Yozlaşma ve milliyetçilik
Yozlaşmanın iktidarların toplum karşısındaki göreli gücüyle bağlantılı olduğu kanıksanmış bir tespit. Devletin tarihsel olarak denetim dışında tutulduğu ve toplumun da buna rıza gösterdiği ülkeler ise, iktidarların yozlaşmasını kolaylaştırmakla kalmaz; ona hukukun dışında ayrıcalıklı bir yer verir. Burada sorun devletin veya ona sahip çıkan iktidarların hangi meşruiyete dayanarak bu imtiyaza sahip olabilecekleridir. Çünkü açıktır ki böyle bir meşruiyetin olmadığı durumda, toplumun rızasını uzun süre garantilemek mümkün değildir.
Diğer taraftan bu meşruiyetin demokratik bir zemine oturmayacağı aşikârdır; çünkü hiçbir demokratik toplum iktidarların toplumsal değerini ortadan kaldıran bir süreç olan yozlaşmayı bilerek ve isteyerek kalıcı hale getirmez. Bu nedenle devletin içindeki iktidar odaklarının, toplum tarafından reddedilmesi düşünülemeyen ideolojik bir meşruiyete ihtiyaçları vardır.
Dünyanın her yerinde, modern toplumlarda bu işlev milliyetçilik tarafından yerine getirilmektedir. Özellikle devletin kuruluş ideolojisiyle organik bir bağ içinde tanımlandığı ülkelerde, milliyetçilik karşı çıkılması vatan hainliği ima eden bir ideoloji olma dışında; devleti de toplum karşısında koruma altına alır. Böylece devlet toplumdan farklılaşıp bizatihi bir siyasi özne haline gelirken; devletin içinde yer alan kişi, grup ve kurumlar da kendi içlerinde cemaatleşirler. Yozlaşma, söz konusu cemaatleşmenin ülkenin iktisadi, sosyal ve siyasi kamusal alanını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmasını ve bunu ‘milli’ bir kisve altında sunmasını ifade eder.
Bu tespitlerin birçok kişi için son derece rahatsız edici olacağı kuşku götürmez. Çünkü toplum içinde de, devletle hiçbir organik bağ taşımayan ve kendilerini ‘milliyetçi’ olarak tanımlayan insanlar olacaktır. Gerçekten de tamamen toplumsal bazlı, yurtseverlik fikrine oturan bir milliyetçilik türünden de söz edilebilir. Ne var ki devletin kuruluştan gelen hegemonik bir hakka dayanarak milliliği tekeline aldığı hiçbir durumda, sıradan milliyetçilik yurtseverliğe geçit vermez.
Devletin ve iktidarın bahşettiği imtiyazların çekiciliği altında, milliyetçilik neredeyse ‘meşru’ bir yozlaşmanın altyapısını oluşturma gücüne sahiptir. Bu sürecin üç kademesinden söz edilebilir: Birincisi iktidara ulaşmak açısından milliyetçi olmanın getirdiği avantajların sonucu olarak, milliyetçiliğin birçok kişi için bir yükselme aracına dönüşmesidir. İkinci etap, milliyetçiliğin iktidar için bir önkoşul olduğu fikrinin yerleşmesidir. Devletin iç ve dış düşmanlarla çevrili olduğuna dair kanaatlerin egemen olduğu bir dünyada, iktidar da bu devleti koruyabilecek tek grup olan milliyetçilerin hakkı olur. Nihayet son aşamada milliyetçiliğin doğrudan iktidar ürettiği; yani iktidarın ilkelerini, sınırlarını ve işleyiş normlarını, kısacası kültürünü belirlediği bir safhaya gelinir. Bunun anlamı toplumun da milliyetçilik üzerinden ikiye bölünmesi; ve ideoloji temelli bir ‘yönetenler’ cemaatinin kurumsallaşmasıdır.
Her ülkenin bu şemaya uygun bir örnek olduğu ileri sürülemese de; milliyetçiliğin egemen devlet ideolojisi olduğu her ülkede, bu şemanın bir eğilim olarak geçerli olduğunu kabul etmek gerekir. Dolayısıyla yozlaşma da, söz konusu ülkenin bu şemada ne derece ilerlemiş olduğuna bağlı olarak yapısal bir durum oluşturacaktır.
29.04.2002
Yazarımızın E-Postası:
e.mahcupyan@zaman.com.tr
|