Okul başarı puanlarının ÖSS’ye girişte kullanılmasının temel nedenlerinden biri ve en önemlisi öğrencinin hayatı boyunca etkili olacak bir sınavı sadece 3 saatlik çok küçük bir zaman dilimiyle sınırlamamak, bu sınavı öğrencinin lisede geçirdiği 3 yıla da yayabilmektir. Teoride çok uygun ve akılcı görülen bu düşünce ve sistem, uygulamada aynı amaca hizmet etmeyebilmektedir.
Bunun nedenlerinden biri, liseye giden birçok öğrenci ve öğrenci velisinin bu konuda yeterince bilinçli olmamaları veya bilinçlendirilememeleri, işin önemini 3 yıl önceden kavrayamamaları veya belki de savunma mekanizmalarından biri olan inkar etme (denial) mekanizmasını kullanarak, çaba göstermekten kaçıp 3 yıl sonraki sınavı yok sayabilmeleridir. Bu konuda ilgilileri suçlamak da oldukça yanlış bir düşüncedir. Çünkü kontrol edilemeyen birçok değişken işin içine girebilmektedir. Bunların başında okulda öğrenci başarısını değerlendirmede uygulanan taraflı yöntemler gelmektedir. Hak ederek, gerçekten çaba göstererek puan alanlara hiçbir sözümüz yok, olamaz da. Tepkimiz hak etmeden, eş–dost, hatır, gönül ve hatta belki de maddi gücüyle okul başarı puanını yükselterek; sahipsiz, güçsüz, ilgilenen bir anası–babası, yakını olmayan öğrencileri haksız yere ezen zihniyetedir. Bu önlenebilir, zaten bunu önlemek için de daha sonra ÖSYM, “Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı (AOBP)” uygulamasını geliştirmiş ve halen kullanmaktadır. Ancak bu da sorunların çözümünde kesin ve tam bir çözüm olamamaktadır.
Öneri; şu anda uygulanan sistemde okuldaki başarısı düşük olan bir öğrenciyi “başarısız” diye kalıcı olarak damgalayan ortaöğretim başarı puanı (OÖP) ve ağırlıklı ortaöğretim başarı puanının (AOBP), sonraki yıllarda öğrencinin ÖSS’deki başarısıyla doğru orantılı olarak yükselebilmesi ve gerekirse düşürülmesine imkan sağlanmasıdır. Şu andaki siteme göre liseden mezun olan ve örneğin; TM (Türkçe–matematik) alanından mezun bir öğrenci, eğer okuldan 20–25 puan arasında bir “okul katkı puanı” almışsa, bu öğrencinin iyi bir bölüme girmesi, bu puanı aldığı için artık hemen hemen imkansız hale gelmiş demektir. (Çünkü okuldan elde etmesi gereken en yüksek katkı puanı; 40’tır, bu durumda 20–25 arasında puan alan bir öğrenci artık % 50–60’lık başarı gösteren vasat düzeyde bir öğrenci olarak damgalanmıştır.) Artık o öğrenci büyük bir ihtimalle istediği bir bölümü veya üniversiteyi kazanamayacaktır. Bunun farkında olan böyle bir öğrencinin de çok büyük bir ihtimalle zaten motivasyonu azalacak, kaygısı yükselecek ve öğrenme kapasitesi düşecektir. Kısaca bu düşük puan ona sadece bir yönüyle değil birçok yönüyle olumsuz etkiler yapacak, belki de onun toplum dışına itilmesine neden olacaktır. Çünkü büyük bir ihtimalle bu öğrencinin iyi bir üniversite veya bölümü kazanacağına olan inancı da bitmiş olacaktır. Bu konudaki önerim kısaca şöyle özetlenebilir: OÖP ve AOBP’nin yıllara göre değişmezliği değiştirilmelidir. Okulda objektif değerlendirmelerin yapıldığını varsaysak bile, okulda çalışmayan veya bu konuda bilinçlendirilmeyen, konunun önemini kavrayamayan öğrencilerden, lise bittikten sonra çaba gösterenlere bu çabalarının karşılığının verilmesidir. Başarısızlıklar başarılı olmak için ödenen ücretler olarak kabul edilmelidir. Öğrenci ilk yıl istediği bir bölümü muhtemelen kazanamayarak zaten bu ücreti ödemiş olacaktır. Bunlar geçici başarısızlıklar olarak görülmeli o öğrencileri eleme, dışlama yerine kazanma yolu seçilmelidir. İnsanların çoğu geçici başarısızlıklar yaşamadan gerçek başarılara ulaşamazlar. Önerim; AOBP’nin kaldırılması değil, ancak AOBP’nin değişkenliğinin sağlanmasıdır. Bu amaçla objektif bir değerlendirme sistemi olarak kabul ettiğimiz ÖSS’nin kriter olarak alınmasını öneriyorum. Bir öğrencinin okuldan aldığı puan değiştirilmemeli, ancak ÖSS’deki başarısı doğrultusunda elde edeceği puanla ona belirli bir katsayı verilmelidir. Bu katsayı okuldan elde ettiği puanla çarpıldıktan sonra elde edilen sonuç ham puanına eklenmelidir.
Diğer taraftan, bu sistemle ayrıca bir öğrencinin okulda gerçekten hak ederek mi ek okul puanını aldığı, yoksa bilgiyi ezberleyerek, eş–dost, yakın vb. ilişkileriyle mi elde ettiği de kontrol edilmiş, bir şekilde sağlaması yapılmış olacaktır. Bu yöntemle ayrıca fen liselerinin ve Anadolu liselerinin öğrencileri de ÖSS’de yüksek puan almaları durumunda, hak ettikleri “okul ek puanlarını” yükseltme şansını elde etmiş olacaklardır. Diğer taraftan “Okul Başarı Puanlarıyla” ilgili olarak meslek liselerinde öğrenim gören öğrencilere yapılan hatalı uygulamalar ise, ayrıca ele alınması gereken önemli bir sorundur.
* Yrd. Doç. Dr, Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi
|