Müzik, yazı ve yolculuk
Gerçekten de müziksiz yazı yazılamaz mı? Zaman’ın pazar eki Turkuaz’ın geçen haftaki sayısında, Kürşad Okutmuş’un “Yazının Beşiğini Müzik Sallıyor” başlıklı haberini okuduğumda, bu soruyu sordum kendi kendime. Haberde görüşüne başvurulan yazarlardan kimi ‘olsa da olur olmasa da’ derken, kimisi de ‘müziksiz tek kelime yazamam’ itirafında bulunmuş. Bana kalırsa bir alışkanlık işi bu. Daha doğrusu kişinin kendince oluşturduğu bir ‘yazı yazma ahlakı’. Mesela Nazan Bekiroğlu “Müziksiz tek satır yazamam ve okuyamam.” diyor. Haşmet Babaoğlu da müzik dinleyerek yazdığını ya da odasının kapısını açarak gazetenin bütün gürültüsünü, hengamesini odasına aldığını söylüyor. Alev Alatlı ise müzik ile yazı rekabet ettikleri için yazarken müzik dinleyemezmiş.
‘Yazmak’ bir ‘bütünleşmek’, çevreden ve ‘an’dan uzaklaşıp yapı taşı kelimeler olan özel bir âleme ‘geçmek’ olduğuna göre her yazarın kendi mizacına, ‘ahlakına’ ve alışkanlıklarına göre yöntemlere başvurması doğaldır. Ama ben, ‘yazmak için ille de gürültü isterim’ diyenlere hayret ederim. Bir gazete ortamında nasıl yazı yazılabildiğine de şaşarım. Yazarken, biri gelip de bilgisayar ekranına göz atacak olsa donup kalırım. Yazmanın bir mahremiyeti olduğuna inananlardanım ben. ‘Doğum’ esnasında kimse görmemeli ne yazdığımı ve nasıl yazdığımı. Bu yüzden, cuma günleri öğleye kadar ‘tatil’ ilan ederim kendime. Oturur evimde yazımı yazar, ondan sonra gelirim gazeteye. Müzik mi? Ona da tahammül edemem. Yazarken bütün derdim, yazdığım konunun açtığı ülkede seyahat etmek ve kelimelerle boğuşmaktır. En küçük bir ses – bu, çok sevdiğim bir müzik parçası bile olsa– içine girdiğim dünyadan koparır beni. Galiba biraz da ‘yazı’ya duyduğum saygıdan ötürü yapamam bunu. Yazı, rakip istemez; kendine hasredilmiş zamanları, başka sevgililerle paylaşmayı sevmez.
Benim için müziksiz geçirilmeyecek bir zaman varsa o da yolculuklardır. Otomobille yalnız çıkılan yolculuklar... Yolculuk dedimse İstanbul’un trafiğinde, sinir harbi içinde bir yerden bir yere gidişler değil. Şehirlerarası ve özellikle geceleyin yapılan yolculuklar. Müziğin tadı en çok bu yolculuklarda alınır. Yolculuk söz konusu olduğunda ise vazgeçilmez yol arkadaşım Loreena McKennitt’tir. Loreena’nın büyülü ve masalsı şarkıları ile sonsuza dek sürecek bir seyahati göze alabilirmişim gibi gelir bana. Kıvrıla kıvrıla giden bomboş yollar, hızla geride kalan ağaçlar, dağlar, tepeler ve Loreena’nın insanı bir masalın içine doğru çeken zengin ve dingin müziği. Özellikle onun “Trans Siberian Express” treniyle yaptığı yolculuğun eseri olan “The Book Of Secrets” albümündeki hayatın ‘doluluğunu’ hissettiren ve insana dünyanın tüm seslerini bir anda duyuyor intibaı veren şarkıları... Bana yol arkadaşlığı yapan bir başka sanatçı da Chris de Burgh’dür. Şarkılarında kimi zaman romantik bir aşk hikayesi kimi zaman mistik bir masal, bazen fantastik bir öykü anlatan; ama illa ki insanı alıp uzaklara götüren Chris de Burgh...
Yalnız yolculuklarda değil, yazma zamanları dışında, kendime ayırdığım ‘uzlet’lerin zenginlik kaynağı olarak görürüm ben müziği. Fakat bu zenginliği, asla başka bir uğraşın ’fon’u olarak düşünmem. Müzik dinlemek, kendi başına bir ‘uğraş’ olmalıdır. Tıpkı yazmak, okumak ya da bir tamirat işiyle uğraşmak gibi... ‘Vazgeçilmezler’ listemde bulunan Neşet Ertaş, Sezen Aksu, Tolga Çandar, Yeni Türkü, Celine Dion, Joan Baez ve Kitaro gibi isimlere, son zamanlarda, Abdullah Kılıç’ın kılavuzluğuyla, Ömer Faruk Tekbilek, Aziza Mustafa Zadeh, Anjelika Akbar, Burhan Öçal gibi isimler de eklendi. Tanıdığım her yeni sanatçının, bende bir şeylere karşılık geldiğini fark ediyorum. Müziğin gücü ve büyüsü de burada olmalı. Dünyanın uzak bir ülkesinden, dili, dini, hayat felsefesi başka başka sanatçıların söylediği şarkılar, gelip bizi buluyor; hatıralarımızı canlandırıyor, önümüzde hayaller açıyor ve hayatımıza renkler katıyor. Oysa ortada yalnız sesler var... Bu, biraz da bizim iç zenginliğimiz, o seslere hazır oluşumuzla ilgili. Hayat tecrübelerimiz ne kadar zenginse bir sanat eserinden alacağımız tat da o kadar artıyor. Bu müzikte de böyle, bir edebiyat eserinde de. Biz hazır değilsek ne şarkılar bir şey söyler, ne de şiirler yahut romanlar...
08.06.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.colak@zaman.com.tr
|