Borçlanmada son durum
Geçen yıl patlak veren ve “11 Eylül” saldırılarıyla daha da ağırlaşan ekonomik krizin temelinde borç sorunu yatıyordu. Yaşanan kriz içeride ve dışarıda Türk ekonomisine olan güveni sıfırladı. Türk Lirası aşırı değer kaybına uğrarken, faiz oranları had safhaya çıktı, borçların çevrilip çevrilemeyeceği tartışılmaya başlandı.
2001 sonuna geldiğimizde borçlar görülmedik şekilde yükseliş kaydetti. 2000 yılında 35,4 katrilyon TL olan iç borç, 2001’de 122,2 katrilyon TL’ye fırladı. Artış yüzde 245. Böylesine yüksek bir artış, büyük oranda kamu bankalarının görev zararını karşılamak ve içi boşaltılan bankaları kurtarmak için yapılan borçlanmalardan kaynaklansa da, tarihi bir rekor ve bir ibret vesikası. Dış borçlarsa, açıklanan son veri olan Eylül 2001 rakamlarına göre 118,8 milyar dolar seviyesinde. Uluslararası Para Fonu’ndan (UPF) alınan yeni krediler sebebiyle bu kalemde de yabana atılmayacak bir şişme gerçekleştiğini söyleyebiliriz.
UPF’den ek kredi sağlanması, vadesi gelen borçların ödenebilmesi ve borçlanabilme imkanlarının yeniden açılması için önemli görülüyordu. “11 Eylül” sonrası dünyada yaşanan gelişmelerin de etkisi ve katkısı ile kısa sürede onaylanan 16,2 milyar dolar tutarındaki ek kaynak, krizin müsebbibi olmakla suçlanan hükümete nefes alma fırsatı tanıdı. Borçlanmadaki tıkanıklığın aşılması yanında, TL’nin döviz karşısında yeniden değer kazanması, faizlerin aşağı çekilmesi, enflasyonun bir yıl sonra da olsa düşüş eğilimi göstermesi sağlandı.
UPF’nin vermeyi kararlaştırdığı kredinin ilk ve en büyük dilimi olan 9,1 milyar dolar, 7 Şubat 2002 tarihinde Hazine’nin hesaplarına girdi. Bu para ile el konulan bankalara verilen devlet borç kağıtlarından doğan borçların bir bölümü, vadesi gelmeden işlemiş faizleri ile birlikte ödendi. Bir bölümü de kamu bankalarının “görev zararlarını” kapatmak için kamu bankalarına verilen kağıtlar sebebiyle oluşan borçların tasfiyesine ayrıldı. Bunun için ayrılan toplam rakam 7,2 milyar dolar. Geri kalan 1,9 milyar dolarlık kısım da bütçeye aktarıldı. Gelen kredi sayesinde hükümet, şubat ayında planladığından 10 katrilyon daha fazla borç ödeme şansı yakaladı.
Bu erken itfa sayesinde devlet faiz ödemesinde tasarruf sağladı; ancak bunu fazla da abartmamak lazım. Çünkü olay, dışarıdan alıp içerideki borca harcamadan başka bir şey değil. Kapatılan borçlarınkine kıyasla daha düşük de olsa onun da bir bedeli, faizi var.
Tabii ki her şey bununla ve bu yıl içinde 4 dilim halinde gelmesi beklenen 5 milyar dolarlık UPF kredisi ile bitecek gibi değil. Hazine’nin programına göre, bu yıl içinde ödenecek toplam borç 114,3 katrilyon TL. Bu paranın 98,2 katrilyonu (bunun 37,8 katrilyonu faiz) iç, 16,1 katrilyonu da (bunun 5,6 katrilyonu faiz) dış borç. Neredeyse ödenen her 100 liralık anapara yanında 40 lira da faiz ödemekteyiz.
Durum o kadar ciddi ki, uygulanmakta olan üç yıllık ekonomik program sonunda bile borçlarda büyük oranda tasfiye beklenmiyor. Kısa ve orta vadede sıkıntı hep başımızın üzerinde kılıç gibi dolanacak. Uğrayacağımız kayıp ve zarar, dikkatimiz ve tedbirlerimizle ters orantılı olacak.
Şu anda Türkiye, borçların çevrilebilirliği sorununu aşmış görünüyor. En azından bu konudaki riski aşağı çekmiş vaziyette. Ama borç seviyesi hâlâ tehlike sınırının üstünde. İkinci aşamada yapılması gereken en önemli şey, istikrarlı ve yüksek oranlı büyüme sürecini başlatacak tedbirleri devreye sokmak. Fakat bu, ithalat ve borçla beslenen kof bir büyüme değil, gerçek bir büyüme süreci olmalı.
Ne yazık ki, sanayi üretiminde devam eden gerileme, ihracattaki tıkanma apaçık bir uyarı olmasına rağmen, atılması gereken adımlar geciktiriliyor. Şartlar ne olursa olsun üretmeyen, satmayan ve kazanmayan bir ekonominin borç batağından kurtulmasının mümkün olmadığı akıldan çıkarılmamalı.
Şu günlerin kıymetini bilmek lazım. Böyle bir ortamda, bir de Irak’a yönelik bir müdahale söz konusu olursa, işin içinden çıkmak çok daha zor olacaktır.
13.03.2002
Yazarımızın E-Postası:
k.dikbas@zaman.com.tr
|