ZAMAN->> ANA SAYFA

TURKUAZ /  Yazarlar

 
 Ana Sayfa
 Editör'den
 t-söyleşi
 Güncel
 Hasansör
 Sağlık
 Yazarlar
 Aktüel
 Kapak
 Çelebi'nin İzinden
 Çocuk Sayfası
 Mutfak
 

Mübârek bir mayıs amele ve sa’yü gayret bayramını nasıl tebcil eyledik idi?

Recai Güllapdan

r.gullabdan@zaman.com.tr 

Havalar hayli letâfet kesbetmeye başladı ise de bizim buraları henüz bütün kemâliyle teşrif etmiş sayılmaz; binaenaleyh sobaları kaldırmak içün 19 Mayıs’ı beklemek icab edeyor. Efendim her mıntakanın kendine göre bir örfi takvimi vardır. Bizler Cumhuriyet bayramında sobaları kurar, 19 Mayıs’ta ise kaldırıp yaz nizamına geçeriz. Bu mühim tarihlerin milli bayramlara rastgelmesi hoş bir tesadüftür..

İşte bu sebeple duvardaki kütük takvimi karıştırıp soba kaldırma merasimine kaç gün kald?ığını hisab ederken ne göreyim; 1 Mayıs Amele ve sa’y ü gayret bayramı gelib çatıvermiş. “Yahu bize ne sosiyalist bayramından” diye geçecektim lâkin içimden bir ses, “Kıyf ya Recai! Hele bir tefekkür et bakalım, niyçün böyle düşüneyorsun” şeklinde ihtarda bulunuverdi. Yahu hakiykaten biz niyçün bu 1 mayısları komonist bayramı diye görmezden geliriz deyu aldı beni bir düşünce. Bilader amelelik ise kendi işimizin amelesiyiz elhamdülillah, sa’y ü gayret ise sa’y ü gayretin âlâsı bizde; e pekâlâ biz niyçün bu bayramı tes’id etmez de görmezden gelir dururuz?

Efendim sebebi mâlum; bizim aklı bir karış havada gezinen eski tüfek solcu takımı bu fevkalade güzel ve mânidar bayramı senelerce kavga vü nizâ ile, taş ve deynekle tes’id etmeye kalkışınca millet nazarında pek bir menfur hale geldi idi. Velâkin ey azizler bu herifler vaktiyle deyelim ki Remezan bayramımızı da menhus emellerine âlet edecek olsalar idi bayramdan vaz mı geçecek idik? Ne münasebettir netekim!

Sekizbuçuk kilo sıkletindeki kurşun geçirmez eski paltomu sırtlayuben doğruca Bolşevik Osman’ın dükkanına seğirttim. Bugünlerde Osman’ın kitapçılıktan sıdkı sıyrıldı; dükkânı aşevi şekline mi tebeddül etsem aceba diye düşünüp durmakta. E, tabii kitapçılık mâlum iktisadi ve içtimai buhrandan ötürü artık cengâverlik neviinden bir zenaat haline geldi; bilmünasebe Osman tarzında kitapçılık etmeğe kalkışan küçük esnaf zora düştü. Her neyse selâm kelâmdan bâ’de mevzua girizgâh ettim,

–Yahu Osman dedim haberin var mı, yarın bayram imiş?

–Ne bayramı yahu, Kurban bayramı geçeli nicedir?...

–Âgâh ol sen eşki Bolşeviklerdensin bilader; yarın 1 Mayıs değil mi?

–Sahi yahuu... vay canına, ben eyice revize olmuşum mohterem, 1 Mayıs nasıl unutulur?

Bu minval üzre biraz latifeleştik. Bilâhire dedim ki,

–Osmancığım, bu böyle gitmez; düşündüm ki 1 Mayıs fevkalâde ahlâkî ve islâmî bir keyfiyet arzediyor...

–Eee,

–E’si biz dahi kendi çapımızda bu bayramı idrak etmeliyiz azizim!

Osman bir an dalga mı geçeyorum deyu vechime dikkatle nazar ettikten sonra göz punarları ânında dolu dolu olaraktan boynuma sarulub ağlamağa başladı. “Zaten biliyor ve tahmin edeyor idim; Hamdolsun ki sende dahi sosiyalist temayüller işte nihayet tezahür etmektedir” diyerekten şorul şorul gözyaşı dökücek canım sıkıldı, “Sâkin ol Osman; senin müslümanlığın kadar elbette benim de sosiyalistliğim mevzubahistir fekat senin her hakperesti sosiyalist zanneylemen böyle zuhûllere sebeb olayor” dedimse de üstünde durmadım. Netiyceten ey azizler “ne yapalım, ne idelim” diye kafa kafaya verib hayli düşündükdü. “Bir yörüyüş eyleyelim” fikri güzelse de benim bayram telakkime gîran geldi. Bu mevzuuda münakaşa ederekten Konduracı Faruk Usta’nın dükkanına vâsıl olduk. Faruk, “yörüyüş eylesek eyidir fekat vilayetten müsaade alınacak fülan, pek çok zahmeti var. En eyisi başka bir tarz düşünelimdir.” deyince....

.....

Ertesi sabah saat dokuzda Şükrü’nün çay ocağında böyük bir içtima oldu. Evvelsi akşam esasen bütün yârânı ve konu–komşuyu haberdar etmiş olduğumuzdan Şükrü’nün dükkânın önündeki çardaklı bahçe de dahil olmak üzere her tarafa, kaldırımlara masalar ve iskemleler konulmuş idi. Baktım ki etraftan geçenler dahi, “zahir düğün var” merakıyla meclise dahil olayor. Ne ise efendim sahiden bir düğün manzarası var fekat damat ile gelin eksik idi. Vaziyfe şahsıma terettüb ettiği içün bir iskemlenin üstüne çıkarak ahaliye hitaben şu

meâlde bir veciz nutuk irâdında bulundum ki ibrettir, buyrunuz netekim:

–Ey hazirûn, bugün 1 Mayıs amele ve sa’y ü gayret ehlini tebcil günüdür. Hamdolsun hepimiz işimizin ailemizin ve rızkımızın amelesiyiz. Çok şükür ki Cenab–ı Hakk’ın verdiği lütuf ile karınca kararınca çalışayor ve merde değil, nâmerde dahi muhtac olmamak içün didiniyoruz. Binaenaleyh bu işin komonistlikle elâkası olmadığı gibi bil’akis bizlere çalışıp yorulma, yorulup dinlenme lütuflarını bahşeden Rabbimize şükrancalık fursatını bahsetmiş olmaklığı sebebiyle pek aziz ve mübarek bir vesile–i bayramdır.

Ev hanımları, mütekaidler, esnaf, memur, seyyar satıcılar, delikanlılar, hâsılı rızkı içün emek sarfeden herkese bu güzel mübarek olsun; aaminn ve el Fatiha! diyerekten iskemleden indimdi. Fatiha–yı şerifeler kıraat olunduktan ba’de tertibimiz üzre Şükrü, bilcümle davetli ve davetsiz misafire çay ikramına başladı. Bizler de birer karson gibi Şükrü’ye peyrev olaraktan Faruk’un bu gâyeye vakfettiği bir teneke zeytini, Manav İhsan’ın takdiym buyurduğu bir kasa tomatesi, fakiyrin mahzenden çıkarub getirdiğim bir teneke beyaz peyniri naylon tabaklarda masalara tevzie koyulduk. Ardından Fırıncı İsmail Usta’nın hedâyesi olan mis gibi taze pideler de sökün edince bir güzellik hâsıl oldu ki ey azizler tavsifinde diller kısır kalur.

Vakta ki meclisin dağımasına doğru sivil kılıklı bir takım hökümet memurları peyda olup, “nedir, n’ooluyor” makamından bir ince saz taharrisinde bulundular ise de temamen sivil gayret ve mekâsıt ile tertib ettiğimiz “mübarek sâ’y ü gayret bayramı”, biiznillahi Teâlâ hadisesiz bir şeklide dağıldı.

Seneye azm ü cezm ü kasd eyledik; Nasib olursa 1 Mayıs’da her evde sac katmerleri, ıspanaklı börekler pişirilecek, kaldırım üstüne ocaklar kurulup yufkalar açılacak, her beş metroya bir böyük semaverler kaynatılacak. El de görsün bakalım mübarek 1 mayıs nasıl tes’id olunayor imiş!


Kıllabdan Bey’e ve Laf Kıtlığında 
Asma Budamaya Dair...

İrfan Külyutmaz

i.kulyutmaz@zaman.com.tr 

Nur i aynim, muazzez kaarilerim, sıhhat ve afiyetiniz içün dua ederekden lakırdıma başlayorum. Efendim, evvelemirde, bu sütunun başına konulmuş olan tasvirimin, bendenizle, uzak yakın hiçbir alakası yokdur. İlavemizin müdir i mes’ulü bulunan Hüseyin Sorgun bey evladımızın bu vahim hatayı nasıl irtikab etdiğini, elyevm fehmetmiş değilim. Zira, Hüseyin bey evladımız, hakıyrı ayn’el yakiyn tanımakdadır ve bu tasvirin bendenizle hiçbir müşabeheti olmadığını tesbiyt edecek mevkiydedir. Pek eyi de nasıl olayor da, İrfan kulunuzu kaytan bıyıklı ve siyah gözlüklü olarakdan temsil eden bu tasviyre müsaade ve müsamaha edilmiştir? Muhterem müdir i mes’ulden bu tasvirin, ankariyb değiştirilmesini ve icabının iyfası zımnında derhal harekete geçmelerini talep edeyorum...

Bakınız mesela, sütun komşum Hercai Kıllaptan beyefendi, tasvirine itiraz edeyor mu? Hayır, etmeyor! Hazretin bıyıkları, aynen böyle midir? bilemiyorum. Velakin, bu tasviyre itiraz etmediğine bakılırsa, öyle olmak iktiza edeyor.

Şindi, muazzez kaarilerim, lakırdı hazır Hercai Kıllaptan beyefendi’den açılmış iken, geçen hafda kaleme aldığı mekalesini, ziyadesiyle telezzüz ederekden kıraat etdim. Heman arz edeyorum ki, bu mekaaleden mütelezziz olmaklığım, orada ifade buyrulan fikirleri tasviyb veya takdiyr edişimden değil, ‘laf kıtlığında asma budayım!’ fehvasınca kaleme alınmış olmasındandır. Zira, hazretin hayatı kahveci Şükri, bakkal (veya iskarpinci, farketmez!) Faruk arasında geçdiği içün, vahiym mevzu kıtlığı çekmekde olduğu anlaşılmakdadır. Evropa veya Amerikan feylesof veya mütefekkirlerin isimlerini zikrederek iktibas edilmelerini Bay Kıllabdan (şu ‘bay’ lakırdısını pek severim!) tasviyb etmemekte imiş! İşde, ‘laf kıtlığında asma budamak’ deye, ben buna derim! Pek eyi de, Evropalı feylesofları iktibasda ne beis var, a muhterem! Malumatfuruşluk ile bir nokta i nazarın te’yidi muvacehesinde, bir Evropalı veya Amerikalıyı iktibas etmek, niyçün ‘Garb dünyasından hüccet getirmek’ mânâsını tazammun etsin? Deyelim ki, evet, bu neviden iktibasların medlulü, hakiykaten ‘Garb dünyasından hüccet getirmek’tir. Bu niyçün tenkiyde mevzu teşkiyl etsin, Rabbena aşkına? Bunu da fehmetmiş değilim...

Bilmeyorum, nazar ı dikkatinizi celb edeyor mu, muazzez kaarilerim, tohaf bir mahallilik (şindi, gençler, ‘yerellik’ deyorlar!) modası başlamış görünmektedir. Hatta o kadar ki, bağzı hadnaşinas muharriran, mesela, Sivas karyesinde yetişmiş ve o sebeple ‘mahallilik’ vasfı gaaalib olduğu zannedilen bir arkadaşımıza, Ahmed Haşim ve Peyami Safa gibi ‘şehirli’ veya aristokrat deye taabir etdiği muharrir ve şairler içün monografik ve pek istifadeli eserler kaleme aldığı esbab ı mucibesiyle ‘sebb ü şetm’e (taabir, Hercai Kıllaptan refiykımindir) yeltenmişlerdir. Yaniya, ‘sen bir garip taşralısın, Osmanlı şehir kültürünün asarı senin nene?’ demeye getiren mekaleler! Muazzez kaarilerim, bu neviden tenkıydleri, bendeniz fevkalhad malayani bulayorum...

Şindi, bir refiykımız çıkayor ve ‘mahallilik’ mes’elesini, zihinlerimizi Evropa’nın asar ı müfidine kapatmayı tekliyf edecek bir ifrada götüreyor! Lahavle vela kuvvete! Yahu, ta Tanzimat’dan bu tarafa, Şinasi merhumun ifadesiyle, bu memleket, ‘Asya’nın akl ı piranesi, Avrupa’nın bikr i fikriyle izdivac etmek içün bir haclegah’ olmamış mıdır? Ha, Kıllapdan beyefendi, Evropa’yı alelıtlak redd yerine, entelicansıyamızı, Muallim Naci merhumun ifade buyurdukları gibi, ‘asar ı Şarkiyyeyi tenkihe himmet’e ve dahi ‘asar ı Garbiyyeyi intihaba dikkat’e da’vet etse idi, o zeman mes’ele yokdu! Lakin, dalga geçeyor! Yok Derrida, yok Frankfurt Mektebi, deyerekden, mekalelerde bu kabil ism i hassın sıkca zikredilmesini tasviyb etmeyor. Dalga geçsin geçmesine de, mekalesinde, üstad Necib Fazıl’dan bahs ederken ‘rahmetli çok renkli ve firenkçe tabirle ‘ego’su kuvvetli bir adamdı’ derken, ‘ego’ lakırdısını ‘firenkçe’ yaniya, Fransızca yapıvereyor! Malumunuzdur ki, ‘ego’ kelimesi Fransızca değildir. Lakin bu lakırdının Fransızca olmadığını bilmek içün de, biraz Freud, biraz Derrida ve bir nebze de üstürüktüralizm mürekkebi yalamış olmak iktiza edeyor!

Efendim, bu hafdalık da bu kadar: Telakıy gelecek hafdaya inşaallah. O vakde kadar zatınızı hoşca tutunuz, Rabb’ime emanet olunuz muazzez kaarilerim. Şaron denilen kasabın zulmune duçar olan Filistinli Müslüman kardeşlerimiz içün dua ediniz. Au revoir, Monsieur Kıllabdan! Au revoir, canlarım benim...

Hamiş: Bu mekalemizin, Recai Güllaptan beyefendi’nin geçen hafda intişar eden mekalesi ile bir güna alakası yokdur. Görülen lüzum üzerine arz edeyorum, efendim...

 

Zaman'da Bugün

 

 

 

 

 

LİNKLER

Arkadaşıma Gönder

Copyright© 1995-2001 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta:
okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.