Zaman siyasî yelpazenin neresinde?
Türk siyasetinde çok hızlı gelişmeler yaşanıyor. Demokrat Türkiye Partisi’nin başına Mehmet Ali Bayar getiriliyor. Bayar, Washington Büyükelçiliği müsteşarı sıfatını bırakıp “sağda yeni oluşum” denemesine girecek. Hüsnü Doğan, yeni bir siyasi parti kurmanın heyecanını yaşıyor. Özal’lı yılların rüzgarını arkasına almak istiyor Hüsnü Bey; ve tabii ki merkez sağda hissedilen derin boşluğu da doldurmayı planlıyor. Bu arada Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili kaset tefrikaları devam ediyor. Kimilerine göre Tayyip Bey’in önü çoktan kesilmiş durumda; fakat o, farkında değil. Deniz Baykal’dan merkez sol hamlelerine rastlıyoruz. Deniz Bey, bir zamanlar kendilerine çok uzak gördüğü kitlelerden bile oy almayı hedeflediğini söylüyor açıktan açığa...
Hemen her siyasi partide inanılmaz bir hareketlilik gözleniyor. Her an her şey olabilir düşüncesiyle parti mensupları kıpır kıpır... Hal böyle olunca, siyasi tansiyon gazetelere ve ekranlara yansıyor. Bu yansımanın gücü o kadar derin hissediliyor ki, kamuoyunun kafası karışıyor: Siyasi hareketlilik gazetelerin birinci sayfasına politik arenanın canhıraş mücadelesi sonucu mu taşınıyor; yoksa gazeteler, ilk kibriti çakıp kıvılcımlardan oluşan devasa ateşler mi yakıyor?
Kamuoyu haksız da sayılmaz aslına bakarsanız. Çünkü medyamız, demokrasilerde kendine biçilen rolün hudutlarını zorluyor. Öyle bir vaveyla yükseliyor ki medyadan, sanırsınız seçimler, gazetelerin dağıttığı kuponların sandıklara atılmasıyla sonuçlanacak. Bir de “sessiz çoğunluk”, “azgın azınlık” tartışması var ortada. Gel de ayıkla azınlığın taşını, bul bulabilirsen çoğunluğun sesini. Bu ses, sanırsınız gazetelerden duyulur gümbür gümbür. Heyhat! Ne gazetelerin ne de gazetecilerin güvenilir bir portresi var elimizde. Açıkçası, kim kimi destekliyor, kim kimden ve niçin nefret ediyor anlamak mümkün değil. Daha doğrusu uzun bir zamandan beri itibar ve irtifa kaybeden medyanın her enerjik hamlesi, çıkar ilişkisi kördüğümünde –ki bu, bazen bir kuruntu ve yersiz şüphe olabiliyor– kaybolup gidiyor.
Gazetelerin siyasi partiler konusunda tavrı, çok açık ve net olmalı. Kimi siyasi partiler, propaganda amacıyla gazete çıkarabilir ve böylece, programlarını, eleştirilerini, icraatlarını halka arz etmek isteyebilir. Eğer gazete, bu amacını açıktan açığa ifade ediyor ve yayınlarını bu ana yörüngeye odaklıyorsa, herkes bilir ki bu gazete(ler) siyasi bülten gibidir. Dolayısıyla, olaylara yanlı bakar ve yorumları sadece bir ideolojinin yansımasıdır. Bu tür gazetelerin, meslek kurallarına aynıyla uyması düşünülemez. Yanlı olduğu ölçüde referans olmaktan uzak gazetelerdir bunlar...
Bir de ortada pozisyon almış, geniş halk kitlelerine seslenen gazeteler vardır. Bunların zaman zaman siyaset mühendisliğine soyunması, kimi siyasilerin “ipini çekmesi”, kimilerinin “yıldızının sönmesi”ne aracı olması asla kabul edilemez. Haber unsuru olan her gelişmeyi vermelidir gazeteler; fakat şişirmeden, çarpıtmadan, intikam almadan, yokluğa mahkum etmeden...
Zaman Gazetesi’nin işi çok zor; zaten hiçbir siyasi partiye geçici periyotlarla bile olsa angaje olmadan habercilik yapmak çok zor bu ülkede. Bir de karşınızda “Zaten bu adamlar bize öteden beri düşmandı” tecessüsüyle habere yaklaşan insanlar var. Bunlar, manşetinizde yer almış bir siyasi liderin gözbebeğinde parlayan kırmızı lekelerin bir fotoğraf hatası değil, kasıtlı bir kolajlama olduğunu sanır. Parti içinde bir yetkilinin yaptığı özeleştiriyi yayınlamanızdan –bu yayın çok objektif kriterlerle yapılmış bile olsa– aleyhlerinde bir tezgah kurduğumuz vehmine kapılır. Rakip gördüğü x liderin fotoğrafına bile tahammül edemez, bizim parti başkanımızın resmi neden daha küçük girilmiş, der. Hatta geçenlerde bir müsteşar bir haberimizden şikayetçi oldu. “Bakan Bey gücendi size.” diyor, başka bir şey demiyor. Halbuki haberin neredeyse yarısı, Sayın Bakan’ın görüşlerine ayrılmış. Haberi beraber okuyunca dedi ki: “İyi de haber iç sayfaya dönünce Sayın Bakan’la eski bir genel müdürün resmini yan yana basmışsınız.”
Aslında bir yönüyle seviniyorum bu tür tepkilere. Hemen her parti, Zaman’dan bir şeyler umuyor. Bazen meslek sınırlarını zorlayan beklentiler, bazen de soğuk savaş dönemi kalıntısı reflekslerle tepki gösteriyor bize. Halbuki hiçbir siyasi organizeye diğer bir siyasi partiden daha yakın davranmıyor Zaman. Çünkü siyaseti siyasetçiler yapmalı. Biz yayıncılar, şahit olduğumuz doğru ve yanlışları –bunlar hangi partiye ait olursa olsun– okurlarımıza aktarmakla yükümlüyüz. Elbette ülkemizin menfaatlerini her türlü siyasi atraksiyona tercih ederiz, insanımızın hayrına yapılan her çalışmayı –yapanların siyasi kimliğine bakmaksızın– alkışlarız. O ölçüde de yanlışların eleştirilmesi hakkına sahibiz.
Köşe yazılarına siyasi kanaatler yansıyabilir, politik değerlendirmeler siyasi çevrelerce yanlı kabul edilebilir ve eleştirilere neden olabilir bu tür yazılar. Neticede kişisel görüşlerdir bunlar ve imza sahibini tarih huzurunda sorgulayıcı niteliği vardır. Yazarların birbirine zıt yorumlarında da esas olan ilke, haksız ve insafsız eleştirilere geçit vermemektir. Mesela köşe yazarı, eleştiri hakkını söverek, aşağılayarak, hakaret yağdırarak kullanamaz. İbresi sıfırın altında seyreden köşe yazarlığı, bize özgü vahşi bir gelenektir. Ne kadar tazminat ödeme bütçesi varsa ve ne kadar taviz koparmak için şedid tenkitlere ihtiyaç duyuluyorsa, “siyasi eleştiri”nin dozu da o kadar keskindir ülkemizde.
Halbuki gazete, haberde her partiye eşit uzaklıkta durmak, yorumda da eşit insaf ölçütleri kullanmak zorundadır.
Zaman, bu konuda da önemli bir mesafe aldı ve daha da alacak. Siyasi yorum ve analizleri her parti için yol gösterici olacak, kişilerin değil düşüncelerin eleştirildiği; sadece eleştiriyle yetinilmeyerek çözümlerin önerildiği bir gazete olmaya ahdetmiş bir kere...
HOŞ GELDİN TURKUAZ: Çoktandır pazar tatilinize renk katacak bir çalışmayı yürütüyordu arkadaşlar. Nihayet dün, Turkuaz’la tanıştınız. Tabii ki ilk sayının bazı noksanları olabilir. Sizlerin güzel katkılarıyla daha da güzelleşecek ve umarım her pazar iple çekilen şirin bir ek olacak. Başta Hüseyin Sorgun ve Hasan Sutay olmak üzere Turkuazcılara başarılar diliyorum.
22.04.2002
Yazarımızın E-Postası:
e.dumanli@zaman.com.tr
|