ZAMAN->> ANA SAYFA

TURKUAZ / Doğa

 
 Ana Sayfa
 Ajanda
 Güncel
 Bilişim
 Çelebinin İzinden
 Çocuk Sayfası
 Doğa (lale)
 Dosya (23 Nisan)
 Gezi (Ani)
 Hasansör
 Tülay Teyze
 Otomobil
 Söyleşi
 Yazarlar
 EDİTÖRDEN
 
 

Lale

Osmanlı İmparatorluğu zamanında lâlenin önemini açıklamak için Sultan III. Ahmed devrinde yaşanan "Lâle Devri"ni hatırlamak yeterli aslında. Ancak ondan çok önce laleye en düşkün padişah olarak Kanuni Sultan Süleyman’ın adını zikretmek gerekir. 

Emirgan, bu mevsim bir başka güzel olur. Bahar, İstanbul’a ilk buradan göz kırpar. Baharın kokusu, erguvan kokusuna karışır ve bir müjdeci edasıyla dolaşır İstanbul sokaklarında. Uzun geçmiş ve hatta yaza sarkmış bir kışın geçici renk körlüğünden lalelerin renk çümbüşüne uyandığımız bir bahar arifesinde, bir lalenin büyüsünde yol aldık zaman tünelinde. Az gittik uz gittik; eyvahlar ettik iç çektik. Orta Asya’dan Anadolu’ya oradan Avrupa’ya uzanan yolculuğumuza bir lalenin gölgesi eşlik etti. Bu yolculukta, bir milletin Doğu’dan Batı’ya uzanan macerasının izlerini de görmek mümkündü aslında... 
1562 sonbaharında bir gemi yanaşır İstanbul’a. Birkaç gün limanda kalan bu gemi, İstanbul’dan yüklediği birbirinden değerli kumaşları alarak Kuzey Avrupa’nın Arves Limanı’na hareket eder. Arves Limanı’nda Şark’ın en renkli ve en değerli kumaşlarını bekleyen Flaman tüccar heyecanlıdır. Kumaşların içinden çıkan bir paket lale soğanı, bu heyecanını biraz da şaşkınlığa dönüştürür. Bunların ne olduğunu anlayamaz önce. “Türklere özgü bir bitki herhalde. Bu satıştan hatırı sayılır bir kâr elde eden Türk tüccarın hediyesi olsa gerek” diye düşünür. Akşam olunca da ateşte kızarttığı bu soğanların bir kısmını afiyetle yemeye koyulur. Pek lezzetli gelmemiş olacak ki, sabah diğerlerini lahanaların yanına diker. 
1563 baharında Arvesli tüccarın bahçesinde, bu bölgede şimdiye kadar örneği görülmemiş çiçekler bitiverir: Kırmızı, sarı, mor, pembe, beyaz. Akşam yemeğinden son anda kurtulan bu çiçekler, aynı zamanda Felemenk’te açan ilk lalelerdir. Laleleri tanımayan tüccar, dönemin sayılı botanikçilerinden Joris Rye’e gösterir ve ondan bilgi ister. Rye de, Avrupa’nın en ünlü botanikçilerinden Carolus Clusius’a bir mektup yazarak bu çiçekleri tanıyıp tanımadığını sorar. Şimdiye kadar hiç görmediği bu çiçeği araştırmaya koyulan Clusius, daha sonra Avrupa’ya yayılacak olan lalenin tanınıp çoğalması için çaba gösterir. 
1600’lü yıllara gelindiğinde artık lale, göz alıcı renkleri ve yüzlerce çeşidiyle değerli bir çiçek olarak Avrupalıların gönlünde taht kurar. 'Tanrı'nın seçilmiş çiçeği' unvanıyla Batı literatüründe de kolayca kendine yer bulan lale ve lale yetiştiriciliği o dönem öyle revaçtadır ki, Batı’nın en zengin insanları birbiriyle servetlerinin çokluğuyla değil; yetiştirdikleri lalelerin çeşitliliği ve güzellikleri ölçüsünde yarış ederler. Az sayıda imtiyazlı kişi arasında alınıp satılan lale soğanları, 1610’lardan itibaren önce Fransa’ya ulaşır ve orada da tıpkı Hollanda’daki gibi itibar görür. Devrin aristokrat hanımları, giysilerine lale takarak özel günlere katılır; lale soğanları, elmas gerdanlıklar kadar değerli sayılır. Felemenk Abraham Munting, bu dönemde laleye olan düşkünlüğü ‘çılgınlık’ olarak niteler ve Fransa’da koparılmış bir lalenin 1000 Felemenke kadar yükseldiğini yazar. O dönemde bir lale soğanı 25 bin guldene satılırken, Vive le Roi adlı bir başka lale soğanı da iki ton buğday, dört ton çavdar, dört öküz, 8 domuz, 12 koyun, iki bin litre şarap, dört ton bira, iki ton tereyağı, beşyüz kilo peynir, bir zarif kadın elbisesi ve bir altın kadehle değiştirilebildiği belirtiliyor. 17. yüzyılda Avrupa bu çılgınlığa kendini öyle kaptırır ki sonunun nereye varacağını kimse kestiremez. 
Roma ve Bizans’ın göremediği lale, Osmanlı İstanbul’unun simgesi haline gelmiş ve 16. yüzyılın başından 18. yüzyılın sonlarına kadar İstanbul’da kent inceliğinin en değerli simgelerinden biri sayılmış. Kaynaklar 16. yüzyılda sadece İstanbul’da, her biri birbirinden güzel 2 bine yakın lâle çeşidinin yetiştirildiğini yazar. Lale sadece yetiştirilmekle kalmamış, mimariden edebiyata, çiniden kumaşa kadar birçok ürün de lale desenleriyle bezenmiş. Lale bahçeleri anlamına gelen lalezarlar, saray ve konakların en itinalı ve en gözde yerleri olurken, lale için yazılan şiir ve nesirler lalename denilen risalelerde toplanmış. Mistik bir misyon da yüklenen lale, Allah’ın birliğini simgeleyen bir çiçek olarak algılanmış. İstanbul’da lalelerin yetişmesine öncülük eden Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin lalesine ‘nur–ı adn’ (adn cennetinin nuru) adı verilirken, onu lalelerin koruyucusu olarak kazasker ve kadılar takip etmiş. 
Osmanlı İmparatorluğu zamanında lâlenin önemini açıklamak için Sultan III. Ahmed devrinde yaşanan "Lâle Devri"ni hatırlamak yeterli aslında. Ancak ondan çok önce laleye en düşkün padişah olarak Kanuni Sultan Süleyman’ın adını zikretmek gerekir. Kanuni, Osmanlı’da ‘Lale çılgınlığı’nı bilmeyerek başlatan padişah olarak anılır. Tabii ki tarihte ‘lale delisi’ olarak padişah III. Ahmed (1703–1730) gösterilir. ‘Lalelerin sultanı’ III. Ahmed gibi aynı derecede lale tutkunu olan Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa (1718– 1730) da sadece Lale Devri’nin baş mimarları olarak tarihteki yerini almadılar, Osmanlı tarihinde şimdiye kadar eşi görülmemiş bir döneme de imza attılar. 
Bir Osmanlı tüccarının ‘hediye’ olarak Avrupalı bir tüccara lale soğanı göndermesiyle Avrupa’da bir sektör haline gelen lale, 18. yüzyıldan itibaren tekrar İstanbul’a dönmüş dönmesine; ama soğanları kısırlaştırılmış. Bugün anavatanı İstanbul’un nadir yerlerini süsleyen lalenin Hollanda’da 2 bin 500’den fazla türü bulunuyor. Dünyanın dört bir yanına yılda iki milyar lale ihraç eden Hollanda ekonomisinde lale önemli bir yer tutuyor.

ABDULLAH KILIÇ
a.kilic@zaman.com.tr

 

Zaman'da Bugün

 

 

LİNKLER

Arkadaşıma Gönder

Copyright© 1995-2001 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta:
okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.