Dış ticaretin fazla vermesi niçin sevindirmedi?
Birkaç gün önce 2002 yılının ilk üç ayına ilişkin dış ticaret istatistikleri açıklandı. Gümrük Müsteşarlığı’nın geçici verileri, yüzde 5 sapma ihtimali bulunsa da içinde bulunduğumuz ekonomik durumun kısmi resmini çekiyor. Rakamlara göre, yıllar sonra da olsa ithalat ilk kez ihracatın gerisinde kalmış. Yani dış ticaret mart ayında açık değil, fazla vermiş. Bu habere sevinmek, bu gelişmenin milletçe keyfini çıkarmak gerekir aslında değil mi? Fakat olay hiç de ilk bakışta görüldüğü gibi değil.
Verilere göre, geçtiğimiz mart ayı içinde 2 milyar 701 milyon dolarlık ihracat, 2 milyar 696 milyon dolarlık da ithalat yapılmış. İkisi arasındaki fark, küçük de olsa pozitif. İthalattaki gerileme yüzde 14, ihracattaki yükseliş ise yüzde 6. Görüldüğü gibi, dış ticaretteki açığın fazlaya dönüşmesinin sebebi, ihracattaki patlamadan falan değil, ithalatta devam eden yüksek oranlı gerilemeden kaynaklanıyor.
İhracat geçen yıl genelinde bundan daha iyi bir performans sergilemişti. Dolayısıyla dış ticaretle ilgili övünülecek bir durumdan bahsetmemiz mümkün değil. 2001 Mart ayında başlayan ihracat artışı üretimle desteklenemediği için böyle bir manzara ortaya çıktı karşımıza. İç pazar daraldı, üretim geriledi, ihracat daha çok stoklardan yapıldı. İhracattaki tırmanışı besleyecek üretim artışı sağlanamadı. Aksine gerileme gündeme geldi. Ekonomi geçen yıl yüzde 9,4 küçüldüğü gibi bu yıl da küçülmeye devam ediyor.
Bu daralma, sanayi üretimi istatistiklerinde olduğu kadar yukarıda bahsettiğimiz dış ticaret rakamlarında da kendisini gösteriyor. İthalatın bu ölçüde gerilemesi, tüketim malı ithalatının düşmesinden değil, üretime geçebilmek, üretim yapabilmek için gerekli olan yatırım malı ve ara malı alımının düşmesinden kaynaklanıyor.
Fabrika kuran fabrikalarımız olmadığı ya da sınırlı olduğu için pek çok makine ve teçhizatı ithal etmek durumundayız. Yatırım malı ithalatının düşmesi demek ülkede yatırımların azalması demek. Bunun yanında pek çok tüketim malının üretilebilmesi için de ithal girdiye ihtiyaç var. O olmazsa olmuyor. Bu kalemdeki mallara da ara mallar deniliyor. İthalatın bu kalemindeki ciddi düşüş ise üretimin düşme eğiliminde olmadığını gösteriyor.
En güçlü olduğumuz sektörlerden olan inşaat sektöründe bile ithal inşaat makinelerine mahkumuz. Otomobil, bilgisayar ve onlardan çok daha basit mamulleri üretebilmek için dünyanın dört bir yanından mal almak durumundayız. Ekonomideki olumsuz gelişmeler, bir anda bu akışın sekteye uğramasına ve pek çok sektörde üretim düşüşüne yol açıyor.
İşte, yatırım ve ara malları ithalatındaki gerilemenin devam etmesi, bu yüzden sanayiden yükselen “üretim durdu” feryatlarının teyidi anlamına geliyor. Bu gidişle, büyüme sürecine giriş için beklemek zorunda kalacağız. Bu gerçeğin farkında olan Dış Ticaret Müsteşarlığı, yaptığı değerlendirmede şu uyarıda bulundu: “İthalatın yüzde 85–90’ının ara ve yatırım malından oluştuğu göz önüne alındığında, ithalatın artmıyor olması, Türkiye’nin büyüme sürecine girmekten uzak olduğunun ciddi bir göstergesidir.”
Yıllardır devam ede geldiği gibi ithalatımızın büyük bölümü ara ve yatırım mallarından oluşuyor. Geçen yılki ithalatın yüzde 72’si ara malları, yüzde 17’si ise yatırım mallarıydı. Oran, bir önceki sene ise yüzde 66 ve yüzde 21 idi.
Ne garip bir durum ki, dış ticaretin dengeye gelmesine bile sevinemiyoruz. Çünkü dengeye geliş şekli yanlış. Üretimi ve yatırımları durdurarak dengeye ulaşmışız. Tıpkı ekonomiyi frenleyerek enflasyonu dizginlemekte olduğumuz gibi. Gönül isterdi ki, ihtiyaç duyulan ara malları ve yatırım mallarını yerli üretimle karşıladığımız için ithalatımızda gerileme olsun.
Sanayimiz gelişiyor görünse de, aldığımız kadar yatırım malı satamıyoruz. Gerilemeye rağmen geçen yıl dahi 7 milyar dolarlık yatırım malı almış, karşılığında ise 2,6 milyar dolarlık satış gerçekleştirmişiz. Ara mallarında da durum farklı değil. 29 milyar dolarlık alışa karşılık, 13 milyar dolarlık satış var. Petrol ithalatını hesaptan düşseniz de durum pek değişmiyor.
Tüketim malı ihracatı toplam ihracatımızın yarısını oluşturuyor. Aslında bu olumlu bir şey; ama bu üretimi nasıl yaptığımız önemli. Maalesef bu imalatı büyük ölçüde ithal makine teçhizat ve ithal girdilerle gerçekleştiriyoruz. Sattığımız tüketim malları aldığımızın neredeyse dört katı. Böyle olunca, sanayimiz ister istemez bir montaj sanayii görüntüsü veriyor.
Sözün kısası, ekonomimiz büyük ölçüde ithalata bağımlı. Sadece petrolde değil, pek çok konuda aynı risk söz konusu. Beklenmedik durumlarda pek çok sektör, yatırımların ve üretimin durması tehlikesi ile karşı karşıya. Çarkların dönmesi, dışarıdan gelecek makinelere, hammaddeye ve yarı mamullere bağlı çünkü.
Dış ticaretin, ekonomideki dengeyle birlikte fazla verdiği günlerin yakın olması dileğiyle.
24.04.2002
Yazarımızın E-Postası:
k.dikbas@zaman.com.tr
|