Yeşil Hat kavramı ve Filistin dersleri
İsrail’in Filistin topraklarına yönelik işgalinin başlamasından bu yana Kıbrıs ve Filistin sorunları arasında birtakım mukayeseler yapıldığı gözleniyor. Bu mukayeselerin bir kısmı yüzeysel unsurlardan oluşuyor. Zaten bir uluslararası sorunu başka bir sorunla yüzeysel bazı benzerlikleri öne sürerek karşılaştırmak doğru olmaz; zira her uluslararası sorunun kendine has bir tarihi ve hukuki çerçevesi vardır. Ve her sorun kendine has bu tarihi ve hukuki çerçevesi dahilinde çözüme kavuşur.
Dolayısıyla uluslararası sorunları birbirleriyle mukayese etmek yerine, her toplumun veya her milletin bir uluslararası sorun ve o sorunun geçirdiği evreler konusunda çıkarması gereken dersler olabilir. Bu açıdan Filistin topraklarında son haftalarda yaşanan olaylara bakıldığında, mağdur ve/veya haklı olmanızın adalet kavramını sizin lehinizde tecelli ettireceğini düşünmek yanlış. Filistin topraklarında yaşanan İsrail işgaline ilişkin olarak Filistinliler lehine dünya kamuoyunda bir gelişme yaşandığı gözleniyor. Onların sadece mağdur değil hatta hakları gasp edilen taraf olduğu yönündeki kanaat başta AB ülkeleri olmak üzere dünyanın önemli bir kısmında aksülamel buluyor; ancak bu mağduriyet ve/veya haklılığın Filistinliler lehinde bir kazanca dönüşmesi mümkün görünmüyor.
AB gibi kurumların bu ve benzeri durumlarda kimse tarafından ciddiye alınmayan ve somut herhangi bir yaptırım gücü olmayan zavallılar koalisyonu görüntüsü sergiledikleri ortada. Dolayısıyla biz Kıbrıs’ta askeri olarak kendi gücümüzü korumak zorundayız. Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye’nin oluşturduğu bu gücü başka bir güç (BM barış gücü veya AB barış gücü) ile değiştirmek çok tehlikeli. Türkiye’nin İsrail ile imzalamış bulunduğu tank ihalesine takmak suretiyle Türkiye’nin savunma gücünü zayıflatacak önerilere sürüklenmenin veya aslında bunların gereksiz olduğunu söylemenin ne kadar tehlikeli olduğunu söylemeye bile gerek yok; çünkü tankı olmayanlara nelerin yapılabileceğini gayet iyi görüyoruz.
Filistin’de son yaşananlar Kıbrıs açısından ele alındığında Ada’da oluşturulan Yeşil Hat –Green Line– kavramının ne kadar mantıklı olduğu görünüyor. Ada’da 1974’te son şeklini alan Yeşil Hat bir sınır vazifesi gördüğü daha doğrusu tarafları bir sınırla birbirlerinden ayırdığı için olumlu bir fonksiyon icra ediyor. Aynı şey Batı Şeria’da da oluşturulmuş olsaydı bu kadar kan akmayabilirdi. Yeşil Hat sayesinde canlı bomba eylemi yapanların İsrail tarafına geçmeleri mümkün olamaz ve canlı bomba eylemleri gerçekleştirilemezdi. Yeşil Hat kavramının olmadığı mevcut durumda, Filistin yönetimi, kontrol edip edemediği hakkında soru işaretleri bulunan grupların eylemlerinden sorumlu tutuluyor. Yeşil Hat sayesinde şiddetin durdurulması ve şiddet içermeyen bir ortamda müzakerelerin yapılması söz konusu olabilir.
Yeşil Hat kavramını ortadan kaldırmaya çalışan AB çevreleri ve Rumların Filistin topraklarında yaşanan olaylardan çıkarması gereken dersler var. Kıbrıs’ta Yeşil Hat hiç kurulmamış bulunsaydı veya Yeşil Hat kavramını Türk Barış Gücü ve güvenlik kuvvetleri birlikleri pekiştirmeseydi, Rumların yapacağı eylemler sonucunda dünya kadar kan akacağı muhakkaktı. Yeşil Hat kavramı olmayan bu tür sorunlarda sık sık savaş ihtimali belirmesi boşuna olmuyor. Dolayısıyla, bize, olmayan stratejik düşünme yeteneklerini satmaya çalışan AB çevrelerinin yıkmaya çalıştıkları Yeşil Hat’tın aslında ne kadar olumlu fonksiyonlar icra etmiş ve etmekte olduğunu bir kere daha düşünmelerinde fayda olacak. Bu arada ABD yönetimi de eğer Filistin’de en azından şiddet içermeyen bir siyasi ortam istiyorsa, Yeşil Hat kavramını ortadan kaldıracak girişimlere destek vermek yerine, bu kavramı Batı Şeria’da da ihdas etmenin yollarını aramalı.
26.04.2002
Yazarımızın E-Postası:
h.unal@zaman.com.tr
|