Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

  Yorum

Kopenhang Kriterleri

Uğur Özakıncı



Ay hilaldi. Ay ne zaman böyle bir yüzünü tümüyle gizlese, Roja’nın içinde tarifsiz bir sıkıntı büyürdü. Altı yıl önce, sekiz kardeşi arasından en küçüğünü, Şilan’ı; yine böyle billur gibi bir hilalin doğumunda, tam kırk sekiz kahpe kurşunla devirmişlerdi kanlı Habib ağanın adamları mezranın girişinde...

O akşam da, tıpkı bu akşam gibi sessizdi, o akşam da tıpkı bu akşam gibi ay hilaldi. O akşam Roja, çınarın altında cigarasını tüttürürken, mezrasını köye bağlayan patikanın girişini gözlüyordu. Önce Şilan’ın sesini duymuştu, “Eeeyyy, ağabey... benim, Şilo, orda mısaaan?!...” Şilan’ın sesi ağaçtan ağaca, tepeden tepeye yankılanıp, Roja’nın kulağına varmışken; ortalık silah sesleriyle bir anda cehenneme dönmüştü. Roja donup kalmıştı oracıkta, o çınarın altında. En küçük kardeşinin, Şilan’ın, bir sonbahar yaprağı gibi salına salına toprağa düşmesini saniye saniye izlemiş, sağ eliyle kavradığı “Alman çıplağı”nı bir türlü çekememişti belindeki kuşaktan. Sanki o an, oracıkta zaman durmuştu, sanki akıl durmuştu, sanki dünya durmuştu...

Roja, aylarca, yıllarca hep, neden kendi canını değil de, kardeşinin canını verdiğini düşünüp durdu kanlılarına. Ama hiçbir cevap bulamadı... İşte ay yine hilaldi. İşte yine aynı sessizlikti mezranın etrafında kalleş bir pusu gibi yürüyen. Roja şalvarının kuşağına iliştirdiği tabakasından bir tutam tütün alıp kokladı. “Ulan...” diye geçirdi aklından “...ulan şunun kokusuna bak be, en kral Amerikan cigarasına beş çeker şerefsizim...” diye söylendi. Sonra, camsız, pencere niyetine açılmış oyuktan göğe baktı. Ay, Roja’nın, önce simsiyah pos bıyıklarına, oradan dudaklarına ve tütünü yerleştirdiği bembeyaz cigara kâğıdına vurdu. Roja, kâğıdı önce dişledi, sonra yaladı özenle; iki yanını ustalıkla yapıştırıp, ucunu iyice kapadı genzine tütün kaçmasın diye. Baba yadigârı benzinli çakmağını çakıp, kıvılcım fitili harladığında, kulaklarında Şilan’ın sözleri yankılandı bir kez daha: “Eeeyyy, ağabey... benim, Şilo, orda mısaaan?!...” Roja’nın eli, belindeki “Alman çıplağı”na gitti yeniden. Ve yeniden tutulup kaldı öylece... Roja öyle bir nefes çekti ki cigarasından, ciğerlerine kurşun değmiş gibi oldu. Tıkandı. Öksürmemek için nefesini yuttu. Sonra bir gemiye yol verir gibi, bir vedaya baş eğer gibi bıraktı nefesini geceye...

Roja’nın nefesi önce yaşlı çınarın yapraklarını yaladı usulca, oradan mezrayı köye bağlayan patikaya uzandı; patika, Roja’nın ılık nefesini taa köye kadar götürdü de, Habib ağanın alnına dokundurdu sanki. Habib ağa tam uykuya duracakken, tam Besmele’sini çekecekken irkildi yatağında. Kalktı. Merdivenlerden yalınayak inip, bahçeye; hurma ağacının önüne geldi. Önce aya baktı, ay hilaldi. Tam altı yıl önce, on yedi yaşındaki bir delikanlının bakir bedenine sıktığı kırk sekizinci kurşun geldi aklına. Kulaklarında Roja’nın sesi yankılandı yeniden: “Namussuzlaaaarrr!..”

Habib ağa dişlerini sıktı. Yumruklarını sıktı. Gözlerini kıstı. Kuzeye baktı. Orada, onun baktığı noktada bir ateş böceği kendini yaktı...

Roja bir nefes daha çekti altın sarısı halis Siverek tütününden sardığı cigarasından. Pos bıyıklarını sıvazladıkça içinde bir şeyler büyümeye başladı. “Ulan Şilan...” diye söylendi “...Ulan Şilan, senin kanını yerde kodum ya...” Sonra apansız içeriye dönüp bağırdı: “Şivan!..”

Şivan yıldırım gibi bitiverdi Roja’nın karşısında. Şalvarının kuşağını iyice sağlamlayıp “Buyur ağam...” dedi “...Hayırdır?!..”

Roja cigarasını duvara bastı sinirle. “Hayırdır...” dedi “...Ay hilal, Şilan’ın zamanıdır...” Belindeki “Alman çıplağı”nı çıkarıp Şivan’ın ellerine bırakarak ekledi: “Habib ağa’ya selamımı söyle...” Şivan, Şilan’ın büyüğüydü. Roja’nın ne demek istediğini çok iyi anlamıştı. Bir su olup mezradan aktı. Roja tam dört saat boyunca kim bilir kaç cigara daha sardı, kim bilir kaç cigara daha bastı tezek sıvası duvara. Sonunda bir el, sadece bir el silah sesi kanattı geceyi. Roja aya baktı. Belli belirsiz gülümsedi. Bir “Alman çıplağı”nın sesini, bir Kalaşnikof’tan ayırdedebilecek kadar deneyimliydi...

Altı yıl sonra ilk kez içi rahatlamıştı. Gitti televizyonu açtı. Yakaladığı ilk kanalda reklamlar vardı; süt reklamları, banka reklamları, kola reklamları, sigorta reklamları...

Bir başka kanala geçti. Orada bir açık oturum vardı. Ülkenin önde gelen entelektüelleri “Kopenhag Kriterleri”ni tartışıyorlardı...

Roja aya baktı göz ucuyla. Orada Kopenhag’ı aradı...

ugur@ozakinci.info

27.04.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Diğer Yorumlar

> Demokrasinin denektaşı olarak Fransa başkanlık seçimleri Mehmet Ali Kılıçbay (27.04.2002)

> Türkiye’nin kozu çok yönlü dış politika Faruk Erbilgin (26.04.2002)

> Sivil ortodokslaşma ve kamusal hayatın problemleri Süleyman Seyfi Öğün (25.04.2002)

> Polise bilimsel destek Müslüm Saylı (25.04.2002)

> Milliyetçilik ölüyor Mehmet Altan (24.04.2002)

> Evrensel çocuk anlayışına doğru Ahmet Kemerli (24.04.2002)

> Çağdaşlık yolunda bir engel: RTÜK yasa taslağı Can Paker* (23.04.2002)

> Hayatın bitmeyen şekeri; çocuklar H. Salih Zengin (23.04.2002)

> Bir bilincin hikâyesi Mehmet S. Aydın* (22.04.2002)

> "Reform" mu, "trajedi" mi? Murat Şengül (21.04.2002)

> Küreselleşme’nin neresindeyiz? Adnan Aslan (21.04.2002)

> Ortadoğu yanarken Ilgaz Zorlu (20.04.2002)

> Ölüm kimleri susturabilirdi? Mehmet Gündem (20.04.2002)

> “Moon” olayının düşündürdükleri ve “Kült”ler Alev Alatlı (19.04.2002)

> İnsanlık öldü mü? (19.04.2002)





Zaman'da Bugün
27 Nisan 2002


Zaman Spor

Yorumlar


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

» Sık Kullanılanlara Ekle  «               » Giriş Sayfası Yap «

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.