzik çok özeldir

Müzik çok özeldir elbette. Hem tek tek “ruhların” gıdasıdır, hem de büyük çaptaki kitleleri etkiler. Müzik, resim, heykel vs. gibi de değildir. Şöyle ki, ifade edeceği duyguyu iletmek için kendi doğal ortamı olan seslerden başka bir şeye, başka bir aracıya, dayanağa ihtiyaç duymaz.

Müzik her fırsatta etrafımızı kuşatır, faaliyetlerimize refakat eder. Eğlencede, seyahatte, dinlencede, duyguda, düşüncede, coşkuda, hayatın her anında musıki vardır. Bazı müziklere sadece dinlenmek ve rahatlamak amacıyla kulak verilir. Hatta bazıları sadece bir sesli dekor olarak vardır. “Ciddî” müzik türleri daha fazla dikkat ve konsantrasyon gerektirir elbette. Dinî musıkinin işlevi başka, askerî musıkinin (mehter, bando vs.) işlevi başka, dans ve eğlence müziklerinin işlevi bambaşkadır.

Müzik türleri sosyal hayatımızın çeşitli alanlarına da damgasını vuruyor. İbadete, eğlenceye, yeyip içmeye, çeşitli türdeki kutlamalara, seyahatlere, siyasi karar ve gösterilere hep müzik refakat eder. Bu bakımdan müziğin en yaygın, dolayısıyla da en “etkili” sanat dalı olduğu genellikle teslim edilir. Bir ülkenin kültür haritası içinde müziğinin özel bir yeri ve önemi var.

Eski Çin felsefesi metinlerinde müziğin toplumun aynası olduğu, onu temsil ettiği ve müziğin “yer ve gök arasında âhenk” olduğu söylenmesi boşuna değil. Bu âhenk yok olduğunda “Dünyada karışıklıklar olur ve müzik bozulur.” deniyor. Çünkü “Halkın seslerle bağlı olduğu bu düzen ile halkın idaresi arasında bir uygunluk vardır.” Aynı eski Çin metinlerinde yöneticilerin ahlâk ve dirayetiyle müziğin kalitesi arasında doğrudan bir ilişki bulunduğu, müziğin bozulmasının toplumun bozulmasının aynası olduğu da vurgulanır.

Musıki tek tip değil. Herkes aynı tür seslerden hoşlanıyor da değil elbette. Farklı kesim ve sosyal tabakalara mensup insanlar farklı farklı müziklerden hoşlanıyor, o müzikleri yapıyor, çalıyor ya da dinliyor olabilir. Bu farklı müzikler de zamanla o grupların bir tür sembolü haline gelebilir. Tango yirminci yüzyıl başında Arjantin’in başkenti Buenos Aires’in avam tabakasının, caz bir zamanlar Amerika’nın güney eyaletlerindeki zencilerin, Rebetika ise 1920’li yıllarda Yunanistan’a göçmüş Batı Anadolulu Rumların eğlence müzikleriydi.

Bugün dahi çeşitli kişi ve gruplar, çaldıkları ya da dinledikleri müzik türleriyle prestij veya sosyal statü kazanıyorlar. Bazı müzikler daha “yüksek” bazılarıysa daha “düşük” sayılıyorlar. Müzik türlerine, bilinçli veya bilinçsiz olarak sembolik ve siyasi değerler atfediliyor. Ve kim olursa olsun herkes şu ya da bu biçimde müzik dinliyor. Müziğin dışına çıkmak olanaksız. Müziğin hitap etmediği kimse yok.

Bu da müziği gerçekten eşi bulunmaz bir siyasi müdahale aracı haline getiriyor. Müziğin kültür haritası içinde kritik bir konum işgal etmesi boşuna değil. Çeşitli iktidarlar müziği denetleyerek veya yönlendirerek insanların zihinlerine ve tercihlerine hakim olabilecekleri zehabına kapılmışlar zaman zaman. Yani doğrudan doğruya siyasi amaçlarla kullanılmış çeşitli müzikler. Millî marşların vatanperverlik duyguları uyandırması normal addediliyor. Türkiye’de sanat alanında yapılmış tek “inkılâbın” musıkiyi konu almış olması da hiç şaşırtıcı değil. 1960’lı yıllarda Çin’deki meşhur kültür devrimi sırasında geleneksel Çin operası “devrimci duyguları” körüklemek için kullanılmış. Her zaman “resmî” ve “gayri resmî” (Bu her ne demekse!) müzikler olmuş. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Türkiye’de de her seçim döneminde her siyasi partinin kendine özel bir müzik seçmesi ve kendini bu müzikle sevdirmeye çalışması da boşuna değil.

Bu açıdan da, milattan beş–altı yüzyıl öncesine ait Çin Konfüçyüs felsefesi metinlerinin sözünü ettikleriyle, bugün arasında değişen pek bir şey yok.

10.03.2002

Yazarımızın E-Postası: c.behar@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Yazıları

> (03.03.2002) - Sanat / kültür / devrim

> (24.02.2002) - Repertuvarınız zengin mi?

> (10.02.2002) - Beste mi, yorum mu?

> (03.02.2002) - Kaliforniya’da Türk müziği

> (27.01.2002) - İcat edilmiş gelenek

> (13.01.2002) - Müzik ve evren

> (06.01.2002) - Kürdilihicazkâr, frak ve smokin





Zaman'da Bugün
10 Mart 2002


Zaman Spor

Yazarlar

Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER



Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.