İsmail Cem derdini Swoboda’ya anlatmalı
Viyana’da yayınlanan Wiener Zeitung gazetesinin 5 Mart tarihli nüshasında Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye Raportörü Hannes Swoboda ile yapılan bir görüşmeden bölümler aktarıldı. Heike Hausensteiner imzası ve ‘Türkiye yakın olmayan AB üyeliğini bekliyor’ başlığıyla yayınlanan bu yazıda Swoboda’nın ilginç açıklamaları yer alıyor.
Swoboda aslında Türkiye kamuoyunda bilinen bir isim; zira AB Parlamentosu’nda Türkiye Raportörü. Yani herhangi bir parlamenter değil. Bu yazıya aktarılan görüşlerinde Swoboda, Türk Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in dile getirdiği, Türkiye’nin bu yıl sonuna kadar üyelik müzakerelerine başlayabileceği yönündeki sözlerini ‘saçma’ buluyor. Buradaki ‘saçma’ ifadesi İsmail Cem’in Avrupalı dostuna ait. Benim yorumum değil.
Mesele bununla bitmiyor. Swoboda ‘Türkiye’nin önce kendi içinde bir süre belirlemesi gerektiğini’ söyledikten sonra, müzakerelerin dört–beş yıl içerisinde başlayabileceğini belirtmiş. Swoboda’ya göre her şey yolunda gitse, Türkiye en erken 2005 veya 2006 yılında üyelik müzakerelerine başlayabilirmiş. İşin daha da ilginç yanı, Swoboda’nın tam üyelik hakkında söyledikleri. Swoboda’ya göre Türkiye en erken 2005 veya 2006 yılında üyelik müzakerelerine başladıktan sonra, tam üyeliğin ne zaman gerçekleşeceği tamamen belirsiz.
Swoboda’nın herhangi bir parlamenter olmadığını hatırlayarak, söylediklerini analiz etmeye çalışırsak, üç hususun ortaya çıkmış olduğunu görüyoruz. Birincisi, İsmail Cem’in Türkiye’nin bu yılın sonuna kadar Türkiye’nin AB ile üyelik müzakerelerine başlayabileyeceği yönündeki açıklamaları ‘saçma’(unsinn)dır. İkinci önemli husus ise, Türkiye’nin her şeyin yolunda gitmesi halinde müzakerelere başlayabileceği en erken tarih 2005 veya 2006’dır. Üçüncü önemli husus ise, Türkiye’nin nihai üyeliğiyle alakalıdır. Türkiye her şey yolunda giderse 2005 veya 2006’da belki tam üyelik müzakerelerine başlayabilir; ancak, Türkiye’nin üyeliğinin ne zaman gerçekleşeceği AB’nin de tam olarak bilmediği bir muamma olarak durmaktadır.
Bu analizleri yaptıktan sonra, İsmail Cem’in bu yılın sonunda tam üyelik müzakelerine başlanılabileceği yönünde söylediklerinin içeride yürütülen psikolojik harekat gereği söylenmiş sözler olduğu sonucuna varabiliriz. Ve bu sözlerin hiçbir analitik değeri yoktur. Zaten Swoboda’nın söylediklerine ilaveten bir dünya başka gösterge de böyle bir ihtimal olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Bu arada Mesut Yılmaz’ın 2007’de Türkiye’nin Bulgaristan ve Romanya ile birlikte üye olmasını amaçladıklarını sık sık hatırlatmasının da her halükarda bir ciddiyeti olamaz.
Bu sözler ve açıklamalar Türkiye’deki başarısızlığın ve organize yolsuzluk ekonomisinin üstünü örtme amacına yöneliktir ve AB değerlerinin bu hale getirilmiş olması gerçekten üzücüdür. Meselenin bir başka ayağı ise, basın ve televizyonların Swoboda örneğinde olduğu gibi, bu türden açıklamalara karartma uygulamasıdır. Bunun izahını basın ve televizyonların ihmalleri ile yapabilmek hemen hemen imkansızdır. Zira, Türkiye’nin AB üyeliği hakkında sürekli balonlar uçuran bir basın, eğer bu konuyu ciddiye alıyorsa, o zaman bu haberi kaçırmaması gerekirdi. Üstelik 5 Mart günü ‘Türkei weit von EU–Beitritt entfernt’ başlığıyla Wiener Zeitung’da yer alan bu haber daha sonraki günlerde Başbakanlık Basın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü tarafından geniş bir şekilde tercüme edilerek, kendi bültenlerine dahil edilmiş. Bununla da yetinilmemiş ve Dış Basında Türkiye adıyla kendi web sitesine konulmuş. Yani haberin ıskalanması ihtimali çok zayıf.
O halde neden görmezden gelinmiş olduğu kendiliğinden anlaşılıyor. Çünkü bu haber, basın yoluyla yürütülen psikolojik harekatın belini kıracak cinsten. Söylenenleri çürüten bir haber olduğu için dikkate değer bulunmuyor. Ama burada bir sorun var: Gerçekler psikolojik harekat ile ne kadar saklanabilecek? Veya saklanabiliyor mu?
15.03.2002
Yazarımızın E-Postası:
h.unal@zaman.com.tr
|