Yeni bir hayat
İnsanın yaşı ilerledikçe sahip olduklarının ve kaybedeceklerinin miktarı artar. İşiniz, size ait de olsa, kiralık da olsa eviniz ve bir eşiniz olduğunda bir anlamda hareket kabiliyetiniz kalmaz. Bir değişime girme fikri, yaşı ilerledikçe insanı “elimdekileri kaybeder miyim” korkusuyla karşılaştırır. Geçmişin ortak aklının ürettiği “dimyata giderken eldeki pirinçten olmak” kaygısı insanı değişimden uzak tutar. Halbuki daha önce yazmıştım, bir dağcı olup olmadığınızı anlamanın yolu, en az üç defa dağa çıkmaktan geçer. İnsan hele bir de çoluk çocuğa karıştıysa, dağa çıkmak, işini değiştirmek, başka bir ülkeye gitmek çok zor gelir; belki gerçekten de üzerinizdeki sorumluluklar yüzünden çok zordur, imkansız değilse bile...
Peki kim olduğumuzu bulmanın yolu nedir öyleyse? Kim olduğumuzu bulmakla birlikte, her birimizin yaşama sanatında ustalaşması da gerekmiyor mu? İnsanlarla daha iyi iletişim kurmak, farklı bakış açılarını anlamak, sorunlar karşısında daha yaratıcı olmak gerekmiyor mu? İnsanın birçok denemeden sonra sevdiği işi bulmuş olması, bir anlamda onu kendi yaşama sanatında ustalaşmış saymamıza yol açmaz mı? Liderler, sadece okullarla değil, kendi yaşam öyküleri içinde yetişirler. Bir liderin çocukluğundan itibaren geçirdiği deneyimler, onu lider kılar. Peki bir insan nasıl bir yaşam öyküsü yaşayacağını seçebilir mi?
Anne-babalar
Belirli bir yaştan sonra insanın sahip olduklarının miktarının arttığını düşünecek olursak, kendi yaşayacağı öyküyü değiştirmekte güçlük çeker. Peki anne-baba olmuş birisi kendi yaşam öyküsünü nasıl değiştirir? Bu sorunun cevabı aslında basittir. Hemen herkesin bir gün anne-baba olacağını düşünürsek, çocuklarımıza değişimlerle ve denemelerle dolu bir yaşama sahip olmalarına destek olursak gelecekte her anne-babanın yaşamı değişmiş olur.
Bu satırların yazarı, ailesinin ek gelire ihtiyacı olmadığı halde ilkokuldan sonra her yaz çalıştı. Kitap sattı. Çamaşır yıkadı, ütü yaptı. Evlere hazır ürünlerin servisini yaptı. Kolye yaptı, sattı. Halı sattı. Tezgahtarlık yaptı. Rehberlik yaptı. İç ticaret yaptı. Dış ticaret yaptı. Editörlük yaptı. Konuşmacılık yaptı. Fotoğrafçılık yaptı. Çeviri yaptı. Bütün bunları yaparken hemen her çevreden insanla tanıştı, dost oldu, onların yaşamlarını tanıdı. Bugün rahat iletişim kuruyorsa, farklı bakış açıları getirebiliyorsa, problemleri çok hızlı çözebiliyorsa, hemen her konuda meseleleri kavrayacak kadar bilgisi varsa bu geçirdiği deneyimlerin sonucudur; gittiği okulların değil.
Bugün herhangi bir anne-babanın geleceğin anne-babalarına kendilerini bulabilecekleri bir yaşam öyküsü vermenin yolu, çocuklarının her fırsatta değişik iş kollarında çalışmasına fırsat vermesinden geçiyor. Bir yaz berberde, bir yaz bir eczanede, bir yaz bir kırtasiyede, bir yaz bir tesisatçının yanında, bir yaz bir mağazada, bir yaz bir tamircide, bir yaz bir gazetede... Ama her yaz başka bir işyerinde... Çocuklar tatil yapmasınlar mı? Yapsınlar, üç ay yaz tatili varsa, iki ay çalışsınlar, bir ay tatil yapsınlar. Kazandıkları parayla kendilerine bir şeyler alsınlar. Çalışıp kendi kazandığı parayla bir şey satın almanın keyfini tatsınlar ki, ileride de başkalarından (devlet ya da akrabalar) yardım istemek yerine çalışmayı tercih etsinler. Bir insanın kendisini bulması denemekten geçiyor; elbette sadece değişik işlerde çalışmak kendini bulmak için yeterli değildir. Bir çocuk henüz kaybedeceği çok bir şey yokken gitar çalmayı, resim yapmayı, yazı yazmayı, fotoğraf çekmeyi ya da başka eylemleri de deneyebilir. Bu denemeler sırasında kaybedeceği bir şey yoktur. Şimdi diyebilirsiniz ki bana bu kadar işle uğraşırken çocuk, “çocukluğunu kaybedebilir...” Böyle biriyle tanışsanız, 25’li yaşlarında dersiniz ki, “ne kadar dolu dolu bir çocukluk yaşamışsınız...” Siz yapamadıysanız, bırakınız çocuklarınız yapsın... Denemelerle dolu dolu yaşayın, doğal bir süreç içinde kendinizi geliştirin ve kim olduğunuzu bulun.
10.03.2002
Yazarımızın E-Postası:
m.arat@zaman.com.tr
|