Tarih yapmak ve yazmak
Tarih yapmak kadar yazmak da zordur; ama bu zorluk geçmişe gidildikçe artar; zira başvurulacak kaynaklar azalır. O dönemin şartları yeterince bilinmediğinden az olan kaynakların doğru değerlendirilmesi de güçleşir. Son dönemlere geldikçe, hayata matbaa girdiğinden, kamuyu aydınlatma meslekleri geliştiğinden, habercilik güvence altına alındığından kaynaklar çoğalıyor; fakat işin içine ideolojiler, hasetlikler, menfaat ilişkileri karışıyor. Şahsen ben rahmetli Turgut Özal’ın iktidar yıllarını Yavuz’un dönemine benzetirim; kısa zamanda çok büyük işler yaptı. Ne gariptir ki o günlerdeki gazetelere bakınca, Özal hakkında birbirine taban tabana zıt değerlendirmeler okuyoruz. Özal’ı kötülemek istiyorsak, lehine yazılanları görmezlikten gelir aleyhine yazılanları ele alır, Özal’ı gönlümüzdeki rengine boyarız. Seviyorsak tam aksini yaparız. Tarafsız olmak mecburiyetini hisseden tarihçi o dönemin siyasi, iktisadi bütün olaylarını göz önünde bulundurmak mecburiyetindedir. Bunun için de tarihçi sezgisiyle olayların omurgasını keşfetmeli, duracağı yeri tespit etmeli, objektifliği ilke edinmelidir. Her objektifliğin bir subjektifliğe dayandığını da unutmamalıdır. İşte o zaman Özal’ın profili gerçeğe yakın biçimde gün ışığına çıkarılabilir; fakat bazı yanlış değerlendirmeler vardır ki, bunlarda ne ideoloji, ne çıkar ilişkisi, ne de bir başka etken rol oynar; sebebi sadece tembelliktir.
Bu toprağın çocuklarının tamamı Çanakkale şehitlerini rahmetle, şükranla anarlar; ne ideolojik, ne de bir başka perspektiften bakarlar. Ezineli Yahya Çavuş milletimizin kahraman bir evladıdır. Hepimiz onun gerçeklere uygun bir şekilde tanıtılmasını isteriz. Çanakkaleli sıradan vatandaşlara sorarsak, gelişigüzel yazılmış kitapları okursak, bunlar altmış üç arkadaşmışlar. İlk çıkarma günü Seddülbahir Koyu’nda düşmana karşı koymuşlar; hepsi şehit olmuşlar; lakin düşmanı durdurmuşlar. Hatta hatırasını yad etmemiz için bu olayı anlatan bir dörtlük yazılmış. Şimdi o dörtlük Seddülbahir mevkiinde bir tabelada duruyor. Ezine’nin Koçali köyünden olan Yahya Çavuş, Yirmi Altıncı Alay’ın Üçüncü Taburu’nda görev yaptı. Tabur Komutanı Mahmud Sabri Bey’dir. Enaniyetten uzak, kendini ön plana çıkarmayan, halis bir mümin olan Mahmud Sabri Bey, Gelibolu Yarımadası’nın en uç bölümünde kurulan beşeri cehennemde aylarca boğuştu. Ağır yaralandı, Eceabat’taki askeri hastaneye kaldırıldı. Kendine gelince, kumandanın emriyle hatıralarını kaleme aldı. Tek kelime kendisinden bahsetmedi. “Ateş makasvari geliyordu; gidildi, bakıldı; birinci bölük sağa sevk edildi.” gibi ifadeler kullanmış. “Oğuz Onbaşı şöyle yaptı.”, “Üsteğmen Halit böyle yaptı.” diyerek bazı kahramanları bize tanıtmış. Hatta yazdıkları için “Hatıralarım” tabirini kullanmayı kendine yakıştıramamış “Yirmi Altıncı Alay’ın Seddülbahir Muharebeleri” demiş. Kaleme alanın adı belirtilmediği hatıratı okuyan Ferik Fahreddin, Seddülbahir Muharebeleri’ni sadece Mahmud Sabri Bey bu derecede bilebileceği için yazan olarak Mahmud Sabri’nin adını belirtmiş ve tasdik etmiş. Meraklıları Hakkı Tarık Us Kütüphanesi’nde bir nüshası bulunan hatırata bakabilirler.
İşte bu hatıratta Mahmud Sabri Bey “Beş mangaya salabetle kumanda eden Ezineli Yahya Çavuş taltif edilmelidir.” diyor. Eğer halkın dilinde dolaştığı, harcıalem kitaplarda yazıldığı gibi çıkarma günü şehit olsaydı, aylarca sonra yaralanan Mahmud Sabri Bey onun için “Taltif edilmelidir.” der miydi?
Sonra aynı konuyla ilgili bir başka yanlış da, o koyda düşmanın durdurulduğudur. Seddülbahir Koyu’nda o günün akşamına kadar çok çetin savaşlar yapıldı. Ne çare ki oradan çekilmek mecburiyetinde kalındı. Ertesi gün başlarında Üsteğmen Halit’in bulunduğu kırka yakın gönüllü üniversite öğrencisiyle, karaya çıkan İngilizlerin arasında bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında sabahtan akşama kadar kanlı boğuşmalar cereyan etti. Bu yiğit delikanlılar Seddülbahir köyünü ev ev savunarak Alçıtepe’ye çekildiler. Bu çekilme sırasında da II. Balkan Savaşı’nın destanlık kahramanlarından Halit şehit oldu. Kumandanlığını Yarbay Kadri’nin yaptığı Yirmi Altıncı Alay’ın diğer kuvvetleriyle çekilenler Alçıtepe sırtlarında birleştiler; topyekün bir direnişle düşmanı durdurdular.
Tarih değerlendirilip, ibret alındığı zaman anlamlıdır. Değerlendirilebilmesi, ibret alınabilmesi için de doğrunun bilinmesi gerekir. Aksi takdirde hayalî olayların değerlendirilmesinden elimize ne geçer? Daha dün cereyan etmiş en basit olaylarda hata yaparsak, bizim tarih bilgimize güvenilir mi? Değerlendirmemizin önemi kalır mı?
15.03.2002
Yazarımızın E-Postası:
m.niyazi@zaman.com.tr
|