Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

MUSTAFA ARMAĞAN



Bahar diyeti

Vücutlarımız alınıyor, satılıyor. Pazarlanıyor hatta. Birbiri ardınca emirler yağdırılıyor ona.

“Yap–yapma”. Çağdaş köleliğin kulaklarımızda her daim uğuldayan emirleri bunlar: Bu sene moda filanca renkler; bunlar giyilecek. Bu mevsim pastel tonlar hakim olacak yüzünüze; bu yüzden makyaj soğuk yapılacak. İdeal ölçülerinize dönün; “fazla” kilolarınıza savaş açın! Sivilcelere son. Yağlara son. Saçınızdaki beyazlıklara son. Bembeyaz dişler hayatınızdaki her şeyi düzene koymaya yetecektir. Saçlarınızı özgürlüğüne kavuşturun. Böylece uzayıp gidiyor günlük hayatımızı kuşatan sloganlar...

İşe bakın ki, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün önde gelen kadın aktörleri, kadınları “bakımlı” olmaya çağırıyorlardı. Oysa az gelişmiş feministlerimiz, “bakımlı” olmayı tavsiye etmenin, aslında feminizmin karşı çıktığı erkek egemen sistemin sömürü mekanizmasının bir parçası olduğunu unutmuş görünüyorlar.

Makyaj, saç bakımı, yüz bakımı, vücut bakımı, aslında tam da kadınları ezip sömürdüğü söylenen erkekler dünyasının “kadınları ehlileştirme” operasyonunun parçaları değilse nedir?

Bu yüzden dünyadaki feminizmler (tek bir feminizm olmadığını belirtmek için bu terimi özellikle kullanıyorum) artık kadınların üzerine ömür boyu yüklenmiş olan bu “güzellik” yükünün sıkı bir sorgulamasına girişmiş bulunuyorlar.

İşte ünlü feminist kadın yazarlardan Germaine Greer’in kadınları iğdiş eden sisteme yönelttiği eleştiriler. Kadınlık, erkekliğe endekslenmiş ve kadının en önemli ayırıcı vasfı olan annelik neredeyse bir “ayıp”, bir “kabahat” sayılır olmuştur. Feminizm, başlangıçta bu sömürü mekanizmasına karşı koymak üzere yola çıkmışken, zamanla o da mekanizmanın bir parçası haline getirilmiş, yani ehlileştirilmiştir. İşte Amerika’nın en ünlü feminist yazarlarından Naomi Wolf’un “güzellik efsanesi” hakkındaki uyarıcı sözleri: “Bugün eskisine göre daha fazla paraya ve güce sahibiz, yasalar eskilere göre daha bizden yana. Fakat kendimizi nedense fiziksel olarak özgürleşmemiş olan ninelerimizden daha kötü hissediyoruz.”

Wolf, 1980’lerden sonra feminizmin artık güzellik kavramını bile ciddi ciddi sorgulamaya açtığını söylemektedir.

Greer ve Wolf gibi daha pek çok Batılı feminist bugün güzellik, form, bakım gibi özellikle kadınların üzerine ağır bir yük olarak yıkılmış olan ideolojilere karşı çıkmak gerektiğini haklı olarak savunuyorlar. Sadece güzellik de değil. Kilo ve vücut ölçüleri de birer saplantı haline getirilmiş durumda beyinlerde.

Mankenlerin istilasına uğramış bir ekranda biz de yaşıyoruz aslında payımıza düşeni. Vivet Kanetti, mankenlerin bu kadar tanındığı bir toplumda, onların hangi büyük Türk modası sektörünü omuzlarında taşıdıklarını sorguluyordu haklı olarak. Modanın merkezi Paris’te bile halkın olsa olsa 2–3 mankenin adını bildiğini, bizimse hayatlarının bütün ayrıntılarını bildiğimiz en az 15 manken olduğunu söylüyordu.

Bu aslında ülkemizde yaygınlaştırılmak istenen “güzellik ideolojisi”nin bir uzantısından başka bir şey değil. Çünkü manken demek, “küresel” ölçeklere göre belirlenmiş ideal bir kadın–erkek bedeni demek. (Zaten bir başka adı da “model”.) Onlar, insan ırkının mutlak güzellik sembolleri (modelleri) olarak göklerden aramıza ağmış mitolojik yaratıklardır adeta. Hepimizin onlar gibi olmamızın istendiği bir ortamda, özgürleşmeyi savunan akımların, bu arada feminizmin de, bunlara karşı çıkması ve gıdamızdan vücudumuzdaki yağlara kadar her şeyimize burnunu sokan bu ideolojiye cephe alması, hatta savaş açması gerekmez miydi?

Türkiye’de bakımlı kadın imajı feminizmin alfabesi haline getiriliyorsa buna tepki duymak da bizim en tabii hakkımız olmalı.

12.03.2002

Yazarımızın E-Postası: m.armagan@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Yazıları

> (05.03.2002) - Fundamentalizmin son kalesi: Feminizm

> (26.02.2002) - Hayret makamı

> (19.02.2002) - Cep telefonu: Bir özgürlük masalı

> (12.02.2002) - Abdülhamid’in halkçılığı

> (05.02.2002) - Biri herkesi gözetliyor

> (29.01.2002) - Amerika ve siyasal İslam

> (22.01.2002) - Nazım Hikmet: Ne kahraman, ne hain!

> (15.01.2002) - Yahya Kemal ve son “Baba”: Abdülhamid

> (08.01.2002) - “Baba”sız bir neslin dramı





Zaman'da Bugün
12 Mart 2002


Zaman Spor

Yazarlar

Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER



Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.