Sıradışı objeler, sıradışı insanlar
Hepimizin içinde eşyaya, objelere karşı köpürüp duran bir ilgi, iştiyak, hadi doğrusunu söyleyelim, bir aşk vardır mutlaka. Kimi ilk görüşte gönlümüzü çelip kendine çeker; elle tutulup okşanmak, sarılıp sarmalanmak ve sahip olunmak hissi uyandırır, kimineyse zamanla, tanışıklık, senlibenlilik alıp yürüdükçe bağlanılır. Ama nasıl ve ne sürede olursa olsun, adı aşktır işte. Görmeden, dokunmadan, yanında olmadan durulmaz. Ayrı kalınca özlenir, sevgili gibi. Çakıdır, cüzdandır, yüzüktür, aynadır, olmadıysa bir dolmakalemdir, kitaptır belki de. Neyse odur işte... Yitirince eksik kalırsın, bir yanın kopmuş gibi, suskun... Anısı, anlamı, yaşanmışlığı olan nesneler bunlar. Objelerin de kendilerine mahsus işvelerinin olduğuna inanırım ben. Şeytan tüyü vardır onlarda. Değilse bunca koleksiyonerin aklını çelip onları olmadık deliliklere, çapkınlıklara nasıl sürükler; zamanlarını, servetlerini ellerinden nasıl alırlar? Ve çöplüklerden, tavan aralarından, eskici dükkanlarından çıkıp ışıltılı zengin konaklarının salonlarını nasıl süsler; kıskanç ve mağrur hanımların yatak odalarına, zor beğenen beylerin başuçlarına nasıl kurulurlar?
Yoo, koleksiyonerlerin de hakkını yemeyelim, yaptıkları imrenilecek iştir. Doğrusunu söylemek gerekirse onlar, tam bir aşk, tutku ve merak delisidirler. Kokusunu duydukları, haberini aldıkları eşyaların, nesnelerin peşinden bir ömür koşar dururlar. Katlanılacak şey midir bu? Enis Batur diyor ki: “İlle de büyük olanaklar, varsıllık koşulları gerektirmez bir koleksiyonun inşası, ille de yüksek tutku ister buna karşılık: Yapmanız gereken yatırımın şüphesiz maddi bir boyutu vardır; ama asıl sabrınızı, zamanınızı, süreğen ilginizi bekler bir koleksiyon: Kıskanç, amansız, uyku kaçırıcıdır. Eşini, işini, aşını o uğurda yitirmeyi göze alan koleksiyoncu az değildir.”
Yapı Kredi Kültür Sanat Merkezi Vedat Nedim Tör Müzesi’nde açılan “Hisseli Harikalar Kumpanyası – Meraklılarından Sıradışı Objeler” sergisi, insanın objelerle ilişkisinin hangi boyutlarda seyredebileceğini gösteren şaşırtıcı, hatta kışkırtıcı örnekler içeriyor. Yine Enis Batur’un sergi kataloğuna yazdığı “Görülmedik Şeyler Koleksiyonu” başlıklı yazısında dediği gibi, bir araya getirilmesi güç bu nesneler, ‘bir ışıldak dünyası’ kurarak ‘insanın şeyler evreni ile oluşturduğu görünmez diyaloğu’ resmediyor. Belki daha önemlisi, insanoğlunun ışıltılı zekasının ve hünerli ellerinin ne tür sıradışı nesneler icat edebileceğini ve koleksiyonerlerin bu nesnelerin peşinde nasıl bir tutku ve sabırla ömür tükettiklerini...
“Meraklılarından Sıradışı Objeler” sergisi, tam bir aynalı cümbüş evreni. Neler yok ki: M. Sinan Genim koleksiyonundan 200 yıllık Çanakkale işi ‘kahkaha atan tavşan dudaklı testi’, A. Naim Arnas koleksiyonundan renk renk merdiven trabzan başları, M. Muhsin Bilge koleksiyonundan Çingenelerin gelin yorganına diktikleri cicili bicili gümüş aplike süsler: kelebekler, horozlar, kuşlar... Ve daha neler, neler... Bir dervişin şifa topuzu, ilk cumhurbaşkanlığı forsunun kalıbı, karnından közle ısıtmalı ibrik, iki hazneli cam karlık, elma soyma makinesi, jilet bileme aleti, Adile Naşit’in Hababam Sınıfı’nda çaldığı okul çanı, ilkel çakmak taşları, kavlar; elektrik ısıtmalı gaz lambası, tek tuşlu daktilo, ilk üretilen laptop bilgisayar, en ilkelinden dikiş makineleri, Afrika maskları ve yüzlerce objeden oluşan baykuşlar... Serginin en sıradışı, en tutkulu nesneleri ise Tuğrul Selçuk’un Handan Börüteçene’ye gönderdiği ‘kırmızı kalem mektuplar’. Çılgın bir zekanın, iflah olmaz bir aşkın mektupları... Bir şırınga cihazının içine, bir ampule, bir su terazisine yerleştirilmiş, daha bilmem kaç kılığa sokulmuş kırmızı kalemler... “İnsan eline kalem alıp yazsa, böyle güzel anlatamaz her bir hallerini, oku oku sıkılmazsın bu mektuplardan.” diyor Börüteçene.
Dedim ya; sıradışı, uçuk insanlar bu koleksiyonerler. Sergiyi gezerken kıskandım onları. Benim tutkuyla bağlandığım, kendi rengimi, serüvenimi açık eden nelerim var?.. Adamakıllı yoksul ve çıplak hissettim kendimi! Bu yoksulluğu tatmaktan korkmayan meraklılara öneririm, gidip görün ve dinleyin nesneleri. Ne çok şey söylüyorlar bilseniz!
16.03.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.colak@zaman.com.tr
|