Çocuklar hangi fotoğrafın içinde saklanıyor dersiniz? Kış mevsiminin görevini ilkbahara devrettiği, tomurcukların ağaçlarda birbiri ardına patladığı bir fotoğrafın içinde. Hayâli gerçek, gerçeği anlamlı kılan bir bakışın içinde. Bütün yüklerinden sıyrılarak gökyüzüne havalanmış, kendini rüzgârın akışına bırakmış bir uçurtmanın ipinde. Orada olduğunu sandığımız, ama aslında orada hiç bulunmadığını fark edemediğimiz bir yalnızlığın içinde. Bir annenin müşfik kucağında, bir oyunun peşinde. Yitirdiğimiz bir cennetin orta yerinde. Önce bir adım, sonra iki adım, daha sonra koşar adım ilerleyen bir hayat çemberinin başlangıç çizgisinde. Kalbimizin, neşemizin, ruhumuzun eskimeyen bir köşesinde. Anılarımızın gerisinde, gerçeklerin ilerisinde. Hayatın bitmeyen şekeri çocuklar, hep ama hep aydınlık bir fotoğrafın içinde. Fakat kalbine sağır, saflığa uzak büyüklerin dışında.
Biri bu yazıya bakıyor, sözü değiştirelim:
Adına çocuk dediğimiz o sonsuz cennet, hayâllerini cehenneme çevirdiğimiz bir gelecek, modern çocukluk tasarımında maskeler takarak dolaştırdığımız popüler bir değer olmaktan başka bir şey değil aslında. Çünkü bu dünya, çocuklar için yaşanılırlıktan ve hakikatten nasibini almamış korkunç bir yalandan ibaret. Çünkü çocukları onların gözleriyle hiç karşılaşmadan, onların hiç bulunmadığı müzakerelerde, komisyonlarda aldatmak ‘çocuk oyuncağı’. Çocukların karşısına çıkıp evrensel barışın umut dolu yarınlarından söz etmek iyi güzel de, milyarlarca dolarla süslenen imzaların atıldığı silah ve savunma bütçelerinden üretilen ölüm ve kötülük karşısında nedense herkes pek suskun. Kendi iktidar alanlarımıza çekerek biçimlendirdiğimiz her çocuk, kendi yalanımıza inanır hale getirdiğimiz acı bir gerçeklikten fazlası değil. İletişim araçlarından eğitim sistemine, aile kurgusundan hayat oyununa kadar çocuğun ruh ve bedenini biçimlendiren parametrelerin tümü, çocuğun kendi gerçekliğinin dışında, büyüklerin kendi isteklerine uygun misyonerler yetiştirme mantığının bir ürünü. Bu nedenle büyüklerle çocuklar aynı fotoğraf karesinde gülümseyen bir yüz olarak bir araya pek sık gelmezler. Yıldızları barışmaz. Çünkü büyüklerin yıldızları köşeli, çocuklarınki köşesizdir, uçsuz bucaksız...
Biri ölüyor, sözü değiştirelim:
Dünyanın herhangi bir yerinde çocuk olmakla, burada çocuk olmak arasında bir fark yok. Topyekün bir mutsuzluk, çocukların kalplerini ve yüzlerini hayatlarında görmedikleri yalan bir oyun sarmalıyla kuşatıyor. ‘Dünyanın çocuk haritası’nı çizen büyüklerin ellerindeki kan kirletiyor her yeri. Şarkılardan anlamıyor olmalı silah mermileri... Kaskatı kesilmiş bedenleri, donuklaşmış gözleriyle çocuklar olup bitene bir anlam veremedikleri karanlık bir boşlukta sallanıyorlar. Korkunç sesleriyle uçaklar, bomba mı yiyecek mi bıraktığı belli olmayan paketleri üzerlerine atarak uzaklaşıyorlar, tekrar dönmek üzere. Savaş travması yaşayan, sakat kalan, ailesiz bırakılan, açlık çeken, hastalıklarla boğuşan milyonlarca çocuk fotoğrafı, televizyon ekranlarına ve gazete köşelerine istatiksel rakamlarla taşınıyor. Aynı bahçede olmayan bizler, aynı bahçede olan çocukların ne hissettiklerini bilmeden bakıyor, onları bilmeden seviyoruz. Oysa korkunç görünüyor çocukların ekrana takılan buharlı gözleri, elleri kalplerinin en dokunulmamış yerlerinde geziniyor. Bu çağda çocukların en düzenli hareketi bu galiba: Ölmek...
Biri gülümsüyor, sözü değiştirelim:
Güzel şey çocuk olmak. Rengarenk giysiler, cıvıl cıvıl sesler içinde var olabilme hissiyatıyla her şeye rağmen gülümseyebilmek anlamlı bir şey. Dünyanın yalnızca bu kavşağında kutlanan 23 Nisan sabahı, okul yolunda mavi önlükleriyle seken çocuklar kendi bayramlarını kutlayacaklar, surat asabilecekleri birçok tuhaf şeyi görmezlikten gelerek. Sözgelimi üzerlerinde çok sevdikleri bir bayram elbisesi değil, okul kıyafetleri olacak yine. Tören alanında protokol koltuklarında oturanlar büyükler, ayakta kalan yine kendileri olacak. Çocukların eğlenmeleri ve mutlu olmaları beklenen 23 Nisan Çocuk Bayramı’nda, koltuklarına gömülüp gösterileri izleyen büyükler eğlenecek. Dünyanın çeşitli ülkelerinden davet edilen misafir çocuklara, yurdumuzun düşmanlardan yani kendi uluslarından nasıl kurtarıldığı ballandırılarak anlatılırken, bir yandan da bu ‘mutlu günde’ barış ve sevgi mesajları verilecek. Çeşitli makamlara sembolik olarak oturtulan çocuklar kısa bir an büyütülecek, büyükler ise sahte bir çocuksuluğa bürünecekler. Sonuçta hiçbir çocuk o koltukta istediği kadar oturamayacak ve istediklerini yaptıramayacak. Çocukların bu bayramda payına düşen soru işaretlerinden oluşmuş bir çelişki olacak yine.
24 Nisan sabahı, yarın gazeteleri açtığınızda büyük harflerle de olsa hamaseti geçmeyen birkaç satırlık cümle karşılayacak sizi: Çocukların 23 Nisan Coşkusu. Bu başlığın yanında ise habere eşlik eden çocuk sorunlarından oluşan uzun bir listeye takılacak gözleriniz. Bayram kutlanacak, sorunlar bir dağ gibi olduğu yerde kalacak. Bayram bitecek, çocuklar ikileyecek.
Biri konuşuyor, sözü değiştirelim:
23 Nisan Çocuk Bayramı’nın resmi gündemi belli. Resmi olmayan gündeminde ise Filistinli çocuklar var. İsrail askerlerinin okullarını ve hayatlarını bombalar ve kurşunlarla darmadağın ettiği Filistinli çocuklar, Türk ve dünya çocuklarının bayram neşelerini gölgede bırakan en canlı –cansız– dramı. Filistinli çocukların bu sene, belki de gülümseyecek bir çocuk bulamadığı için katılamadığı 23 Nisan Çocuk Bayramı, sevinç ve hüznün iç içe geçerek kutlandığı bir bayram olacak. Bu yüzden çocukların dünya ülkelerine ve büyüklerine vereceği barış ve kardeşlik mesajlarının içeriği daha önemli hale gelecek. Bakalım büyükler bu kez çocukların ellerinden kurtulup hangi gerekçelere sığınacaklar?
Şimdi elinizde bulunan büyük bir adam ve küçük bir çocuktan oluşan iki fotoğrafa bakarak, aralarında kaç fark olduğunu söyleyebilir misiniz?
s.zengin@zaman.com.tr
23.04.2002
|