Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

  Yorum

Çağdaşlık yolunda bir engel: RTÜK yasa taslağı

Can Paker*



Türkiye, Cumhuriyetin kuruluşunda tanımladığı ve varoluş misyonuyla ilişkilendirdiği bir çağdaşlık anlayışına sahip. Bu anlayış sadece Anayasa ve yasalara ruhunu vermekle kalmamış; eğitimden kurumsal yapılanmamıza rehber bir ilke olarak işlev görmüş.

Aynı bakış çağdaşlığın statik bir şekilciliğe hapsolmasını da engelleyerek, bu kavramı ülkenin dünyaya olan sürekli uyum çabasının referansı ve ölçütü haline getirmiş. Söz konusu çabanın iki yönü var: Biri dünyanın eriştiği teknik ve teknolojik düzeyin özümsenmesi, kullanıma açılması ve yaygınlaştırılmasını ifade ediyor. İkincisi ise, Türkiye’yi gelişmiş Batı dünyasının sahip olduğu özgürlük ve haklar düzeninin parçası kılmayı amaçlıyor.

Türkiye’nin çağdaşlık mücadelesi günümüzde de çok boyutlu olarak sürüyor. Teknik açıdan arzu edilen sıçramanın taşıyıcı simgesi bilgisayarlar ve internet. İdeolojik düzlemde ise aynı simgeselliği AB üyeliği taşıyor. Bugün bizim için çağdaşlık, AB’nin ürettiği kamusal alanın teknik ve ideolojik standartlarıyla ölçülüyor. Bunun anlamı sivil toplumun daha özgür olduğu, kamusal kararlara katılabildiği, onları ürettiği bilgi akışıyla etkileyebildiği bir düzenin hedeflenmekte olduğu. Söz konusu hedef sadece devletin yönetim katında bulunanların değil, tüm kesimleri kuşatan bir biçimde bütün toplumun özlemi.

Bu açıdan değerlendirildiğinde, Cumhurbaşkanı Sayın Sezer’in eleştirilerine rağmen var olan biçimiyle Anayasa Komisyonu’ndan geçerek yeniden TBMM’nin önüne gelen RTÜK yasa taslağı önemli bir gerileme teşkil ediyor. Bu konuda bugüne kadar birçok değerli görüş belirtildi. Hem bu görüşlerin belli bir bölümünü bir bütün olarak toparlamak hem de kendi görüşlerimi sunmak amacıyla aşağıdaki satırlarda bazı düşüncelerimi belirtmekte yarar gördüm.

Her şeyden önce internetin de son anda yasa taslağına eklenmesi, bu alanda büyük bir teknik bilgi eksikliğinin varlığını göstermekte. Çünkü ulusal sınırlar dışında üretilen web sitelerinin engellenmesi mümkün olmadığı gibi; bu ‘önlem’ kısa süre içinde ülkedeki sitelerin yurt dışındaki portallara bağlanmasına neden olacak. Ayrıca telsiz sistemlerinin yarattığı yeni teknolojik ortamla bürokratik bir mücadelenin devleti müşkül duruma düşürmekten başka işlevi bulunmayacak.

Özgürlükler açısından ise durum son derece ciddi tehlikeler içeriyor.

1) Web siteleri üzerindeki denetimi sağlamak üzere yeni bir devlet bürokrasisinin oluşması gerekecektir. Web siteleri arasında adil bir tercihin nasıl sağlanacağı ise yanıtlanmamış bir soru olarak durmakta.

2) Diğer taraftan oluşacak bu bürokrasinin bağlı olacağı Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun 9 üyesinden 7’si yeni yasaya göre hükümet tarafından seçilecek; dolayısıyla medya üzerinde açık bir iktidar baskısı yaratılmış olacak.

3) RTÜK’ün denetimi de Başbakanlık Denetleme Kurulu’na bırakılmakta; üyeler üzerinde ayrıca bir baskı imkanı sağlanmakta. Diğer bir deyişle yeni yasa taslağının bir ayağı, hükümetin ve genelde siyasi iktidar odaklarının RTÜK üzerinde; ve RTÜK vasıtasıyla tüm sözlü medya ve internet üzerinde baskıcı bir yapı oluşturma potansiyelini ifade ediyor.

4) Yasa taslağının ikinci ayağı ise, medya içindeki daha büyük ve merkezi kuruluşların, yerel medya organlarını bünyelerine dahil etmelerine neden olabilecek bir dinamiğe işaret etmekte. Çünkü oluşturulan suç kavramı, yerel kuruluşlara altından kalkılması olanaksız para cezaları verilebilmesine olanak tanıyor. Bunun muhtemel sonucu medyaya yatırılmış sermayenin belirli ellerde toplanması ve böylece her türlü özgürlüğün temeli olan fikirsel çeşitliliği budamasıdır.

5) Sahiplenme üzerine konan sınırların yüksekliği, yüzlerce radyo ve onlarca televizyonun tek bir kişi tarafından yönetilmesine imkan tanıyacak düzeydedir.

6) Kendi halkımıza taahhüt edilmiş olan AB Ulusal Programı’nın da ruhuna aykırı olan bu yasa girişimi; Türkiye’yi hem teknolojik birikim, hem de demokratik süreç açısından çağdaşlığın dışına itecek potansiyele sahiptir.

Özetle, bu yasa taslağı bir yandan hükümeti ve bürokrasiyi, diğer yandan büyük medya sermayesini; Türkiye’nin en önemli demokratik deneyimini oluşturan yerel radyo, televizyon ve internet siteleri üzerinde egemen kılıyor. Bunun anlamı toplumsal çeşitliliğin, taleplerin ve fikirlerin bastırılması; sermaye yapısının tekelleşmesi; büyük sermaye ile hükümetler ve bürokrasi arasında antidemokratik işbirliği olanaklarının doğmasıdır.

Devletler ve hükümetler tabii ki isterlerse daha fazla denetim uğruna teknik gelişmeden veya demokrasiden vazgeçmeyi tercih edebilirler. Ne var ki bilgi edinme özgürlüğünü kısıtlayıcı mevzuatların artık günümüzde bilginin kitlelere ulaşma gücünü engellemesi mümkün değil. Uluslararası sanal âlem artık bir gerçek. Ulusal mevzuatla uluslararası alana sınırlama getirilmesine teşebbüs edilmesi bu gerçeği görmezlikten gelmek demek. Yasanın bu nedenle uygulanma şansı yok. Türkiye’de yasaklanan herhangi bir internet sitesinin, Türkiye dışından faaliyete geçmesi ile Türkiye’den çıkışlı olması arasında kullanıcılar bakımından hiçbir fark bulunmuyor. Uygulanamayan bir yasa çıkarmış olmanın isabetsizliği bir yana, bu kısıtlama girişiminin gelecek kuşakları da mahkûm edecek siyasi ve ekonomik ağır bedelleri olacak. Türkiye OECD ülkeleri arasında internet kullanıcıları arasında en sonuncu sırada. Bu yasanın getireceği sınırlama ile çağdaş uygarlık düzeyinin çok gerisine düşmekte olacağımızın bilincinde miyiz? AB adaylığına yönelik müzakerelerin eşiğinde, Türkiye’yi çağdaşlık çizgisinden uzaklaştıracak bir bedel ödemeye mahkum etmek büyük bir hata oluşturuyor. Unutmamak gerekir ki böyle bir tercih, hem geleceğin Türkiye’sinin Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerinden uzaklaşmasının, hem de devletin topluma yabancılaşmasının ifadesi.

Yürürlüğe girdiği takdirde, bu kanunun uygulanması sonucunda Anadolumuzun pek çok yerinde şu anda dinleyicisi ve seyircisi olan yerel medya kuruluşları ortadan kalkınca, bu illerimizin milletvekilleri ve siyasetçilerinin kendi seçmenleri ile iletişimlerinin kopması kaçınılmaz olacağı gibi bu yasanın vebalini de aynı seçmen karşısında taşımak zorunda kalacaklardır.

Büyük Millet Meclisi’mizin kendi sorumluluğunu müdrik olarak, bu yanlıştan bir an önce dönmesini temenni ediyoruz.

* Dr., Yönetim Kurulu Başkanı Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı

23.04.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Diğer Yorumlar

> Hayatın bitmeyen şekeri; çocuklar H. Salih Zengin (23.04.2002)

> Bir bilincin hikâyesi Mehmet S. Aydın* (22.04.2002)

> "Reform" mu, "trajedi" mi? Murat Şengül (21.04.2002)

> Küreselleşme’nin neresindeyiz? Adnan Aslan (21.04.2002)

> Ortadoğu yanarken Ilgaz Zorlu (20.04.2002)

> Ölüm kimleri susturabilirdi? Mehmet Gündem (20.04.2002)

> “Moon” olayının düşündürdükleri ve “Kült”ler Alev Alatlı (19.04.2002)

> İnsanlık öldü mü? (19.04.2002)

> Seçilmiş başbakanlık modeli Türkiye’ye uyar mı? Bülent Korucu (18.04.2002)

> Siyasetin iktidarsızlığı Mustafa Aydın (18.04.2002)

> Özal’ı tersinden yorumlamak Mustafa Erdoğan (17.04.2002)

> Futbolun Pirus Zaferi Rasih Yılmaz (17.04.2002)

> Teröre teslim olmamak için Oya Baydar (16.04.2002)

> Güven toplumu Bekir Karlığa* (15.04.2002)

> İleriyi düşünmek Edward Said (14.04.2002)





Zaman'da Bugün
23 Nisan 2002


Zaman Spor

Yorumlar


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

» Sık Kullanılanlara Ekle  «               » Giriş Sayfası Yap «

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.