IMF’de şaşkın
Şubat ayı enflasyon oranlarının beklenenin gerisinde çıkmasından aldığı güçle ‘mevcut ekonomik şartlar altında artık Türkiye köşeyi döndü’ saptamasında bulunan IMF Avrupa 1. Bölge Direktörü Michael Deppler, ‘büyüme düşük faizle olur’ tezi ile ekonomi gündemimize giriyor.
Deppler’in bu yaklaşımı ile ekonomi yönetimine, ‘faiz oranlarının düşürülmesi için şimdi piyasaya müdahale etmenin tam zamanı’ olduğu sinyalleri vermeye çalıştığı anlamı kendiliğinden çıkıyor. Peki, bu üstü örtülü öneriyi hangi kriterleri baz alarak getiriyor? Kuşkusuz, IMF’den gelen ek mali kredinin 9,1 milyar dolarlık ilk diliminin bütçe finansmanı için kullanılması, böyle bir açıklama yapmasının tam ortasında yer alıyor.
Çünkü, IMF’den alınan dış borç ile iç borçlarını ödeme kolaylığına kavuşan kamunun içeriden muhtemel borç bulma tıkanıklığının şimdilik önüne geçildi. Bu yöntemle de, borçların sürdürülebilir olduğu dosta düşmana gösterildi.
Bu şartlar dahilinde bakıldığında faiz oranlarının yüksek olduğu bir gerçek. Bu faiz oranlarından, kimsenin borçlanarak yatırım yapmasının beklenmeyeceği açık. Ama ekonominin canlanması ve en azından programlandığı gibi yüzde 3 seviyesinde büyümesi de gerekiyor. Öyle ise, bu olumlu hava fırsata dönüştürülebilir. Zaten, TL yabancı paralar karşısında değer kazanıyor. Döviz fiyatları geriliyor. Borsa endeksi düşüyor. Döviz ve borsa yatırım aracı olma özelliğini kaybediyor. Daha geride, bütçe finansmanında kullanılmak üzere dilimler halinde gelecek 5 milyar dolar var. Artık faiz oranlarının düşürülmesine kimsenin herhangi bir itirazı olamaz.
Ancak, Türkiye’nin bu yıl sonuna kadar anapara ve faizi ile toplam 114 katrilyon TL iç ve dış borç ödemesi olduğu bu nokta unutulmamalı. Bu büyüklüğün IMF’den gelen sınırlı kredi desteği ile o da faizi ile geri ödenmek zorunda olunan bir borç, çevrilmesi o kadar kolay değil.
Bu şartlarda, Deppler destekli oluşturulmaya çalışılan olumlu havanın piyasalara güven vermek için yeterli olmadığı kesin. Kaldı ki, piyasada kamu büyük alıcı olmayı sürdürdüğü müddetçe, reel faizlerin emir komuta ile düşürülmesinden beklenen neticenin çıkartılması da mümkün görülmüyor. Bir iki makro ekonomik performans kriterindeki dönemsel veya geçici düzelmeye aldanılarak ileride telafisi mümkün olmayan hatalı kararlar alınmamalı. Üst üste duvara tosladığımız ve bu durumlara düşmemize yol açan geçmiş deneyimler, bunun böyle olduğunun kesin kanıtı. Bu gerçek unutulmamalı.
Diğer taraftan, reel faizlerin böylesine yüksek seyrettiği bir ortamda büyümenin olmayacağı da doğru. Ama ekonominin büyümeye ihtiyaç duyduğu da.
Peki; tüketim harcamalarının gerilediği, iç pazarın ölü olduğu, tasarrufların eridiği, özel sektörün küçüldüğü, faizlerin bu denli yüksek olduğu şartlarda büyüme nasıl sağlanacak?
Ekonomi yönetimi bu sorunun cevabını; yabancı sermaye girişi, ihracat ve turizm gelirlerindeki artış, kamunun borçlanma ihtiyacının azaltılması ve yeni düzenlemelerle bankacılık sektöründeki kredi arzının artırılmasında arıyor.
Talebin olmadığı, tüketim eğiliminin gerilediği, bürokratik engellerin bolca yaşandığı istikrarsız bir pazara yabancı sermaye gelmez. Tek rekabet avantajı fiyat olan ihracat ve turizm sektörlerine de bel bağlanamaz.
Kamu borçlanma ihtiyacının azaltılması ise daha çok kamu harcamalarının kısılması ve ek gelir imkanlarının oluşturulmasına bağlı. Kamunun tasarruf yapmamakta direndiği, vergi ödeyen kesimlerden daha fazla vergi alınma imkanının kalmadığı, büyümenin olmadığı ortamda GSMH’nin yüzde 120’si düzeyine ulaşan kamu açıklarının kapatılması için bu ilave imkanların oluşturulması da zor.
Verilen bunca desteğe rağmen bankacılık sektörünün reel kredi faizlerini düşürmesinin önündeki engeli, kamunun piyasalara alıcı olarak müdahalesinin oluşturduğu açık. Dolayısıyla kredi arzının önünün açılması ile faizlerin düşeceği bir varsayımdan öteye başka bir anlam taşımıyor.
Durum ortada. Sonuç ayan beyan belli. Hâlâ reel faizlerin düşeceği ve ekonominin büyümeye geçeceğine inanılması anlaşılır gibi değil. Aslında, Deppler dahil bu beklentiyi pompalayanlar için de durum aynı. Onlar da piyasaları motive etmek için böyle bir yola giriyor. Gerçekte, söylediklerine kendileri de inanmıyor.
14.03.2002
Yazarımızın E-Postası:
i.kibrizli@zaman.com.tr
|