Çıkmaz sokak...
TBMM’nin açılışının 82. yılı resepsiyonunda Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu’nun AK Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan için söylediklerinin şüphesiz derin siyasî etkileri olacaktır.
Erdoğan’ın 10 yıl önce Rize’de yaptığı konuşmada sarf ettiği sözler, zaten bir Tv kanalında, doğrudan Silahlı Kuvvetler’i hedef aldığının altı çizilerek verilmişti. Kıvrıkoğlu’nun beyanlarından net olarak anlaşılan şudur: Türk Silahlı Kuvvetleri, Erdoğan’ın ve çizgisinin değiştiğine inanmamaktadır. Rize’de bir meydanda söylenen sözler, “orduya karşı içlerindeki kinin kusulması” olarak yorumlanmaktadır.
Yine Kıvrıkoğlu’nun beyanlarından anlıyoruz ki, Silahlı Kuvvetler, konuşmayla ilgili yasal işlemleri başlatmış ve zaman aşımının dolacağı 15 Mayıs’a kadar konunun takipçisi olacaktır.
Bu arada Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, bu hafta sonuna kadar ifade vermesi için AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’a celp göndermiştir.
Tayyip Erdoğan dün partisinin grup toplantısında Genelkurmay Başkanı’na ismen hitap ederek Türk demokrasisine gölge düşürdüğünü söylemiştir.
Türkiye’de bir siyasetçinin en büyük talihsizliği, Türk Silahlı Kuvvetleri’yle böylesine karşı karşıya gelmesidir. Bu karşı karşıya geliş, bir inatlaşmaya dönüştüğü ve tırmanma eğilimine girdiği zaman ise, bundan siyasetçilerin kazançlı çıktığı yakın tarihimiz de şahittir ki, hiç görülmemiştir.
Mesele demokrasinin işleyişi bakımından haklı olup olmama meselesi de değildir. Mesele, Türkiye’nin gerçekleriyle bir daha yüz yüze gelme meselesidir.
Tayyip Bey’le ilgili bir yıldır, Türkiye’nin bir maceraya sokulmaması konusunda yazılar yazıyorum. Türkiye’nin normalleşmesi ve demokratikleşmesi için fedakârlık edilmesinden bahsediyorum. Sistemin “problemli” kabul ettiği siyasetçilerin, kendi problemleriyle uğraşmaktan, Türkiye’nin problemlerinin çözümüne vakit bulamayacaklarını yazıyorum.
Bazı dostlarım, arkadaşlarım bana kırılıyorlar. Tek başlarına verdikleri siyasî kararlarının, bizler tarafından mutlaka desteklenmesi gerektiği yanlışından kurtulamıyorlar.
Benim kabahatim, hissiyattan uzak durup gördüğümü, anladığımı yazmamdan kaynaklanıyor. Sabahları sürücülere trafik durumunu bir helikopterden canlı yayında anlatan Tv muhabirinin durumuna düştüm. Ben diyorum ki, “Şu yönde trafik Unkapanı civarında tıkanmış durumda. Henüz sıkışıklığın içine girmemişseniz, alternatif yollar arayınız.” Şimdi işinin acele olduğunu düşünen, bu yolda trafiğin tıkanmaması gerektiğini, buna sebep olanların cezalandırılması gerektiğini arabanın içindekilere sinirli sinirli anlatan birinin, sırf ben bu durumu anons ediyorum diye bana kızmaya hakkı var mı? O yolu ben tıkamadım. Tıkanmasını hiç istemedim. Herkesin işine gücüne zamanında gitmesinden ben hiçbir zarar da görmüyorum. Öyleyse niye kabahatli olayım?
Siyaset, Türkiye’nin gerçeklerine göre yapılır.
Aslolan bağcıyı dövmek değil, üzüm yemektir.
Kimse siyasette, dikiş tutmayan bir kumaştan elbise dikemez.
Aslolan Türk milletine hizmet etmektir. Hele hele Türk milletinin göz bebeği Türk Silahlı Kuvvetleri’yle karşı karşıya gelme konumu, tam bir fedakârlığı gerektirir. İnsan, ülkesinin ve milletinin selâmeti için şahsından fedakârlığı yapmayı en fazla böyle durumlarda düşünmelidir.
“Makûl” kelimesi şimdi pek revaçta. “Akla uygun” demek. Makûl adam da, akıllıca iş gören, mantıklı hareket eden ve aşırılığı olmayan demek. “Makûl çoğunluk” doğru kararı verir; ama önce makûl adamlardan teşekkül eden siyasî kadrolar gerekiyor.
AK Parti’nin kendini bir anda içinde bulduğu çıkmaz sokak, bir bakıma yeni oluşumlar için neyin doğru olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
25.04.2002
Yazarımızın E-Postası:
h.gulerce@zaman.com.tr
|