Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

İBRAHİM KIBRIZLI



IMF emrediyor, bizimkiler yapıyor...

IMF tarafından yayınlanan ‘Dünyanın Ekonomik Durumu’ raporunda, Türkiye’nin bu yıl sonunda yüzde 3’lük büyüme hedefini tutturabilmesi ihtimalinin zayıf olduğu görüşü dikkat çekiyor.

Raporda, enflasyon ve faiz oranlarındaki düşüşün ekonominin büyümeye geçmesi yönünde olumlu katkı sağlayacağı yer alıyor.

Ancak, Türkiye ekonomisinin birçok konuda risk taşıdığı ve dolayısıyla da ekonomik büyümenin hedeflenen düzeyin gerisinde kalma ihtimalinin yüksek olduğu ifade ediliyor.

IMF raporunda ekonomik toparlanma, ‘yapısal düzenleme politikalarının uygulanması’ ile bire bir ilişkilendiriliyor. Bu noktada, borç oranlarının azaltılması için yüzde 6,5 olarak belirlenen bütçe faiz dışı fazla hedefine ulaşılması önemli bir kriter olarak gösteriliyor.

Bu hedefe ulaşılması için de; stand–by düzenlemesinde yer alan reform düzenlemelerinin hızının kesilmemesinin yanı sıra para ve maliye politika uygulamalarından da kesinlikle taviz verilmemesi öneriliyor.

Peki, tüm bunlar ne anlama geliyor?

İlk aşamada IMF, Türkiye’ye, ekonomik büyümeyi ikinci, hatta üçüncü planda tutmayı yumuşak bir ifade ile öneriyor.

İkinci aşamada ise, Türkiye’den ekonomi yönetimindeki önceliğini ağırlıklı olarak kamu borcu/ milli gelir oranı ve enflasyonun düşürülmesine vermesini istiyor.

Açıkçası önerilen yöntemler işi, sıkı para ve maliye politikaları uygulamaları ile daha fazla vergi toplamaya, daha az tüketmeye ve daha çok vatandaşın üzerine yükün bindirilmesine getiriyor.

Yani, Merkez Bankası iç talep artışına yol açmayacak parasal politikalar, Maliye İdaresi de vergi politikaları izlemeli.

Böylece, kontrol altına alınan iç talep artışına bağlı olarak durgunluğa itilen ekonominin enflasyon üretme fonksiyonu pasifize edildiği gibi bu şartların hakim olduğu ekonomide zaman içerisinde enflasyonun düşüş eğilimine girmesi kendiliğinden sağlanmış oluyor. Aynı şekilde faiz oranlarının da düşmesi için uygun iklim kendiliğinden tesis edilmiş oluyor.

Enflasyonun bu uygulamalar neticesinde düşmesine bağlı faiz oranlarının da düşüş eğilimine girmesi burada, tartışmasız uygulamacıları yanılgıya sevk eden etken.

Önceliğin enflasyonla mücadeleye verilmesinin kaçınılmaz sonucunun üretmeyen bir ekonomi ve işsizlik olduğunun unutulduğu veya bunun pek o kadar önemsenmediği anlaşılıyor.

Dolayısıyla elde edilecek olan başarının dönemsel olduğu gerçeği unutuluyor. Bir başka ifade ile, tamamen iç talebi kısarak tesis edilen enflasyon ve faiz oranlarındaki düşüşün kalıcı olması beklenemez.

Çünkü, enflasyonu düşüreceğim ve buna bağlı olarak gerileyen faiz oranları üzerinden borçlarımı daha düşük ve uzun vadeli çevirebileceğim gayesi ile ekonomik büyümeden verilen taviz, sorunları erteleyecek ve kamu kesimi borç yönetimini zaman içerisinde olumsuz yönde etkileyecektir.

Borç yönetiminin sağlıklı bir yapıya kavuşturulması; yani kamusal borçların milli gelire oranının azaltılması tamamen ekonomik büyümeye bağlı.

Bugün için hedeflenen makro ekonomik büyüklüklerle borç/milli gelir rasyosunun kalıcı bir şekilde azaltılmasının mümkün olmadığı açık.

Borç/milli gelir oranının düzeltilmesi için ekonominin en azından hedeflenen yüzde 3 oranında büyümesi gerekiyor. Bunun için de, uygulanan programdaki iç talebi baskı altına almaya dönük politikalardan taviz verilmesi, özellikle de yüzde 35 olarak hedeflenen yıl sonu enflasyon hedefinden vazgeçilmesi lazım.

Ancak, IMF yönetiminin de ekonomik büyüme yerine enflasyonun düşürülmesine ağırlık verdiği açık. IMF’nin hazırladığı ve yayınladığı raporlar da bunun böyle olduğunun göstergesi.

IMF’nin bu tutumu, ister istemez, IMF ve Dünya Bankası’ndan gelecek paralara bağımlı hale getirilen Türkiye ekonomisini yönettiğini zannedenlerin hareket alanını daraltıyor. Kaldı ki, IMF’nin çizdiği bu dar alan içerisinde hareket etmekten dolayı, gerek siyasi karar alıcıların gerekse ekonomi yönetiminin hiçbir şikayeti olduğu da söylenemez.

25.04.2002

Yazarımızın E-Postası: i.kibrizli@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Yazıları

> (24.04.2002) - Futbolun gerçek fonksiyonu...

> (21.04.2002) - Başkentte dostça...

> (18.04.2002) - Sopa ile adam olunmaz!

> (17.04.2002) - Hazırlık maçları ne işe yarar?

> (11.04.2002) - ÖTV; sana kolaylık, bana eziyet...

> (10.04.2002) - Dikkatler İnönü’de

> (04.04.2002) - İşin aslı, hepimiz suçluyuz...

> (03.04.2002) - Fenerbahçe’nin seçimi

> (01.04.2002) - Maç doksan dakika olunca

> (28.03.2002) - Muhafazakar vergi politikasının iflası...





Zaman'da Bugün
25 Nisan 2002


Zaman Spor

Yazarlar

Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER



Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

» Sık Kullanılanlara Ekle  «               » Giriş Sayfası Yap «

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.