Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

AHMED ŞAHİN



Bedendeki dövmeler ve gusül üzerine

Okuyucumun arkadaşının kolunda dövme varmış. Geçmişte yaptırmış; ama şimdilerde çok pişmanmış. Çevresinden “bu dövmelerle yapılan gusül de sahih olmaz” şeklinde ikazlar da gelince büsbütün üzülmüş. Ne yapacağını bilemez hale gelmiş. Çünkü vaktiyle derinin altına zerk edilmiş olan bu renkli çizgilerin artık yok edilmesi mümkün olmuyormuş. Çaresizlik içinde bize yazma gereği duymuşlar:

–Kolunda ya da herhangi bir yerinde dövme bulunan kimsenin guslü sahih olmaz mı? Dövmeler guslü engeller mi? diye de sormuşlar.

Efendimiz (sas) Hazretleri dövme yaptırmayı uygun bulmamış, ‘Allah’ın rahmetine liyakat kazanma işareti değildir’ mânâsında ikazlarda bulunmuştur. Buhari ve Müslim'deki hadisler de Efendimiz, sadece yaptırmayı değil yapmayı da yasaklamış, ‘dövme yapan da yaptıra da vebale ortaktırlar.’ manasında hatırlatmalarda bulunmuştur.

Bununla beraber, dövmenin gusle mani olduğunu söylemek isabetli olmasa gerektir. Çünkü gusle mani olması için derinin üzerinde kalınca bir tabaka teşkil etmesi lazımdır ki, “altına suyun geçmesini önlüyor, yıkanırken kuru yer kalıyor” densin. Böyle tabaka teşkil etme olayı yoksa dövmelerin üzerinden su akıp gidiyor, ıslanması kesin oluyorsa (ki öyle olduğunu kabul ediyoruz) gusle mani olduğu söylenemez. Nitekim kına da avuç içinde, parmaklarda bir renk meydana getirir, sünnet olarak da uzun müddet muhafaza edilir. Ancak bu renklerin gusle mani olduğunu söylemek mümkün olmaz. Çünkü tabaka teşkil etmemektedir.

Ayakkabı boyacısının ellerindeki boyalar da tabaka teşkil etmediğinden abdeste ve gusle mani olmaz. Demek ki ölçü bellidir: Suyun deriye temasına mani oluyor mu olmuyor mu meselesi.

Bilindiği üzere guslün sahih olması için bedende iğne ucu basacak kadar da olsa kuru yer kalmaması lazımdır.

Hanefi mezhebinde ağız ve burun içi de bedenin yıkanması lazım gelen dış kısmından sayıldığından guslün farzlarını şöyle sıralamışlar:

– Üç kere ağza su alıp çalkalamak. Üç kere de buruna su çekip ıslatmak. Bundan sonra da bedenin tümünü de yıkamak. Kuru yer kalmadığı andan itibaren de guslün tamam olduğunu kabul etmek.

Bu gusülle bütün ibadetler yapılabilir. Zaten ismi üzerinde guslün bir adı da “boy abdesti”dir. Yani gusül sırasında ayrıca namaz abdesti gibi bir abdest alınmasa da, guslün kendisi boy abdesti sayıldığından bu boy abdesti ile bütün ibadetlerin yapılmasında mahzur düşünülmez. Hatta abdestteki gibi vücudun belli organlarını değil tümünü yıkıyor gusül yapan kimse.

Bu sebeple gusülde hem abdest organlarını hem de diğer yerlerini yıkamış olduğundan abdestin yaptığı görevi guslün yapması da gayet makul ve meşru oluyor. Yeter ki gerek ağız, gerek burun içinde kuru yer kalmasın, böylece bedenin tümü de yıkanmış bulunsun.

Bildiğiniz gibi gusül bazen sünnet, bazen de farz olarak yapılır. Cünüp olan kimsenin farz olarak yapacağı guslü uzun zaman tehir etmesi uygun olmaz. Bir an evvel guslünü yapıp hem ruhen hem de bedenen temizlenmesi, rahata ermesi gerekir. Ama yine de bir bekleme müddeti vardır. Bu müddet “bir namazı kazaya bırakmayacak kadar” olan müddettir. Mesela, gece gusül kendisine farz olan kimse sabah namazına kadar bekleyebilir. Sabaha karşı hemen kalkıp guslünü yapar da namazını vaktinde kılarsa mesele yoktur. Ancak namazı kazaya bırakacak kadar beklerse bunun vebali söz konusudur.

13.03.2002

Yazarımızın E-Postası: a.sahin@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Yazıları

> (12.03.2002) - Trafikte ne zaman şehit, ne zaman katil olunur?

> (06.03.2002) - Mezhepler nasıl doğdu?

> (05.03.2002) - Doğum kontrolü üzerine

> (27.02.2002) - Merhum Ali Ulvi Hoca’mızdan bir hatıra

> (26.02.2002) - Nemaların durumu ve kurban eti üzerine

> (20.02.2002) - Kurban hakkında yorumlar

> (19.02.2002) - Müslüman, kurbanda da şefkatli davranır

> (13.02.2002) - Kurbanı en iyi şekilde değerlendirmek

> (12.02.2002) - Hekimoğlu’nu ziyaretlerim

> (06.02.2002) - Cuma namazı ve hacı kurbanları





Zaman'da Bugün
13 Mart 2002


Zaman Spor

Yazarlar

Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER



Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.