1886 yılında Amerika’da işçiler günde 16–20 saat çalıştırılıyor, buna mukabil çok düşük ücret alıyorlardı. Koruma sistemlerinin oluşmadığı dönemde 8 saat işgünü hakkını elde etmek için gidilen genel grev sırasında 1 Mayıs’a denk gelen günde kanlı bir çatışma yaşanır, 1 kişi ölür. 4 Mayıs 1886’da bu olayı protesto etmek isteyenlerle polis arasında çıkan çatışmada ise 4 işçi ve 4 polis ölür. Üç yıl sonra suçlu bulunan 4 işçi önderi idam edilir. Yaşanan trajedi aradan geçen yüzyılı aşkın sürede kutlanan 1 Mayıs İşçi Bayramı’nın başlangıcını teşkil ediyor.
Belirgin bir sınıf anlayışının tezahürü olarak, emeğin dayanışmasının yanında burjuvaya karşı bir gövde gösterisi niteliği taşıyor.
Sanayileşmenin yaşandığı hemen her ülkede devletin tanıdığı bir bayram olması hasebiyle uluslararası bir hüviyeti olmasına rağmen 1 Mayıs’ın bu topraklarda yaşadığı macera onun kendisine ait yerel bir kimlik kazanmasına sebep oldu. 1908 yılında İstanbul’daki kutlamalardan itibaren 1 Mayıs hep Türkiye’nin gündeminde yer aldı. Özellikle 1977 yılında Taksim Meydanı’ndaki 1 Mayıs kutlamalarında kimliği belirsiz kişilerin açtığı ateş sonucu 34 kişinin ölmesi ile 1 Mayıs’a sol çevrelerin, sendikaların ve devletin bakışındaki duyarlılık ve yüklenen anlam daha da sertleşti.
Diyalektik materyalizmden beslenen 1 Mayıs kutlamaları kesinlikle işçi ile patronun biraraya gelemeyeceği, çatışma içinde olacağı tezine dayandığı için barıştan ziyade çatışmaya, kavgaya açık bir duruş ortaya koydu.
Mahiyetinden de anlaşılacağı gibi 1886 yılındaki işçilerin eylemi sağ–sol çatışmalarının dışında bir hareket. Fakat bu vakıaya sol ideolojinin sahip çıkması 1 Mayıs’ın sanki işçilerin değil de solcuların bayramıymış gibi bir kavram kaymasına uğrattığı görülüyor. Aşırı sol çevrelerin yayınlarında, dağıttıkları ilanlarda ajitasyona devam etmesi bu algılamayı daha da kuvvetlendiriyor. Sırf bu ideolojik sebeplerle öteden beri işçilerin önemli bir kısmı 1 Mayıs’a mesafeli durmayı tercih etmiştir.
Soğuk Savaş bitti
Ancak artık Soğuk Savaş dönemi bitti. Devlet 1 Mayıs’a anti–sol bir söylemle karşı çıkıyordu. İdeolojilerin birbirlerine bakışlarında eskiye göre daha sağlıklı değerlendirmeler ortaya çıkıyor. Kin ve nefret kusan, kan isteyenlerin sesi çok cılız çıkıyor. Dolayısıyla 1 Mayıs’ın sendika ve devlet katında sil baştan yeniden değerlendirilmesine ihtiyaç var. Aslında 1 Mayıs’ı yeniden tanımlama süreci başlamıştır. 1 Mayıs’ı kutlamak isteyenler devletin gösterdiği mekanlarda halay çekip slogan atarak bu ihtiyacını karşılayabiliyor. Ama yine de kendilerine yeni yaşam enerjisi depolamak isteyen aşırı uçlar, 1 Mayıs’ın oluşturduğu konjonktürden istifade ile yelkenlerine rüzgâr doldurmak istiyorlar.
Devlete yeni görev
Devlet şimdilik resmi bayram ilan etmese de konjonktürün de etkisi ile 1 Mayıs’a yumuşadığını bir şekilde göstermiştir. İşçi temsilcilikleri provokasyonların önünü alarak barış içinde 1 Mayıs’ı kutlamaya başladıkları an devletin bu günü resmi bayram olarak ilan etmesinin önündeki bütün engeller de kalkmış olacak. Günümüz koşulları biraz zorlansa 1 Mayıs İşçi Bayramı’na resmiyet verilerek tıpkı Nevruz kutlamalarında olduğu gibi önemli bir istismar aracı daha pasifize edilmiş olur. Belki o zaman işçilerin esas sorunları ile uğraşılmaya başlanır. Çünkü emek unsuru, gelişmiş ülkeleri hariç tutarsak bütün dünyada hâlâ en ucuz girdi. Ve emeğin sorunu 1970’li yıllarla kıyaslanamayacak ölçüde daha ağırlaşmış. Küreselleşme olgusu adı altında çok uluslu şirketlerin attıkları dev adımlar, yabancı sermayenin sınır tanımayan yayılışı beraberinde yeni istihdam alanları açmak yerine ekonomik krizler getirdi. Ekonomik krizler de zaten tehlike sınırında olan işsizler ordusuna yeni neferler katmaktan başka bir sonuç doğurmuyor. KOBİ’lerin bile emekçi sınıfına dahil olduğu bu çağda refahın daha adil dağılımının önündeki engelleri aşmak için yeni bir anlayışla inşa edilmiş yeni 1 Mayıs’a ihtiyaç var!
*
Aksiyon Dergisi Ekonomi Editörü
01.05.2002
|