Bilkent’te, Yaşar Kemal Sempozyumu
Türkiye’nin en seçkin üniversitelerinden biri (belki de, birincisi!) olan Bilkent Üniversitesi, geçtiğimiz haftalarda, ünlü romancımız Yaşar Kemal üzerine bir Uluslararası Sempozyum düzenledi. İki gün sürdü bu Sempozyum;– ardından Yaşar Kemal’e ‘Fahri Doktor’ unvanı verildi. Yaşar Kemal’in de doktora kabul konuşmasında da belirttiği gibi, ‘ülkemizde yazarları ve şairleri böylesine onurlandırmak, alışılmış bir davranış’ değildi.
İçinde bulunduğum için biliyorum: Bilkent Üniversitesi, Yaşar Kemal’i bir uluslararası sempozyumla ve fahri doktora ile onurlandırmaya iki yıldan beri yoğun bir biçimde hazırlanmaktaydı.
Sırası gelmişken, burada, Bilkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. A1i Doğramacı’nın öncülüğünde, Türk Edebiyatı Bölüm ve Türk Edebiyatı Merkezi Başkanı Prof. Talat Halman ve öğretim üyesi Dr. Süha Oğuzertem’in, “alışılmamış olan”ı gerçekleştirmek konusundaki çabalarını, gerçekten övgüyle anmam gerekiyor. Onlar olmasaydı, Sempozyum öyle kolay kolay mümkün olamazdı çünkü...
Sempozyum’a sunulan bildiriler Yaşar Kemal’in romancılığının problematikleri üzerinde durdular. Şüphesiz, birbirinden değerli bildiriler! Ama, doğrusunu söylemek gerekirse, ben, Bilkent’li iki doktora öğrencisinin, Çimen Günay ve Cahit Akın’ın bildirilerinin, bu Sempozyum’a hem teorik ağırbaşlılık hem retorik bir ataklık getirdiklerini söylemeden geçemeyeceğim. Çimen Günay, Yaşar Kemal’i Carl Gustav Jung’un Arketipler Teorisi bağlamında irdeledi; Cahit Akın ise, özellikle ‘İnce Memet’te ‘Eşkıyalık’ olgusunu, daha çok Hobsbawm’un tezlerinden yola çıkarak temellendirdi. Bu iki genç bilim insanı, ele aldıkları meseleleri kuşatıcı bir entelektüel donanımla çözümlediler. İki master öğrencisinin (Günil Özlem Ayaydın ve Nuri Aksu) bildirileri de Yaşar Kemal’in romancılığına ilişkin önemli meselelere temas ediyordu. Ayaydın, Yaşar Kemal’in ‘İstanbul Coğrafyası’nı ‘Deniz Küstü” bağlamında çevreci bir eleştirel yaklaşımla ele alırken, Nuri Aksu ‘Akçasaz’ dizisinde ‘yitip gidenler’ üzerinde durdu. Bence Sempozyum’un, Türk eleştirisinin geleceğine ilişkin en verimli katkısı, bu dört Bildiri idi.
Benim, özellikle önemsediğim bildirilerden de, Mimar Sinan Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde araştırma görevlisi olan Dr. Muharrem Kaya’nın, Yaşar Kemal’in ‘Efsane’lerindeki Mitolojik öğelere ilişkin çözümlemelerinin yer aldığı bildirisi oldu. Dr. Kaya, bu çözümlemeyi, başta Claude Lèvi–Strauss olmak üzere günümüz antropolojisinin Mit’lere ilişkin teorik temellendirmelerinden yola çıkarak gerçekleştirdi. Bence çok yerinde bir çözümlemeydi...
Antropolojiden söz açılmışken, Fransa’dan bu Sempozyum’a katılmak üzere gelen değerli antropolog Altan Gökalp’in, beni hayal kırıklığına uğrattığını söylemeliyim. Gökalp, Fransızca olarak hazırladığı Bildiri’yi sunmak yerine, bir konuşma yapmayı tercih etti. İtirazım, buna değil;–Gökalp’in ‘Roman’la ‘Epik’ arasında herhangi bir bağıntı olamayacağı konusundaki düşüncelerine! Gökalp, bu meseleye edebiyat teorisinin bir hayli uzağına düşmüş bir antropolog olarak yaklaştı. Halbuki, Györy Lukacs’ın ‘Roman Kuramı’ veya Georges Steiner’in ‘Tolstoy ya da Dostoyevski’ veya Frederic Jameson’ın ‘Marksizm ve Biçim’de, (ve elbette, daha başka teorik metinlerde) önesürdükleri görüşler gözardı edilmeden ‘Roman’ ve ‘Epik’ bağıntıları üzerinde durulsaydı, Gökalp’in konuşması çok daha yararlı ve derinlikli olabilirdi, Gökalp’in ‘Postmodern’ edebiyat üzerine dilegetirdiği düşünceler de, ne yazık ki, yolgösterici görüşler değildi...
Yaşar Kemal’in konuşmasına dönelim. Yaşar Kemal, söylevinin son bölümünü ‘Tüketim Kültürü’ne ayırmıştı. Türkiye’de Edebiyatın, Medya’nın güdümüne girdiği bir dönemde, Yaşar Kemal’in ‘Tüketim Kültürü’ne ilişkin düşünceleri bir iyimserliği vaat ediyor gibiydi: “Dünya bin bir çiçekten oluşmuş bir kültür bahçesidir. Bin bir renk, bin bir kokulu. O bahçeden bir çiçek koparılırsa, insanlık da bir rengini, bir kokusunu yitirecektir.
Göreceksiniz, insanlık çok yakında o ‘Tüketim Kültürü’ dedikleri şeyin hakkından gelecektir. O ‘kültür’ dedikleri şey, silinip gidecektir. İnsanlığın yarattığı, insanı insan yapan kültürleri insanın elinden almaya hiç kimsenin gücü yetmez. Bütün yıldızları fethedebilirler ya, insanlık kültürünü yok edemezler.”
Yaşar Kemal’in bu sözleri, bir gazete dışında, hemen hemen hiç yankı bulmadı. Kim kime, dum duma’ydı! Medya, o sırada, Murathan Mungan’ın kırmızı renkli kadın pabuçlarıyla meşguldü çünkü!.. Yaşar Kemal, Bilkent’te konuşadursun, edebiyatı güdümüne almış olan anlışanlı medyamız, onu tekzip edercesine, ve inadına, ‘Tüketim Kültürü’nün ‘star’larının peşinde dolaşmaktaydı...
29.05.2002
Yazarımızın E-Postası:
h.yavuz@zaman.com.tr
|