Filistin: Kavurucu Sorular
Sevgili Mete Çubukçu’nun kitabı tam zamanında yayımlandı ‘Bizim Filistin: Bir Direnişin Tarihçesi’, gerçekten büyük bir gazetecilik ve elbette yazarlık başarısıdır. Türk medyasında Filistin üzerine uluorta ahkam kesen bir kısım köşe yazarının, bu kitabı başından sonuna kadar, dikkatle okumasını öneririm. Çubukçu’nun ‘Sunuş’ yazısında da belirttiği gibi, ‘ABD’ye yönelik saldırının ardından, Arap ve Müslüman avına çıkan dünya ve Türkiye medyası da yıllardır Ortadoğu’da olanların farkında değil’. Evet, maalesef, farkında değil!
Gazetecilik başarısıdır;– evet, bütün bu ‘namüsait ahval ve şerait’ karşısında, Ramallah’ta İsrail askerî kuşatması altındaki evinden İntifada’yı yiğitçe yöneten Başkan Arafat’la yaptığı özel röportaj, Filistin’de olup bitenlerin iyi anlaşılması bakımından büyük önem taşıyor. Başkan Arafat, diplomatik yollardan kalıcı bir barışın sağlanabilmesi için bütün imkanların, İsrail ve özellikle de ‘Sabra ve Şatila’ katliamlarının bir numaralı sorumlusu Ariel Şaron marifetiyle nasıl berhava edildiğini, kanıtlarıyla ve birer birer gözler önüne seriyor: Camp David, Oslo Anlaşması, BM kararları, Taba Anlaşması, Wye River Anlaşması... İsrail, bu uluslararası kararların hiçbirini neden tanımadı? 28 Eylül 2000’de başlayan İkinci İntifada (‘El Aksa İntifadası’), İsrail’in Oslo Anlaşması koşullarına ‘büyük ölçüde’ uymamasından ileri gelmiyor mu? Şaron, Harem ül Şerif’e niçin girdi? Bu, açık bir provokasyon değil miydi? Sayın Cumhurbaşkanımız, El Aksa İntifadası’nı başlatan İsrail saldırılarını 2000 Ekim’inde yapılan İSEDAK toplantısında şu sözlerle eleştirmemiş miydi: ‘Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’de meydana gelen ve sorumsuz kimi kışkırtmaların ardından İslamiyet’in en kutsal yerlerinden biri olan Harem ül Şerif’te, 28 Eylül Cuma namazından sonra Filistinli kardeşlerimize karşı girişilen şiddet hareketleri İslam dünyasını derinden yaralamıştır.’
Dahası var: Birleşmiş Milletler Irkçılıkla Mücadele Konferansı’nın 1–2 Eylül 2001 tarihinde, Güney Afrika’nın Durban şehrinde yaptığı toplantıda, İsrail’in ‘ırk ayrımcısı’ ve ‘insanlığa karşı suç işleyen’ bir devlet olduğuna ilişkin kararı niye göz ardı ediliyor? Çubukçu’nun kitabında, kendi deyişi ile ‘İsrail’in Filistinlilere karşı uyguladığı politikaların’ ‘apartheid’den başka bir şey olmadığı’nın kanıtları, hâlâ görmezden mi gelinecek?
‘Şaron, uyguladığı ‘abluka’nın hemen arkasından Filistinlilerin karşısına ‘duvar’la çıktı’, diyor Mete Çubukçu... Şaron’un, ‘yıllardır dikenli tellerle yerleşim birimlerini ayıran, örneğin El Halil kentinde camilere ulaşmak isteyen Filistinlileri engelleyip, dikenli tellerin önünde namaz kılmaya zorlaması’na karşı hiç mi ses çıkarılmayacak?
Gazze’nin, ‘İsrail tarafındaki sınırı yüksek tellerle, diğer tarafı Akdeniz’in mavi sularıyla çevrilmiş, dünyanın en büyük hapishanesi’ olduğu nasıl unutuluyor? ‘Dikenli telleri, teknolojinin en gelişmiş silahlarıyla donatılmış gözetleme kuleleriyle, yıllardır gözetleme altında’ tutulan Gazze’nin bir ‘toplama kampı’ndan ne farkı var?
Peki, ya yerlerinden yurtlarından sürgün edilenler? Mete Çubukçu yazıyor: ‘Dünya coğrafyasında hiçbir ulus, 50 yıl kendi topraklarından uzakta yaşamamıştır.’ Filistinlilerin sürgündeki nüfusu, şu anda, kendi topraklarındaki nüfustan daha fazla. ‘Filistinli mülteciler konusu, uluslararası sorun olmaktan öte, bir insanlık dramıdır’ diye yazıyor Mete Çubukçu. Ve geri dönüş umudu yok;– hiç yok!
İnsan hakları ihlallerine gelince, İsrail’in yüz kızartıcı bir sicile sahip olduğu görülmüyor mu? ‘Bizim Filistin’ kitabında, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı’nın yayımladığı rapora göre, İsrail’in ‘insan hakları ihlallerinde ilk sırayı aldığı’ yazılı. Raporda, 2000 yılında Yahudi olmayanlara yönelik ihlaller(in) rekor seviyeye ulaştığı’ bildiriliyor. Ya ölenler, öldürülenler? Onların adı var mı gündemimizde? Yok;– hiç yok!
Çubukçu, ‘Önsöz’de şunları yazıyor:
‘Beni en çok etkileyen, Filistinli çocuklar oldu. 1995’te Gazze Şeridi’ndeki Cebeliye Mülteci Kampı’nı ve Beyrut’ta İsrail ile işbirliği yapan sağcı Falanjist güçlerin Ariel Şaron’un emriyle Filistinlileri katlettiği Sabra ve Şatila’yı gördükten sonra, Filistinli çocukların İsrail’e karşı verdikleri mücadelenin nedenini daha iyi anladım.’
Son söz’ü de Çubukçu’ya bırakalım: “Terör” ile “haklı mücadele” arasındaki ince çizginin burada iyice belirginleştiğini sanıyorum.” Bizim Filistin: Bir Direnişin Tarihçesi, Metis Yayınları, Nisan 2002)
26.04.2002
Yazarımızın E-Postası:
h.yavuz@zaman.com.tr
|