|
NURİYE AKMAN |
 |
Eski ANAP’lı yeni DYP’li Eyüp Aşık: Yeşil yaşıyor, ‘öldü’ demek devlete kolaylık sağladı
Eski ANAP’lı yeni DYP’li Eyüp Aşık, Nuriye Akman’a çarpıcı açıklamalarda bulundu. Akman’ın “Yeşil nerede?” sorusuna “Ben hâlâ yaşadığı kanaatindeyim. O kadar önemli, istihbaratla iç içe olan birinin ölümünden, istihbaratın haberinin olmaması mümkün değil.” diye cevap veren Eyüp Aşık, Yeşil’in kimlik ve görüntü değiştirerek herkes gibi kendi hayatını sürdürdüğünü söyledi. Aşık, devletin “Yeşil öldü” demekle rahatladığını ve kendine göre açıklamak zorunda kaldığı bir ilişkiden kurtulmuş olduğunu belirtti. Mesut Yılmaz ile Tansu Çiller arasında bir karşılaştırma yapan Aşık, “Çiller daha cesur, daha atılımcı. Mesut Bey daha dikkatli. Yılmaz, Demirel’e; Çiller de Özal’a benziyor.” dedi. ANAP’ta iken sistemi değiştirme mücadelesi verdiğini kaydeden Aşık, şimdilerde bu misyonu Erkan Mumcu’nun kısmen üstlendiğini; ancak onun da eninde sonunda partiden kopacağını ileri sürdü. Bu arada Nuriye Akman'ın karşı çıkmasına rağmen 2 kişi röportajın yapıldığı odaya sık sık girerek konuşmaları takip etti. Aşık, bu iki kişinin MİT mensubu olduğunu ima etti.
Elli yaşına basınca bir değişiklik tutkusu sardı sizi. Gözlüğü attınız, bıyığı kestiniz, kafanıza saç ektirip kellikten kurtuldunuz, kilo verdiniz. Kendinizi siyaseten iktidarsız hissettiğiniz bir dönemde oldu bütün bunlar. Gençleşir gençleşmez kendinizi gidip Tansu Hanım’ın kollarına attınız. Parti ve vücut değişikliği iyi geldi mi ruhunuza?
Yani tabii, esas yapmak istediğini yapamayınca belki hıncını bunlardan alıyorsun. Esas yapmak istediğim Türkiye’de değişiklik. Bende bir değişim ateşi var. Bu milletimizde de var. Ama enteresandır. Değişime karşı en dirençli devlet de bizim devletimiz.
Tansu Hanım’ın yüzüne bakarken “Bir zamanlar, ‘Çiller gitmeyi düşündüğü yere bir an önce defolup gitsin’ demiştim. İyi ki gitmemiş.” diyor musunuz?
Yok beni tuzağa düşürmeyin. Siyasette dediğiniz şeylerin akılda kalması için ilginç kelimeler veya cümleler seçmek zorundasınız. Oradaki maksat gitmesi değil, oradaki mal varlığının buradaki göreviyle bağdaşmadığını hafızalara yerleştirmek.
Mal varlığı ile ilgili bugün ne düşünüyorsunuz?
Mal varlığı ile ilgili kamuoyunun bir talebi vardır. Onu yerine getirmesi lazım. Kendi malıdır, ben hükmedemem.
Peki “Çillerler Türkiye’nin Miloseviçleridir.” cümlenizi bugün kursanız Miloseviçler yerine hangi kelimeyi kullanırdınız?
Muhtemelen bu lafı o zamanlar hükmediş tarzına eleştiri olarak söylemiştim. Şimdi hükmetmiyor zaten; muhalefette.
“Eee iktidara gelince de bakacağız..” diyorsunuz.
Yani Miloseviçvari bir iktidar anlayışına partinin içinde de itiraz ederim, merak etmeyin. Şimdi herkes acaba, Aşık uysal bir kedi mi oldu, diye düşünüyor. Ben Özal başbakanken konuttan Türkiye’yi yönetmesine de isyan etmişim. Genel başkanlık çalışmasını evinden yürütebilir. Ama devletin yönetimini oradan yapamaz.
Çiller de başbakan iken evinde yapıyordu görüşmelerini. Yeniden başbakan olursa...
Ona da itirazım olur. Doğru bildiğim şeyde kendi menfaatimi fazla korumam ben.
Geçen gün erkek erkeğe gidilen meşhur pikniklerden birinde havaya ateş açtınız.
Üzüntümden değil keyfimden açmışım.
Keyfiniz at–avrat–silah üçlüsünü tamamladığınız için miydi?
Hayır ben eskiden beri silaha meraklıyım. Öyle meskun mahal de değil. Tam bir şenlikti. DYP’nin de uzun zamandır Trabzon’da arzu ettiği bir havayı yakaladık. Silah atmak, yüzümüzü kızartacak bir iş değil.
Aşağıdakilerden hangi şık size uyuyor? DYP’ye geçtim çünkü: a) Liderine hayrandım. b) Eski liderimden intikam almak istedim. c) Kendimden o kadar nefret ediyordum ki intihar etmek istedim. d) Bu devirde mutlaka bir dokunulmazlığı olmalı insanın.
e) Hiçbiri..
Yoksa Tansu Hanım’a hayran değil misiniz?
Hayran olduğum için oraya geçtim değil yani.
Mesut Bey’den intikam almak istemiyor musunuz?
Hayır. Mesut Bey’i hâlâ çok seviyorum. Bizim yıllar süren bir arkadaşlığımız var.
“Hem ağlarım, hem giderim” diyen yeni gelin psikolojisi içindesiniz yani...
Hayır, dargın değilim ona. Sadece, ülke gerçekleri beni bu değişikliğe mecbur etti. Bu hükümetle, bu siyasetle, bu ANAP’la devam etmem mümkün değildi. Bu ekonomik kriz olmadan Türkiye’nin başına az çok böyle bir felaket geleceğini görüyordum. Hükümetin aldığı hemen bütün kararlarda itirazım vardı.
Mesut Bey’in pek çok sırrına vakıfsınız. Ben Tansu Hanım olsam bu sırları bilmek isterim.
Benden bunları talep etmedi, ayrıca ben de hile yapmam. ANAP’a karşı DYP’nin seçim kazanması için yeteri kadar sebep var, ayrıca böyle entrika yollarına lüzum yok.
Peki DYP’liler sizi nasıl karşıladı?
Bu işte çok şok olanlar var. Mesela son olarak Ali Öztürk isminde mahalli gazete çıkartan bir arkadaş, “İnsan bir partiye kısa zamanda nasıl bu kadar adapte olur.” diye şok olmuş.
Ya aleyhteki şoklar? DYP’ye transfer töreninde kırk milletvekili galiba sizi protesto ettiler, gelmediler.
Yok doğru değil o haber. Üç ay sonraya bırakmıştık aslında geçişi. Fakat bazı aleyhte hazırlıklar olduğunu duydum, ANAP’ta, medyada. O gece saat 12.00’de karar verdik. Ertesi gün gittik Doğru Yol grubuna. Yani milletvekillerinin onu duyması bile mümkün değildi.
DYP’nin ne kadarı istemiyor sizi?
DYP’de gönül birliği yapacağım, el sıkışacağım, güvenebileceğim 40 milletvekili var. ANAP’ta o kadar yoktu.
Çiller ailesi ile evlerinde sık görüşüyor musunuz?
Benim Doğru Yol’daki aktivitem henüz o seviyede değil. Genel merkezi, politikası, grubu, idaresi üzerinde fikir yürütecek, itiraz edecek seviyede değilim. Bu ne zaman oraya gelir? Bir seçim geçer ondan sonra gelir...
Hangisi daha bir aile şirketi; ANAP mı, DYP mi?
DYP bir misyon partisi. Yani aile şirketi olamaz.
Bütün partilerin birer aile şirketi gibi çalıştığını aslında siz de biliyorsunuz; ama...
O partilerin ya da genel başkanların değil, sistemin zaafı.
Tersinden okumayı deneyin. Kişisel zaaflar değil mi, sistemi yeniden kurmaya engel olan?
Önce Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu’nda değişiklik yapmak gerekiyor. Liderlere sorsan “tamam” diyorlar; ama “yapalım” dendiği zaman da kimsenin sesi çıkmıyor.
Çünkü sizler bu sistemde güvenlik buluyorsunuz, değiştirmek işinize gelmiyor.
Benim ANAP’ta verdiğim mücadelelerden biri buydu. Çok ısrarla bu değişikliklere partiyi zorladım. Şimdilerde bunların bir kısmını Erkan Mumcu dile getiriyor. Çok uzun sürmez, eninde sonunda Erkan Bey de kopar partiden.
Mesut Yılmaz’la Tansu Çiller arasında hangi farkları tespit ettiniz?
Tansu Çiller daha cesur, daha atılımcı, daha risk almayı seven, Mesut Bey daha dikkatli, daha statükocu, daha kırk tartan. Mesut Yılmaz Demirel’e, Tansu Çiller de Özal’a benziyor. Mesut Bey’e sordum bir ara: Hiç ağaca çıktın mı? Yok. Çocukluğunda hiç kavga ettin mi? Yok. Kimseye küfür ettin mi? Yok. Kimse sana küfür etti mi? Yok. Çamurda oynadın mı? Yok. Yer sofrasında yedin mi? Yok. Ee bu millet sana niye rey versin, sen millete benzemiyorsun ki.
Tespitleriniz iyi de, “kolejli kız”, Mesut Bey’in yaşadıklarının binde birini bile yaşamadı ki.
“Kolejli kız” da Mesut Bey’den fazla oy almadı ki.
Ne hakla onu Özal’a benzetirsiniz o zaman?
Bu vasıfları Özal’a benzeyip benzememe tarafı değil. Millete benzeyip benzememe tarafı. Tabii Tansu Hanım, Türkiye’yi, kendi partisindeki insanları bile tam tanımadan hızlı bir şekilde başbakanlığa yükseldi. Keşke uzun bir zaman parti içinde çalışaydı, Anadolu insanıyla kaynaşaydı. Onun hızlı yükselişi şanssızlığıydı; yanlışlar yaptı. O dönemdeki ülke yönetiminin faturası, her şeyi ortada. Ama devleti zarara uğratmıştır, demek objektif bir değerlendirme olmaz.
Mesut Bey’le ilişkinizle Tansu Hanım’la olan ilişkinizin farklılıkları neler?
Ben partinin kurucusu ve Mesut Bey’in kendi inisiyatifim açısından eşit ortağıydım. Partinin sahibiydim. DYP’de misafirim daha, ev sahibi değilim. Yanlışlarıyla ilgili fikrimi söylerim; ama bir il başkanı ile dahi henüz kavga verecek kadar hak sahibi değilim.
Bu durumda kendinizi nasıl teselli ediyorsunuz?
Ben hükümetteki bir partiden ayrılmış, muhalefetteki bir partiye gelmişim. Giden bir arabanın koltuğunda oturuyordum, indim, rampayı çıkan bir arabayı itmeye başladım.
Bir dakika, koltuğunda falan oturmuyordunuz. Kapıyı açtılar sizi küt aşağıya ittiler.
Hayır kimse itmedi. Ben kendim indim. Burada bir menfaat temininde değilim. Siz çok bencil davranıyorsunuz. Bu röportajda ben de vermek istediğim mesajları vermeliyim. Bunlara da hiç fırsat vermiyorsunuz.
Lütfen söyleyin, acaba ne söylemek isterdiniz? Neyi sormayı unuttum?
Tabii siz sormak zorunda değilsiniz de, benim bir Türkiye idealim var. Projelerim var. Ben ABD’de en başta vergi sistemi, idari sistem, trafik sistemi olmak üzere projeler üzerinde altı ay çalıştım. Görüşmeler, araştırmalar yaptım. İdari sistemde bir kere köklü değişiklikler olması gerektiğini düşünüyorum, Türkiye’nin.
Tansu Hanım’la paylaştınız mı bunları?
Yok henüz daha o noktada değilim. Bana da maalesef soran olmadı.
Ama ben de başka şeyleri merak ediyorum. Mesela Yeşil nerede?
Ben hâlâ yaşadığı kanaatindeyim. O kadar önemli, istihbaratla iç içe olan birinin ölümünden, istihbaratın haberinin olmaması mümkün değil.
Olmadığını nereden biliyorsunuz?
Yani, ölüsünün saklanması için bir sebep yok, dirisinin saklanması için bir sebep var da. Ölüsünü hemen gösterirlerdi. Cesediyle, mezarıyla ki bu defter kapansın.
Ölmediyse ne yapıyor? Eylem mi yapıyor, hatıralarını mı yazıyor?
Bence kendi hayatını sürdürüyor. Belki kimlik değişerek, görüntü değiştirerek herkes gibi yaşıyor.
Mayıs 2000’de, İstanbul’da adamlarıyla toplantı yaptığını öğrendiğinizi söylemişsiniz. Devletin hâlâ kullandığı bir adam mı bu?
Şu anda kullanıldığını düşünmüyorum. Çünkü şu anda saklanma sıkıntısı olan bir insan. Eylem yapamaz.
Adamları devletin adamları mı?
Hayır, kendine yakın adamlar. Bence devletle ilişkisi devam etmiyor.
Devlet istese bunu yakalayamaz mı?
Yani devlet dediğiniz kim? Onu yakalayacak olan mekanizma ne? MİT’in yapısında ondan sonra değişiklikler oldu. Belki Yeşil’le ilgili bağlantılar da kesildi, adam kendi hayatını yaşıyor. Şimdi ona bir nokta koydular. Ötesini kimse araştırmıyor.
Bundan devletin yararı ne oldu?
Rahatladı. Kendine göre açıklamak zorunda kaldığı bir ilişkiden kurtulmuş oldu. Defteri kapandı bana göre.
Demek ki defteri kapamak için ölmesi gerekmiyor.
Bir daha o defter açılmaz.
“Mehmet Eymür, Mesut Yılmaz’ı Yeşil’in öldüğüne ikna etti.” demiştiniz, arşivlerde var. Bunu bugün nasıl yorumluyorsunuz?
Ben o görüşmede vardım. Mehmet Eymür ısrarla ikna etmeye çalıştı. Hatta biz ona sorduk o zaman: “Diyorsun ki: ‘Dünyada sayılı istihbaratçılardanım.’ Bu nasıl bir istihbaratçılık ki kendi sağ kolunun nerede, kim tarafından, nasıl öldüğünü bilmiyorsun?” Bize mantıklı cevaplar veremedi. Dedi ki: “Bu adam çok gevezedir, ölmeseydi mutlaka konuşurdu.” Bu gerekçe yeter mi öldüğünü ispatlamak için? Deseydi ki falan yerde şu çatışmada öldürüldü, filanca öldürdü, ölüsü filan yerdedir, gittik gördük, bulduk. Böyle bir şey yok. Mesut Bey de ikna olmadı.
Yani bu adam devletten daha güçlü sonucu çıkıyor.
Hayır bu güç gösterisi değildir. Devlet arşivinde bunun öldüğü var sayılmış ve takibinden vazgeçilmiş. Ölmüş olduğunu kabul etmek daha kolay olur.
Eymür’ün durumu ne?
Amerika’da yaşadığı için buradaki şeyleri tam doğru tahlil etmesi mümkün değil. Türkiye’den uzak kalmanın hissiyatıyla belli insanlara kızıyor ve o kızgınlık sonucu yanlış yorumlar yapıyor.
Neden Amerika’da yaşıyor, Türkiye’de tehdit altında mı?
Sadece tehlike altında değil, MİT’le ilgili açıklamaları dolayısıyla soruşturma açılmış zaten. Türkiye’de aranıyor. Onun için Amerika’da yaşıyor.
Sedat Bucak’la aynı partide olmanın sizin için anlam ve önemi nedir?
Bir mana vermek istemiyorum. Sedat Bucak partinin bir yöneticisi değil, bir milletvekili. Yani Sedat Bucak yargılanmadı; ama Sedat Bucak’ın partisinin Parlamento’da 80 milletvekili var. Eğer Doğru Yol Partisi bu yargılamanın önünü kesmiş olsaydı, bu partide ne işiniz vardı, diyebilirdiniz; ama demek ki hukuki mekanizma onun yargılanmasını gerektirmiyor.
Star’dan Musa Ağacık sizinle ilgili Sedat Bucak’a bir sual soruyor. O da “Ben değil Eyüp Aşık suçludur. Onun davası gibi hızlı sonuçlanan bir dava gördünüz mü?” diye karşı bir soru yöneltiyor.
Olabilir. Sedat Bucak öyle görebilir. Benim Sedat Bucak’ın suçlu olduğunu söyleyebilmem için yargının hüküm vermesi lazım. Yargı hüküm veremiyor veya vermiyor.
Meclis’te başkaları da var, eskiye ait hesaplaşmanız bitirilmedi.
350 milletvekili ile hükümet kurulmuş, böyle bir şeyin peşine gidilmiyorsa, bunları ortaya çıkaracak bir gücüm yok benim.
Yani sistem kendi ayıplarını temizlemediği sürece, siz istediğiniz kadar Amerika’da trafik, idare, vergi öğrenin. Mayınlı bir tarlanın üzerinde çiçek mi yetiştireceksiniz?
Mayınlı bir tarlanın üzerinde çiçek yetiştirmek yine de orayı güzelleştirir.
Ya öyle mi, o çiçeği toplarken bom uçarsınız.
Toplamazsın. Öyle çiçekli durur. Bundan sonra bu tip ilişkilerin olmaması yine de bir artıdır.
ANAP bu çete işlerine karıştı mı, karışmadı mı?
Ne demek istediğinizi anlamadım; ama karışmadı.
DYP zaten karışmadı. Kim kirletti siyaseti, MHP’liler mi?
Siyasetsiz çetecilik olmaz mı?
Olmaz tabii. Siyasetçi olacak, emniyetçi olacak..
O arabada.
Bir tane mi araba var?
(Bu arada odaya biraz önce iki adam girdi oturdu. Daha önce de odadalardı, çıkmalarını rica etmiştim. Çıktılar. Sonra yeniden girdiler. Bir tanesi çıktı, öbürü kaldı, dinlemeye başladı. Sonlara doğru öteki adam da geldi. Adam odadayken:) Dikkat edersen o geldikten sonra konuşmalarım değişti.
(Adama dönerek:) Yalnız kalalım dedim, yine de geldiniz. Niye?
(Adam: O beni çağırdı!)
Eyüp Bey, odadan hiç çıkmadınız. Ben görmeden telefonla mesaj mı çektiniz?
Benim MİT’le ilişkim olduğunu bilmiyor musun? Özellikle istedim ki, dinlesin de sonra bana bir şey demesin.
İsteseydi verirdim kasetin birini.
Hayır sadece sesler önemli değil. Ruh halini falan da okuması lazım. Sen bana dedin ki bir röportaj yapalım. Ben de dedim ki kamuoyuna bazı mesajlar verelim. Sonra baktım ki ben yargılanıyorum. Ben de içimden dedim ki oğlum bundan en az zararla çıkmaya bak. Bu röportajdan sana hayır yok.
|