Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

  Yorum

Evrensel çocuk anlayışına doğru

Ahmet Kemerli



Her insanın hayatı bir çocukluk devresiyle başlar. Her insan aslında bir çocuktur. Çocukluk devresi insan hayatının neredeyse üçte birine yakın bir zamanı işgal etmesine rağmen, genellikle toplum hayatında çocuklar küçümsenir ve bazı yetişkinlerin hareketlerine yine yetişkinler tarafından “çocuk gibi” yakıştırması yapılır. Esasında çocuk anlayışının gelişmesi tarih boyunca öyle pek kolay olmamıştır. 21. asırda çocuk anlayışında gelinen nokta artıları içermesine rağmen bir hayli de eksiler içeriyor.

Çocuğun tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Aynı zamanda tarih boyunca çocukluk kavramının gelişimi ile yakından ilgilidir. Yeryüzünde ilk aile ile birlikte ilk çocuk da varlığını sürdürmeye başlamıştır. Böylece ilk aile modeliyle çocuk kavramı ortaya çıkmıştır. Yunan ve Roma medeniyetinde çocuğun yaşama hakkı babasına aitti. Baba çocuğun hayatta kalmasına ya da öldürülmesine karar verebilirdi. Çocuğunu öldüren baba cezalandırılmazdı. Hatta Yunan medeniyetinin ünlü düşünürleri Aristo ve Platon çocuğu öldürme yetkisinin babada olması gerektiğini savunmuşlardı. Çocuk bir eşya gibi görüldüğünden babanın mülkiyetinde kabul edilmekteydi. Ortaçağ Avrupa’sında 3. ve 4. yüzyıllarda çocuklar 5–7 yaşına kadar bebekti. Ayrı bir çocukluk dünyası mevcut değildi. Çocuklar görünüşte “küçük yetişkinler” gibi görülüyordu. Hıristiyanlığın da etkisiyle o devirlerde yaygın inanç insanın günahkar doğduğu biçimindeydi. Anne babaların görevi doğan çocukların şeytani eğilimlerini bastırmaktı. Yine 12. asra kadar ortaçağ Avrupa’sında bir kimsenin çocuklarına ilgi göstermesine iyi gözle bakılmazdı. Çocuklar kundaklarından çıkarıldıklarında onlara yetişkinler gibi elbise giydirilirdi. Yetişkinler ve çocuk elbiseleri arasında hiç fark yoktu. Aynı şekilde yetişkinlerin oyunları ile çocuk oyunları arasında da bir fark gözetilmiyordu. Genel olarak çocukla ilgili bu anlayışlar Avrupa merkezli bir düşüncenin ürünüdür.

Tarihsel olaylara bir merkezden bakmak insanı yanıltabilir. Çocukla ilgili Avrupa merkezli bakış da dünyanın diğer yerlerini yok saymaktadır. Eğer ortaçağda Avrupa geri ise dünyanın diğer kısımları da geridir. Bu her şeyin merkezi olarak kendisini gören bir Avrupa veya Batı önyargısıdır. İnsanlık tarihi düz bir çizgide seyretmiyor, daha çok dairesel olarak ilerliyor. Pekala insanlığın bir kısmının geri olduğu dönemde başka yerlerdeki insanlar ilerlemiş olabilir.

Yine ortaçağda Ortadoğu’da İslam’dan önceki döneme bir bakalım. Halen zamanımıza kadar uzantısı devam eden kız çocuklarına karşı önyargı olanca dehşetiyle karşımıza çıkıyor. Orta çağlardaki Arap toplumunda kız çocukları utanç vesilesi olarak görüldüğünden diri diri toprağa gömülüyor. Kadınlar eşya olarak muamele görüyor. Ancak İslam’ın gelişiyledir ki bu vahşi adet Kur’an’ın ayetlerinde sorgulanıyor (Kur’an: 81/8–9). Bu, İslam’ın gelmesiyle bir çırpıda insanlıkla ilgili sorunların çözüldüğünü söylemek değildir. Ama en azından insana değer veren, onu kendisinde amaç olarak gören insan merkezli bir bakışın zihinlerde değişimi başlatmış olduğuna işaret eder.

Yine Avrupa’ya dönelim. Sanayi Devrimi esnasında Avrupa’da yoğun bir şekilde kullanılan çocuk emeğine karşı kamuoyunu örgütlemek için ilk harekete geçen isimlerden biri Karl Marx’tı. 1848 tarihli “Komünist Manifestosu”nda ‘Sanayi Devrimi’nin işçi aileleri arasındaki bağları kopardığını, çocuklarını birer ticari eşya ve iş aleti haline dönüştürdüğünü ve bu haliyle çocukların fabrikalarda çalıştırılamaz olduğunu’ söylüyordu. İngiltere’de o dönem çalışan çocukların perişan ve sefil durumu Charles Dickens’ın “Oliver Twist” isimli romanında gözler önüne serilmişti. Charles Dickens’ın kendisi 11 yaşında fabrikalarda çalışmaya başlamıştı. İşte bu fabrikada tecrübesidir ki İngiltere’de küçük yaşlarda çalıştırılan çocukların durumunu romanlarına ilham kaynağı yapmıştı.

1880–1930 yılları arasındaki dönemde çocuklar ailede merkezi önem kazanmıştır. J.J. Rousseau’nun, çocuk masumluğunun istenen bir durum olduğuna dair fikri ve yetişkin istismarına karşı toplumun çocuğu koruma ihtiyacı hissetmesi 18. asrın sonlarına doğru Avrupa’da üst ve orta sınıf arasında rağbet görmeye başlamıştır. 1930 yılından günümüze uzanmakta olan dönem, Birleşmiş Milletler (BM)’in 1959 yılında ilan ettiği Çocuk Hakları Deklarasyonu ile örnekleştirilmektedir. Bu evre de, toplumun diğer evrelerinden farklı bir şekilde çocuk merkezlidir. Çağdaş hedef, çocuğun ihtiyacı olan bakım, anlayış ve saygıdır. 1989 yılında BM’nin doğrudan çocuklara yönelik hazırladığı “Çocuk Hakları Sözleşmesi” çocukları koruma yönünden en kapsamlı hükümleri içermektedir. Bu sözleşme ile çocukluk yaşı 18’e çıkmıştır.

Tarih boyunca çocuklukla ilgili olumlu ve olumsuz gelişmelere rağmen, günümüzde gelinen nokta nedir? Bu sorunun cevabını çocuklarla ilgili istatistiklere bırakalım.

Halen dünya nüfusunun 1/5’inden fazlasını teşkil eden 10–19 yaş arası 1 milyardan fazla genç nüfus bulunuyor.

Genç nüfusun % 85’i gelişmekte olan üçüncü dünya ülkelerinde yaşamakta, hayat beklentisinin düşük olduğu bu ülkelerde genç nüfus toplam nüfusun büyük bir oranını oluşturuyor.

ILO’nun tahminlerine göre dünyada 5–14 yaş arası 250 milyon çocuk çalışmakta, bunların 12 yaşın altında olan 50 milyondan fazlası ağır ve tehlikeli işlerde çalışıyor.

ABD’de 300.000’in üzerinde çocuk büyük çiftliklerde tehlikeli şartlar altında çalışıyor.

Dünyada 18 yaşın altında yaklaşık olarak 300.000 çocuk silahlı çatışmalarda asker olarak çarpışıyor.

Son on yıl içinde silahlı çatışmalarda 2 milyon çocuk öldü. 1 milyonu yetim kaldı. 6 milyonu ciddi şekilde yaralandı. 12 milyon çocuk evsiz kaldı. 10 milyon çocuk psikolojik travma geçirdi.

2,7 milyon çocuk AIDS hastalığına yakalanmış durumda.

İnsanlığın evrensel bir çocuk anlayışı geliştirebilmesi için daha ne kadar yolun katedilmesi gerekiyor? Bu soruya hemen cevap bulmak çok kolay değil. Belki de insanlığın içinde geliştireceği evrensel bir barış duygusuna bağlı.

akmer@2001yahoo.com

24.04.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Diğer Yorumlar

> Milliyetçilik ölüyor Mehmet Altan (24.04.2002)

> Çağdaşlık yolunda bir engel: RTÜK yasa taslağı Can Paker* (23.04.2002)

> Hayatın bitmeyen şekeri; çocuklar H. Salih Zengin (23.04.2002)

> Bir bilincin hikâyesi Mehmet S. Aydın* (22.04.2002)

> "Reform" mu, "trajedi" mi? Murat Şengül (21.04.2002)

> Küreselleşme’nin neresindeyiz? Adnan Aslan (21.04.2002)

> Ortadoğu yanarken Ilgaz Zorlu (20.04.2002)

> Ölüm kimleri susturabilirdi? Mehmet Gündem (20.04.2002)

> “Moon” olayının düşündürdükleri ve “Kült”ler Alev Alatlı (19.04.2002)

> İnsanlık öldü mü? (19.04.2002)

> Seçilmiş başbakanlık modeli Türkiye’ye uyar mı? Bülent Korucu (18.04.2002)

> Siyasetin iktidarsızlığı Mustafa Aydın (18.04.2002)

> Özal’ı tersinden yorumlamak Mustafa Erdoğan (17.04.2002)

> Futbolun Pirus Zaferi Rasih Yılmaz (17.04.2002)

> Teröre teslim olmamak için Oya Baydar (16.04.2002)





Zaman'da Bugün
24 Nisan 2002


Zaman Spor

Yorumlar


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

» Sık Kullanılanlara Ekle  «               » Giriş Sayfası Yap «

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.