Batı öyle, biz böyle!
Kanunîlik, pozitif (mer’î) hukukla ilgili bir kavram. Kanun, mer’î (pozitif) hukuka uygun da olabilir, uygun olmayabilir de. Yani; hukukîlik, kanunîliğin üstündedir.
Kanun, hukuka uygun olmalıdır; ama bu da yetmez. Hukuk, adil olmalıdır. Adalet kavramı, hukuk kavramının üstündedir. Bununla da bitmez. Ord. Prof. Ali Fuat Başgil’in dediği gibi, “adalet” kavramı özde eşitliği ifade eder ve “hakkaniyet” kavramı onun üstündedir. Yani, en üstte “hakikat ve hakkaniyet” duygusu vardır, meşruiyetin ve medeniyetin tezahürü ona bağlı olarak gerçekleşir. Hukuk felsefesinde bu bahis enine boyuna incelenir. Hayatın bütününü saran her türlü mantıkî etik, estetik icapların bu bahisle ilgisi vardır.
Hakikat ve hakkaniyet duygusu (sevgisi) bir toplumda yerleşmemişse, yahut zaafa uğramışsa, işiniz zordur. Yakın tarihimizin yakın bölümünde, bizim bu duyguyu (sevgiyi) eskisi gibi yaşadığımızı söylememizi zorlaştıran birçok belirti var. Ve beni en çok bu üzüyor. Siyaset, ekonomi, hukuk, hepsi bir yana; hakikat ve hakkaniyet duygusunun, günlük hayatın akışı içinde nisbî olarak çok zayıfladığını görmek, “sivil toplum” ruhu açısından, ciddi bir medeniyet probleminin varlığını düşündürecek kadar önemlidir. Bencilliğin, insafı kuruttuğu noktada; medeniyetin kökleri de kurur.
... Galatasaray–Roma maçını ve sonrasını, o gece hayret ve dehşetle seyrettik. Bizim oyuncularımıza; rakip takımın oyuncuları saldırıyor, yöneticileri saldırıyor, Roma’nın güvenlik güçleri saldırıyor! Kimse farkında değil: Bu manzara, seyircinin sahaya inmesi için son derece davetkâr çizgiler taşıyordu. Seyrederken adeta paniğe kapıldım. Orada öylesine şoven bir hiddet ve şiddet vardı ki, bir elektrik atlamasıyla seyirci sahaya inebilirdi. 10 binlerce insanın ortasında güvenlik güçleri 10–15 kişiyi korumuyor da hasım ve hedef alıyor ise, orada her şey olabilir. Bunu da bu işlerle biraz ilgili olan herkes bilir. Polis tünelde, odada taciz etmiş, tartaklamış; o kadar önemli değil. Asıl tehlike, tribünlerin önünde yaşandı.
Avrupa’nın ruhunu ve şuuraltını bizimkiler bilmiyor. Onlar, bazı şartlar tamamlandığında en akla gelmeyen rezaletleri hem de faziletmiş gibi gerçekleştirebilirler. Çok ciddi olarak korktum.
... İsmail Cem, kendisinden beklemediğim bir aktivite gösterdi. Türkiye, varlığını çabuk hissettirdi. Meselenin teselli verici tarafı burasıydı.
... Galatasaray, UEFA Kupası’nı ve Süper Kupa’yı kazanmış bir Türk takımı. Futbol, endüstriyel bir sektör olmuş. Bir Avrupa takımının tek oyuncusu, Galatasaray’ın bütün futbolcularından daha pahalı. Türkiye’nin ekonomik durumu malum. Peki bu Galatasaray’ın Avrupa şampiyonu olması hangi mantıkla izah edilebilir? Hadi bir defa tesadüfen oldular diyelim; yine geliyorlar gibi! On futbolcuları satılmış, borç içindeler, karizmatik hocalarını kaybetmişler, halen üç oyuncuları sakat; nasıl oluyor bu?! Hasan Şaş diye bir adam var; benzeri görülmemiş bir futbol kabadıyısı! Basıyor, dönüyor, çalımlayıp geçiyor; karşısındaki futbol devleri, sakladığı topu sadece seyrediyor. Tuhaf bir güven var bu takımda. Bütün gücünüzle bastığınız zaman genelde takımlar siner ve tehlikeli olmaktan çıkar; Galatasaray sinmiyor... Avrupa’daki görüntü bu ve bu görüntü onları çıldırtıyor. (Onlara ters gelen şeyin ne olduğunu anlatabilirim; ama şimdi sırası değil.)
... Ve efendim, Galatasaray’ın Trabzonspor maçı ertelenince diğer kulüpler ayağa kalkıyor, Futbol Federasyonu’nu Galatasaraylı olmakla itham ediyor! “Panathinaikos başarılı olursa Yunanistan’ın Türkiye’yi geçmesi” ihtimalinden söz edildiği şartlarda, Roma’da linç tehlikesi geçiren ve birkaç gün sonra yine bir Avrupa takımıyla karşılaşacak olan Galatasaray’ın “erteleme” yoluyla “iltimas” gördüğü söylenebiliyor! İnsaftan eser yok.
İşte “hakikat ve hakkaniyet duygusu”nun içimizde ne hale geldiğini gösteren dramatik bir olay. Vesilenin basit olması, anlamdaki vahameti hafifletmez. Bazen bir şeyde her şeyin izahı vardır.
17.03.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.selim@zaman.com.tr
|