Korkutan bazı istatistikler
Ülkemizin 2000 yılı sonuna göre 11 milyar 921 milyon dolar dış borcu bulunmaktaydı. Bunun için de Hazine’miz topladığı verginin yüzde 107’sini borç faizlerine ödemek mecburiyetinde.. Yani yüzde yüzden fazlasını.. O zaman geri kalan yüzde 7’yi bir şekilde bulmak zorunda.. Bu demektir ki, vergiler artacak..Bunun neticeleri ağırlaşan ekonomik ve sosyal şartlar halkın ruh sağlığına vurdu. Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı araştırmaya göre Türkiye’deki her on kişiden dördünün ruhî sağlığının bozuk olduğu ortaya çıktı.
Türkiye, gelir dağılımının en kötü olduğu dört ülkeden biri.. Bu durumun en çok vurduğu kesim de çocuklar. 27 milyon çocuğun yaşadığı ülkemizde her üç çocuktan birisi, sağlıklı beslenemediği için gelişme ve büyüme bozukluğu içinde. Ülkemizde 7–13 yaş grubu arasındaki kız çocuklarının yüzde 31’i, erkek çocuklarının ise yüzde 21’i okuyamıyor. Bir milyon yüzbin özürlü çocuğun bulunduğu Türkiye’de, özel eğitim dahil, ilk öğretimden faydalanan çocukların sayısı sadece yirmi sekiz bindir. Türkiye, iş kazalarında, 1994 ILO verilerine göre Avrupa’da birinci... Bu iş kazaları neticesi zarar görenlerin yüzde 30’u, onbeş yaşın altındaki çocuklar.. Türkiye genelinde sokak çocuklarının sayısının da 600.000 olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca dünyada her yıl silahlanmaya 78 milyar dolar harcanırken çocukların eğitimine sadece 7 milyon dolar ayrılıyor. Bize gelince ne kadar fark ediyor tahmin edemiyorum. Bu durum bizleri gelecekten ürkütüyor ve korkutuyor. Maddi–manevî her türlü hazineyi bağrında barındıran Türkiye’nin müthiş dinamiklere sahip olduğu da bilinen bir gerçektir. Hele gençliğe ve eğitime yapılan yatırımlar..
Belki de kaderin hikmetli bir zorlaması ile karşı karşıya bulunuyoruz. Kıyamet kopmadan Kur’an–ı Hakim’in mesajının güneşin doğup battığı her tarafa yayılacağına dair hadis–i şeriflerde müjdeler ve hedef belirlemeler var. Kur’an’ın çağımızı ve geleceği tenvir eden ve edecek olan en parlak tefsiri ve onun açılımı Türkiye’den çıkmıştır. Allahu a’lem, bu sır ve hikmet için Türk insanının dünyanın her tarafına gitmesi gerekmektedir. Bu bir taraftan ticarî ve ekonomik açıdan Türkiye’nin nefes borularının açılması manasına da gelmektedir. Ümit ederim ki, Tevbe Sûresi’ndeki ültimatomdan sonra Mekke’ye gelen az olacak, fakirlik artacak endişelerine karşı, “Eğer yoksulluktan endişe ederseniz, Allah dilerse, sizi lütfundan zenginleştirir.” (Tevbe, 28) müjdesinin kısa zamanda tahakkuk etmesine benzer bir lutfa da mazhar olabiliriz. Unutmayalım, her sıkıntı ve musibet yepyeni bir fırsatın da başlangıcı olabilmektedir. Genç nesillerimize gelince, elhamdülillah belli bir oranda bu zor şartlar altında onların en seçkinlerine çok büyük bir yatırımı, bu millet, kendi öz kaynaklarından yani devletine hiç yük olmadan yapmış ve dünya çapındaki başarıları ile kendisini ispatlayanları yetiştirmiştir. Ayrıca bu özel teşebbüsler, resmî eğitimimizi de bir rekabet ve yarış havasında harekete geçirerek, gerçekten eğitimde kalite belli bir oranda artırılmıştır. Buna sebep olan fedakâr ve cefakâr insanlarımızın tebrik ve takdir edilmeleri gerektiğine de buradan ayrıca işaret etmek istiyorum.
Sokakta kalan çocuklarımıza gelince, basında çıkan haberlerden de öğrendiğimize göre, pek çok cinayete karıştıkları, veya âlet edildiklerini anlıyoruz. Bunlarla ciddi ilgilenilmesi gerekmektedir. Bu işte netice almak için ancak devlet gücü gerekir. Buna özel ve sivil gayretler yeterli olamaz. Gönüllü kuruluşlar ancak destek olabilirler. Bu kanayan yaranın, yarın nelere mal olacağını tahmin etmek çok zor değil.. En yakınlarından en büyük darbeyi yiyip sokağa kaçmış bu yaralı çocukların şuur altlarında oluşan derin izlerin silinmesi için çok büyük bir organizasyona ihtiyaç vardır. Bunların kazanılması ve yaralarının sarılıp derin acı ve öfkelerinin dindirilmesi çok kolay olamayacağından, hem de istismara açık bir durumun mevcudiyetinden dolayı bu iş kendisini bunlara adamış müşfik kadrolardan kurulu büyük bir gönüllüler ordusu ile başarılabilir. Bu da ancak devletin üstlenmesiyle olur. Temelde bu mesele aile çekirdeğinde ele alınmalı ve çözülmelidir. Nikâhla, evlilikle alay edenlerin bu probleme bir çare bulmaları mümkün değildir. Vefa duygusu gibi çok ağır bir yükün altına girmekten korkan, gününü gün etmekten başka hiçbir düşünce ve arzuları olmayan bencillerin, milletinin ve devletinin dertlerini düşünme gibi bir lüksleri olamaz...
Bu problemi yine bu milletin öz evlatları çözmeye çalışacaktır. Bunlar da devletten bağımsız olarak bunu başarma gücüne sahip değillerdir. Bu hususta siyaset hesabı yapmayan, asla bu meseleyi bir şov vesilesine çevirmeyi düşünmeyen gerçek vatanperverlerin ele alması gerekir..
29.04.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.aymaz@zaman.com.tr
|