Erdoğan’ın kaderi
Her şey çok hızlı gelişti. Malum kasedin yayınından hemen sonra DGM soruşturma başlattı. Ardından Genelkurmay Başkanı ‘Bunlar normal insanın söyleyeceği sözler değil.’ dedi.
Bir gün sonra AK Parti lideri Recep Tayyip Erdoğan ‘Bu düşüncelerim geride kaldı, çıkışınızla demokrasiye gölge düşürüyorsunuz.’ diye cevap verdi.
Genelkurmay suç duyurusunda bulundu. Ve Erdoğan dün Ankara DGM’sine ifade vermek için gitti. Savcı Nuh Mete Yüksel herkesi şaşırttı. ‘Tutuklama’ talebiyle yedek hakimliğe gönderdi. Erdoğan bir süre DGM’nin havasını teneffüs ettikten sonra hakim karşısına çıktı.
Erdoğan DGM koridorlarına yabancı değil. Ancak DGM merdivenlerinden ‘genel başkan’ sıfatıyla verdiği görüntü, geleceği açısından derin siyasi anlamlar içeriyor. Tabii bu fotoğrafın Türkiye için de bir anlamı var.
Doğrusunu söylemek gerekirse, 10 yıl öncesine ait kasetle başlayan Erdoğan odaklı gelişmeler hiç kimse için ‘sürpriz’ değil. Özellikle Ankara’nın havasını soluyanlar için.
Partisi ve kendisi için de...
Partinin kuruluş aşamasında bugün ortaya çıkan ve önümüzdeki günlerde çıkması beklenen olası gelişmeler tartışılmıştı. Sonuçta dışarıda kalmasındansa genel başkan olmasına karar verilmişti.
Kendisi için de sürpriz değil. Dahasını beklediğini ‘Başka kasetlere hazır olun.’ sözleriyle ifade etti.
Erdoğan’ın siyaset güzergahının engellerle dolu olduğu, bol mayınlı yolda yürüdüğü zaten biliniyordu.
Merak edilen önündeki engelleri aşarak başbakanlık koltuğuna ulaşıp ulaşamayacağıydı. Bugün için bu meraka olumlu cevap verilmesi zor görünüyor.
Her geçen gün işinin daha da zorlaştığı bir realite... Başbakanlık koltuğuyla arasına yeni yeni engeller giriyor. Koltuk bir adım daha uzaklaşıyor.
Aslında AK Parti yeni bir parti. Erbakan’ın önderliğindeki RP geleneğinin devletin iç dinamikleriyle kavgalı çizgisine itiraz eden ve siyasi meşruiyeti önemseyen yenilikçi kanat tarafından kuruldu.
İtiraf etmek durumundayız ki gelinen nokta, RP ve FP’deki ‘meşruiyet sorununun’ benzer biçimde AK Parti’de devam ettiğini gösteriyor. Bunu Türkiye’nin reel politiğini dikkate alarak söylediğimi belirtmeliyim.
Normal demokrasilerde, meşruiyetin kaynağı toplumdur. Siyasi kadrolar meşruiyet ve gücünü doğrudan halktan alır. Fakat Türk demokrasisinin ‘ama’sı bize özgü gerçekleri var. Kabul etsek de etmesek de bu böyle...
Görünen o ki, siyasi kadrolar bu realiteyi anlamakta ve hazmetmekte zorlanıyorlar...
Ve yine görünen o ki, Türk demokrasisi ‘iktidara yürüyen’ Erdoğan’ın AK Parti’sini hazmetmekte zorlanıyor. Bunda Erdoğan’ın geçmişi kadar, AK Parti’nin doğduğu ve vücut bulduğu siyasi geleneğin sicili de etken.
Deneyim ve donanımı yerinde bir milletvekili bu durumu veciz biçimde şöyle özetleyivermişti: Türk demokrasisi şeker hastası gibidir... Perhizlidir, normal bünyeler gibi her şeyi sindiremez.
Peki bundan sonra ne olacak?
AK Parti lideri Erdoğan’ın Genelkurmay Başkanı’nın çıkışına verdiği cevabın ‘içerik ve üslubu’ önündeki engelleri aşmak için mücadeleye devam edeceğini gösteriyor. Bu mücadelenin nasıl sonuçlanacağı belli.
Her ne kadar ‘dava’ hukuki olmaktan çok siyasi de olsa Erdoğan’ın bundan sonra sık aralıklarla mahkeme koridorlarına taşınması sürpriz olmaz. Bu sürecin Erdoğan’ın aşinası olduğu cezaeviyle noktalanması bile mümkün.
Bu konudaki her türlü gelişme, tabii yalnızca Erdoğan’ı değil siyasetin genelini etkiler. Çünkü gerek Erdoğan’ın gerekse partisi AKP’nin siyasi yapıda önemli karşılıkları var. Burada oluşacak belirsizlik ve boşluk siyasi yapının alacağı biçim açısından çok önemli.
“Şimdi ne olacak?” sorusuna cevap ararken Türkiye reel politiğinin meşruiyetini kuşkulu bulduğu kişi ve partileri ‘dışarıya atmakta’ gösterdiği başarıyı siyasi sistemi dizayn etmekte tekrarlayamadığını söylemek gerekir.
Bu gelişmelerin meydanı yolsuzluk ekonomisiyle ilişkili siyasi kadrolara bırakma tehlikesi umarım göz ardı edilmez...
26.04.2002
Yazarımızın E-Postası:
m.unal@zaman.com.tr
|