‘Bu yazarı gazeteden atın’
Nasıl oldu hâlâ hatırlamıyorum; bir anda hararetli bir tartışmanın içinde bulmuştuk kendimizi. Tartışmanın odağında bir köşe yazarımız vardı. Ünlü bir politikacının ısrarla aramasına bir anlam verememiştim. Sonunda görüştük Beyefendiyle. Meğer bu köşe yazarına fena halde öfkelenmiş. “Kardeşim, bu adama neden bu kadar tahammül ediyorsunuz? Gazete haberlerinde bir problem yok; ama bu adam haddini aşan laflar ediyor..” Meclis’e saygı, milli iradeye saygı ya; nezaketle düşünce zenginliğinden, çok seslilikten bahsetmeyi deniyorum. Sesini biraz daha ürkünç hale getirmeye çalışarak baklayı ağzından çıkarıyor: ‘Bu yazarı gazeteden kovun kardeşim, siz milliyetçi, muhafazakar bir gazetesiniz.’ Donup kalıyorum. Ne özgür düşünce kalıyor gözümde ne de seçilen insanların farklı fikirlere tahammül sınırı; çünkü karşımdaki insanların da bir zamanlar özgürlüğün bedelini acı tecrübelerle ödediğini yakınen biliyorum.
Bu olayı geçen hafta sıkça hatırladım. Hararetli konular gündemdeydi çünkü. 23 Nisan resepsiyonunda Genelkurmay Başkanı’nın AK Parti Başkanı ile ilgili söylediği sözler, Mehmet Ali Bayar’ın sağın birleştirici lideri benzetmesiyle Türkiye’ye dönmesi, başörtüsü konusunda medyatik arenada ‘İslamcılar’ın tartışması...
Geçen haftadan gazeteye yansıyan kimi tepkileri paylaşmak istiyorum. Bu tepkiler sadece okurdan değil, aynı zamanda gazetecilerin, politikacıların, iş dünyasının reflekslerini gösteriyor. O yüzden sayıca az da olsa temayülleri afişe etmesi açısından önemsiyorum...
Washington’dan ‘İzlenim’ yazan Washington temsilcimiz Ali H. Aslantürk’ün Mehmet Ali Bayar hakkındaki kaleme aldığı sıcak izlenimleri soruyor bazıları: N’oluyor, yoksa Bayar’ı mı destekliyorsunuz? Halbuki yazı, Amerika’dan o gün Türkiye’ye dönüş yapacak ve kamuoyunun tanımadığı çiçeği burnunda siyasi bir lider hakkında şahsi izlenimleri aktarıyor. Her yazıyı destek ile köstek sendromu içinde gören kitleye doğru haber ya da sağlıklı yorum aktarmak çok zor...
Bazıları da Hüseyin Gülerce’nin Tayyip Erdoğan yazısına takmış durumda. Sorular şöyle geliyor: ‘AK Parti’ye karşı tavrınız mı var?’ Ne münasebet efendim! Bir yazar aktüel bir tartışmada insaf ölçülerine olabildiğince sadık kalarak birtakım eleştiriler yapamaz mı? Her olumsuz cümleyi ‘Bizim parti hakkında –lehte ya da aleyhte– propaganda yapılmış’ şeklinde algılamak, sağlıklı bir yaklaşım mı? Haberlerde objektif kalabilmek için sarf edilen emek varken bu alınganlık niye? Kafalarımızda mevhum, girift ve tehyic edici kamplar var. O yüzden her laftan bir mana çıkarılabiliyor ve söz şu noktaya taşınıyor çoğu zaman: Böyle yazıları basmayın!
Nuh Gönültaş’ın başörtüsü ile ilgili yazısına gösterilen tepki bir başka alem. Bu gazetede başörtüsü konusunda onlarca yazı yazılmıştır. Hemen hepsi de aynı minval üzre yazılmış zengin referansları olan yazılardır bunlar. Gönültaş da yıllardan beri yazar bu konuları. Başörtüsü mağdurlarının yanında olmuştur hep. Son yazılarından birinde yazar, kendisinin fetva makamı olmadığının ve gazete adına konuşmadığının altını çiziyor ve bir temennide bulunuyor: Ben yerinizde olsam öğrenimimi yarım bırakmam. Doğru bir tespit mi bu? Bilemiyorum. Bildiğim bir şey, o da ‘Gazete nasıl olur da böyle yazılara izin verir!’ tarzındaki tepkiler yanlış. Yoğun bir tepki mi bu? Hayır, ama çoğu yürekten ve samimi. Onu da saygıyla karşılıyorum; ama bireysel ifade hakkına daha çok saygı gerekmiyor mu? Nasıl olsa hadiseler zaman içinde tabii tefsirine kavuşuyor; o tefsir yazarı vezir de edebiliyor rezil de...
Bu arada şu soruya da cevap vermek zorundayız: Gazete yönetiminin çıkan köşe yazılarında hiç mi tasarruf hakkı yoktur? Dünyanın her yerinde editoryal bir kontrol vardır. Bu kontrol sayesinde yazıya konu edilen kişi ve kuruluşların hakkı gözetilir. O yüzden yazar, kalemini sosyal sorumluluk (social responsibility) alanında oynatmak zorundadır. Diyelim ki bu alanı terk etti, insanlara ya da kurumlara insafsızca saldırdı; bunun bedelini de ödemek zorundadır yazar. Hatta bu ölçülerle bir editoryal kontrol yapılsa bizdeki pek çok yazarın makalesine izin verilemez dünyanın birçok yerinde. Yazarın eleştirme hakkı var; ama alay etme, maskara etme, aşağılama, küfretme hakkı yoktur çünkü...
Dengeyi kurmak ne kadar zor değil mi? Bir tarafta belli mülahazalara binaen kalemini tetik gibi kullananlar, –çok şükür Zaman’da böyle birileri yok– öbür yanda ‘bu yazarı işten atın’ diyenler. Bilemiyorum özgürlüğü doğru yorumlayan ve sosyal bilinçle bütünleşen bir medyamız olacak mı bir gün? Neden olmasın ki!
29.04.2002
Yazarımızın E-Postası:
e.dumanli@zaman.com.tr
|