Sert vurmayın kaleci küçük!
Banka soygunları bile bize artık sıradan gelmeye başlamıştı. Millet olarak müthiş bir ‘etkilenme’ zaafımız var. İyi–kötü ne yapılırsa yapılsın kısa süre içerisinde furyaya dönüşüyor. Belki kamera odaklı bir sosyal yaşamın etkisi altında olduğumuzdandır, bilemiyorum. İntihar furyaları, seri kapkaç hadiseleri, Başbakanlık önünde yapılan protestolar ve hatta kuyuya düşen çocuk serileri. İnanılmaz bir benzeşme, bir tekrariyet var. İşin tuhaf kısmı, ilk birkaç olaya gereğinden fazla ilgi gösterip, abartmalar ile yapılan yayınlar, kısa süre sonra başka ilginç ve sansasyonel olay peşine düşüyor.
İşte Roma–G.Saray maçı sonrasında yaşananlar bu açıdan ülkemize ‘ilaç’ gibi geldi. Birkaç gün önce yapılan banka soygunlarını sayfalarca hacimle yayınlayan gazeteler için yeni banka soygunları bile cazibesini yitiriverdi. Şimdiki konumuz Batistuta ve Lima. Hani şu, bizim ekmeğimizi yedikten sonra, İtalya’da top oynayan nankör futbolcu! Olaylar o kadar abartıldı ki, medyamız sayesinde işi yeni bir ‘Apo gerginliği’ne dönüştürmeyi başardık. Dışişleri Bakanı’mız belki de bu medyatik gürültünün etkisiyle basın toplantısında İtalyan polisinin tutumunu ‘Mussolini’ vurgusuyla faşizanca nitelendirdi. Cem’e cevap İtalyan medyasından geldi: ‘Önce kendi ülkenin polisine bak!’ 13 yaşındaki öğrencilerin kelepçelendiği, coplandığı resim karelerinin gazete sayfalarını süslediği bir dönemde böylesi bir cevaba doğrusu bir şey demek pek mümkün değil.
Aşağıdaki satırları yazmadan önce belirtmek faydalı olacak: G.Saray’ın Avrupa platformunda ülkemize kazandırdığı başarılar ve temsili değil küçümsemek, takdir edip can–ı gönülden alkışlayanlardanız. G.Saray’ın oynadığı futbol, yıllardan beri uluslararası düzlemde ‘ezik’leri oynayan Türk insanı için kendimize güven vesilesi oldu. Ülke olarak AB’ye girmek için kendi kendimizi yiyip bitirirken, futbol alanında yıllardan beri Avrupalıların arasındayız. Belki de bu yüzden, yani sosyal olarak bizi aralarına almaya yanaşmayan Batılılar, futbol ile aralarına girmemizi, üstelik yapılan mücadelelerden galip olan taraf olarak çıkmamızı içlerine fazla sindiremiyorlar. 15 yıl öncesini düşünün lütfen. Liverpool, Barcelona ve Roma ile aynı grupta mücadele edecek olsak, gazetelerimizin manşetleri: ‘Mayın tarlasına düştük’ olmaz mıydı?
Meselenin bir yönü bu. Ancak bir de bizi ilgilendiren ve ısrarla kendimizi sorgulamaktan kaçındığımız bir yönü daha var.
Malum; futbol bir erkek oyunudur. Ancak sahada ve ayakla oynanan bir oyundur futbol. Ayaklarınızı saha dışında, ağzınızı da saha içinde çalıştırırsanız olay futbol olmaktan çıkar.
Sanırım iki sezon öncesiydi. G.Saray’ın G.Antep ile yapacağı maç federasyon kararıyla seyircisiz oynanıyordu. Maçı izlemek için tribündeki yerimizi aldık. Maç başladıktan sonra duyduklarımıza inanamamıştık. Meğer, 20 bin taraftarın oluşturduğu ses perdesinin altında neler yatıyormuş! Futbolcuların en galiz küfürleri birbirlerine savurmaları, bağırıp çağırmalar, bilumum çirkeflikler, en sıradan mahalle maçında bile olmayacak cinstendi. O zaman anladım ki, ülkemizde sportif başarı sadece oyunu kurallarıyla oynayarak elde edilmiyor. Geçtiğimiz sezon Konya Kombassanspor’un başına gelenler hâlâ hatıralardaki tazeliğini koruyor. Bugün İtalyan polisinin futbolcularımıza yaptığı insanlık dışı muameleye öfkemiz ağzımızda tepki gösterirken, Anadolu’da her hafta yaşanan ve Roma’daki görüntülerin, çok ‘masum’ kaldığı görüntüleri hep görmezden gelmedik mi?
Necati Kola’nın bugünlerde piyasaya çıkan ve okudukça kahkahalarıma hakim olamayıp ‘işte biz buyuz’ dediğim ‘Bi Vurdum Gol Oldu’ isimli kitabında ‘Mahalle maçı geyikleri’ başlıklı bir bölüm var. Bu bölümdeki ‘Kaleci küçük, abanmak yok’ alt başlıklı kısımdan:
‘Bazen yeterli sayıda emsal oyuncu olmaz. Sayının bir şekilde tamamlanması gerekiyordur. Kaldırıma oturup, içinden ‘acaba beni de oynatırlar mı’ diye düşünen küçük çocuklara gün doğar. Yalnız bu çocuklar genellikle kaleye geçirilirler. Bu esnada büyük çocuklar birbirlerini uyarmadan da edemezler: Oğlum kaleciler küçük. Kimse abanmasın. Sert şutla atılan goller sayılmayacak.’
Roma’da başımıza gelenler de buna benziyor. Kendi ülkemizde, attığımız sert şutlar ve abanmalarla küçük kaleci çocukların yüzünü gözünü dağıtırken futbol etiği, fair play falan umursamıyoruz da, Batistuta, Emre’nin karnına yumruğu geçirince, ‘abanmak yok, kaleci küçük’ deyiveriyoruz.
17.03.2002
Yazarımızın E-Postası:
n.hazar@zaman.com.tr
|