Centilmenlik, dürüstlük gibi ahlaki değerler kirli bir coğrafyanın üzerinde temizlik iştiyakiyle akmaya devam ediyor. Bu yöndeki iyimserliğimin sadece ‘safiyane duygulardan’ ibaret olmadığını bu hafta şampiyonun belli olmasından sonra daha net görebildim.
Geçtiğimiz yılın son haftalara doğru moda tabiri ‘Kutsal ittifaktı’. G.Saray Başkanı Faruk Süren, F.Bahçe, medya ve MHK ekseninde gizli bir şampiyonluk anlaşması yapıldığından söz ediliyordu. Sarı–Lacivertliler, Mustafa Denizli yönetiminde, hedefe bu ithamların kuşatması altında yürüdüler.
Bu yıl ise daha öz bir deyiş, zirvedeki kavgayı resmediyordu: Şaibe. Ertelenen Trabzon–G.Saray maçının akabinde bu defa F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Futbol Federasyonu ve MHK ekseninde bir G.Saray lobisi kurulduğunu iddia ediyordu.
Aslında bu yıl için şaibe iddialarını güçlendiren, besleyen, ‘bu kadar da olmaz ki’; dedirten birçok olay, hakem skandalı yaşandı. Ligin tertemiz bir düzlemde akıp gittiğini savunanların tezleri, aksini ortaya atanların ki kadar güçlü ve ikna edici değildi. Elbette ki, ‘şaibe çığlıklarını’ besleyen bir ‘şike çetesi skandalı da’ patlak vermişti. Hakemler, teknik direktörler, kulüp başkanları, yöneticiler töhmet altındaydı. Velhasıl, ne yana dönsek şaibenin müstehzi kahkahalarıyla yüz yüze geliyorduk.
Ama; bir yandan da daha doğrusu içten içe centilmenlik, dostluk, dürüstlük gibi yüksek ahlaki değerler akmaya, kirli bir coğrafyayı temiz kılmak iştiyakiyle yol almaya devam ediyordu. Bu yöndeki iyimserliğimin sadece ‘safiyane duygulardan’ ibaret olmadığını bu hafta şampiyonun belli olmasından sonra daha net görebildim. Hem de, geçtiğimiz hafta Malatya deplasmanında başına gelenleri protesto etmek amacıyla sahaya siyah forma ve ‘yorumsuz’ yazılı bir pankart ile çıkan Bursaspor’un F.Bahçe maçından sonra.
Haftalardan beri şaibe şaibe diye tutturan Sarı–Lacivertliler, haftalardan beri kazanmalarına, ikinci yarıda en çok puan toplayan takım olmalarına rağmen G.Saray’ın şampiyonluğunu hazmettiklerini açık açık söyleyebildiler. İtirazlarının sadece Futbol Federasyonu’na olduğunu dile getirdiler. Mahmut Uslu’nun, ezeli rakipleri kutlayan açıklamalarını takdirle dinledim. Keza dün bir basın toplantısı düzenleyen Başkan Aziz Yıldırım’ın ‘yeni şaibe hamlelerinde’ bulunmamasını çok olumlu buldum.
Aslında bu sezon bütün hakem hatalarını bir kenara koyup, yeşil çimenin üzerinde akıp–giden futbol hikayesine gözlerimizi odakladığımızda şampiyonun rengi yine sarı–kırmızı olarak çıkıyor karşımıza. Takımdan ayrılan 9 asına, yönetim içindeki çalkantılara, parasal problemlere ve uzun süre iki kulvarda mücadele etmesine rağmen futbollarında bir ahenk ve de oturmuşluk vardı Sarı–Kırmızılıların. Özgüvenleriyle, istikrarlı oluşlarıyla, tecrübeleriyle, fevkalade akıllı hocalarıyla, Arif’leriyle, Ergün’leriyle, Hasan Şaş’larıyla Mondragon’larıyla şampiyonluğa yürüdüler. Verdikleri mücadele ‘şaibe’ felaketini potasında eritecek kadar diri ve çekiciydi.
Ligi ikinci sırada bitirip Şampiyonlar Ligi’ne katılmaya hak kazanan F.Bahçe, elbetteki bu en mühim rakibinin hakkını teslim etmesini biliyor. Sarı–Lacivertliler, şampiyonluk dışında hiçbir dereceyi başarı kabul etmeyen camianın genlerindeki dayatmaya karşılık çok fazla sarsılmadılar. Çünkü, önlerini görebiliyorlar. Hocadan yana, paradan yana, başkandan yana, taraftardan yana problemleri yok. Sadece takıma birkaç önemli takviye yapmaları gerekiyor. Bunu yapacak güçleri de fazlasıyla var.
Tekrar başa dönersek, birçok alanda olduğu gibi futbolda da bu yıl değerlerin dibe vurduğunu üzülerek müşahede ettik. Bununla birlikte, doğru ve temiz olana duyulan özlemin de, çığ gibi büyüdüğünü gözlemledik. Güzel olandan kaçış imkansız. Kulak kabartırsanız siz de, centilmenliğin ayak seslerini duyabilirsiniz.
|