Demokrasinin krizi
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda Ulusal Cephe lideri Jean Marie Le Pen’in kazandığı büyük başarı Fransa’yı ayağa kaldırdı. Sokakta gösteri yapan Fransızlar utanç içinde olduklarını söylüyorlar. İyi ama kimden utanıyorlar? Le Pen’den mi, ona oy veren 4 milyon 700 bin Fransız seçmeninden mi?
Birkaç gün önce İsrail’deki demokrasiyle ilgili yazdığım yazıda, İsrail’in Filistin’de uyguladığı vahşi politikanın köklerini Şaron’da değil, onu iktidara getiren ve bugün de yüzde 70’ler civarında ona destek veren seçmende aramak gerektiğini söylemiştim. Sabra ve Şatilla’daki katliamdan dolayı “Beyrut Kasabı” olarak bilinen ve Filistinlilerin hiçbir şekilde hayat hakkına saygı duymadığını açıkça söyleyen Şaron’un aşırı sağcı katıksız bir faşist olduğunu bilmeyen yoktu. Seçim kampanyasında neyi söylediyse hepsini yerine getirdi. Le Pen’e karşı dünyayı ayağa kaldıranlar niçin hiç seslerini çıkarmadılar? Aynı çevreler Özgürlükçüler Partisi’nin eski lideri Jörg Haider, Avusturya’da seçim zaferi kazanınca yine yeri göğü birbirine katmışlardı. Yoksa İsrail’de her şeyin ve her uygulamanın dünya ölçeğinde bir ayrıcalığı olduğu gibi ırkçılığın ve faşizmin de mi ayrıcalığı var?
Öyle veya böyle; bundan sonra bu tür istenmeyen seçim zaferlerine hazırlıklı olmalıyız. Demokrasi kendi içinde müthiş ve aslında kadim bir sorunla yüz yüze gelmiş bulunuyor. Bundan böyle “bazılarınca istenmeyen düşünceler ve siyasi gruplar” iktidar üzerinde hak iddia edecek ve bunun için geniş toplumsal desteklere de sahip olabileceklerdir. Siyasi yelpazenin bir tarafında yer alanlar, eğer demokrasiyi sadece kendilerini iktidara taşıyan bir araç olarak görüyorlarsa, bunun kendileri dışındaki siyasi gruplar için de geçerli bir araç olduğunu bilmeliler. Sadece bir tarafa işleyen demokrasinin örtbas edilmesi mümkün olmayan özrü “eksik temsil”dir.
İtalya, Belçika ve Hollanda’dan sonra Le Pen’in kaydettiği başarı dünyamızın çoktandır içine girdiği yeni siyasi krizi bütün çıplaklığıyla ortaya koymuş oldu. 11 Eylül’ün etkileri bundan sonra kendini daha açık hissettirecektir. Amerika’da Cumhuriyetçiler ile Fransız aşırı sağı arasında mahiyet farkı değil, derece farkı var. Bütün dünyada eşitsizlikleri, haksızlıkları ve insani acılara karşı duyarsızlıkları kurumsallaştırıp tarihin iyimser bir çizgide ilerlediği masalını söyleyenler sırayla iktidarları aşırı gruplara terk edeceklerdir. Bush’un Şaron’la sürdürdüğü işbirliğinin dünyanın başka yerlerinde farklı etkilere yol açması sürpriz değil. Fransa’daki son seçimlerde hiç kimsenin kuşkusu olmasın, kural tanımayan, BM’ye, AB’ye ve uluslararası bütün norm ve kurallara meydan okuyan İsrail’in tutumunun belirgin bir payı var. Le Pen’in, yabancı düşmanı ve anti semitik olduğu söyleniyor. Fakat işin garip yanı şu ki, Le Pen’e oy verenler arasında Yahudi ve Kuzey Afrikalı Müslüman seçmen de var; hatta sol ve sosyalist de. Demek ki olay çok daha derinlerde. Sokaklara dökülenler, Le Pen’e değil, yüzde 16,9’luk geniş bir seçmen kitlesine karşı gösteri yapıyorlar. Oysa bunlar da kendileri gibi insan, Fransız ve yurttaş. Eğer bir sorun varsa, sorunu “şimdilik hiç sesi çıkmayan” bu insanlarda aramalı. Belki de bir şeylerden memnun değildirler ve mevcut partilere karşı inançlarını kaybettikleri için Le Pen’in peşine düşmüşlerdir.
Haider olayından sonra Le Pen ile Türkiye’deki İslami siyasi talepler arasında ilişki kuranlar, tamamen temelsiz bir analoji yapıyorlar. Hiçbir illet benzerliği olmayan iki siyasi olayla karşı karşıyayız. “28 Şubat’la biz böyle bir tehlikenin önüne geçtik” diyenler, bugün en büyük seçmen kitlesinin tam da 28 Şubat’ın hedef aldığı siyasi hareketin arkasında olduğunu görmezden geliyorlar.
Le Pen veya bir başkası. İster faşist, ister dini veya başka bir siyasi hareket olsun. Demokratik kurallar, hukuk gibi herkese eşit uygulanmalıdır. Bütün partilerden istenecek tek şey, “iktidarın şiddet kullanılmadan devredilmesi ilkesi”ne riayet ve temel hak ve özgürlüklere saygı olmalıdır.
Aksine tutumlar, demokrasiyi herkes için bir rejim olmaktan çıkarır, sadece belli imtiyazlı kesimleri iktidara taşıyan basit bir araç haline getirir.
27.04.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.bulac@zaman.com.tr
|