Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

ETYEN MAHÇUPYAN



Toplum yolsuzluklara niçin duyarsız?

Türkiye’de toplumun Batı’daki ülkelere benzer bir şeffaflıktan yana olduğu, yolsuzlukların üzerine gidecek güçlü bir talep oluşturduğu epeyce yaygın bir kanı. Ne var ki toplum bu iradeyi üretmiyor. Acaba niçin?

Geçenlerde Hürriyet’teki köşesinde Ercan Kumcu ilginç bir metafor kullandı. Büyümeye inanmakla büyüme yönünde irade koymak arasındaki farkı vurgulayan bu metafor, yolsuzluklar konusunda da geçerli: İnsanların büyük çoğunluğu o gün yağmur yağacağını tahmin ettiklerini söylemelerine karşın, sokağa şemsiyesiz çıkmaktaysa; bunun anlamı yağmur konusunda gerçek bir duyarlılığın olmadığıdır.

Türkiye’deki bütün kamuoyu yoklamaları yolsuzluklar üzerinde bir ‘duyarlılık’ gösterirken, bu yönde hiçbir toplumsal irade üretilmemesi; o duyarlılığın sahte olduğunu gösterir. Diğer taraftan söz konusu duyarlılık beyanının yalan olduğunu ileri sürmek de kolaycılık olur. Muhtemelen insanlar yolsuzlukların ortadan kalkmasını gerçekten de istiyorlar; ama bunun onların gücünü aşan bir sistem sorunu olduğunu algılıyorlar. Diğer bir deyişle Türkiye ekonomik, sosyal, siyasal ve hepsinden önemlisi ideolojik yapısıyla büyük bir yozlaşma yaşıyor. Yolsuzluklar sadece bir sonuç. Sistemin kendisi çoğu zaman yasal kılınan bir yozlaşmanın kucağına düşmüşken, münferit yolsuzluk mücadelesinin fazla anlam ifade etmediği apaçık.

Olaya tersten yaklaşırsak, yozlaşmanın olmadığı bir düzen için son örneklerden biri Hollanda. Bilindiği gibi bizzat bir kamu kurumunun araştırması sonucunda, Hollanda hükümetinin 95 yılında Srebrenitsa’da Müslümanların katledilmesinden sorumlu olduğu ortaya çıkmıştı. Olay sırasında çekilen filmlerin Hollanda askeri birliğinin komutanı tarafından kullanılamaz hale getirildiği de tespitler arasında. Bu ülkenin bizden farkı, devletin tüm organlarıyla birlikte evrensel hukuk ilkelerine tabi olması; ulusal hukukun bu ilkelerden neşet etmesi ve uygulanabilir kılınmasıdır. Söz konusu örnekte ekonomik bir yolsuzluk yoktur; ama ekonomik yolsuzluklarla mücadeleyi anlamlı ve mümkün kılan bir ideolojik altyapı vardır. Devletin böyle davranabildiği bir ülkede, toplum da yolsuzluk mücadelesinin sahibi olur.

Bizde ise tam tersine devlet hukuku kendi ideolojik kimliği ve içinde barındırdığı kişi ve grupların maddi çıkarı için kullanmaktadır. Örneğin yolsuzluklarla ilgili rapor ve eylem planları bizzat bürokratlar tarafından ‘ülke imajını zedeleyeceği’ gerekçesiyle engellenmektedir. İşte bu ‘ülke imajı’ ibaresi sistemin temelini oluşturan bir unsura işaret etmekte: Türkiye’de sistemin özü, devletin toplumsal gözetim dışına çıkarılarak koruma altına alınmasıdır. Bu alanın korunma meşruiyeti ise milliyetçilikle sağlanmakta; ‘devletin milletin çıkarını savunduğu’ fikri sayesinde, millet adına devlet dokunulmaz hale getirilmektedir.

İşte her türlü yozlaşmanın toprağı bu korunmuş alandır. Sistemin mantığı böyle çalışırken ve insanlarımız farkında bile olmadıkları; ama varlığından emin oldukları koca bir yozlaşma dünyasını beslemek durumunda kalmışken; münferit yolsuzluklar konusunda ne derece duyarlı olabilirler? Bu nedenle Türkiye’deki yolsuzlukla mücadele çabaları bir ‘imaj tazeleme’ çalışmasıdır. Hatta denebilir ki yüzeydeki münferit yolsuzlukların devlet eliyle temizlenmesinin bir sonucu da derindeki yozlaşmış düzenin gizlenip meşru kılınmasıdır.

28.04.2002

Yazarımızın E-Postası: e.mahcupyan@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Yazıları

> (25.04.2002) - Fransa seçimlerinden hisse

> (22.04.2002) - Devlet ne yapıyor?

> (21.04.2002) - PKK ne yapıyor?

> (18.04.2002) - Derin koalisyon

> (15.04.2002) - Uğur Akıncı RTÜK’ü anlatıyor!

> (14.04.2002) - William Safire RTÜK’ü anlatıyor (1)

> (11.04.2002) - Meşruiyet o kadar kolay mı?

> (08.04.2002) - Milli tank tartışması

> (07.04.2002) - ‘Milli’ olmaktan önce insan olmak...

> (04.04.2002) - İbrahim Betil





Zaman'da Bugün
28 Nisan 2002


Zaman Spor

Yazarlar

Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER



Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

» Sık Kullanılanlara Ekle  «               » Giriş Sayfası Yap «

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.