Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı


 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

NURİYE AKMAN



Gülben Ergen’den Hülya Avşar’a: Beni alkışlamayı öğrenecek

Gülben Ergen, sürekli çekişme içinde oldukları Hülya Avşar ile neden kavga ettiklerini anlamadığını belirtti; ancak Avşar’a gönderme yapmayı da ihmal etmedi. Kendisinin çok daha hızlı koştuğunu, genç ve çalışkan olduğunu söyleyen Ergen, “Bu onu rahatsız ediyor olabilir. Beni alkışlamayı, başarılarımı kabul etmeyi öğrenecekler, öğrenmezlerse öğretirler.” dedi. Nuriye Akman’la kendi ifadesiyle “müthiş” bir röportaj yapan Gülben Ergen, Hülya Avşar’ın son kasetini de eleştirdi: “Okuyuşunu da, şarkı seçimlerini de beğenmedim. Benim albümüm şu anda 180 binde, onu bilmiyorum, siz araştırın.”

Metin Güneş’le ilişkisi hakkında şimdilik konuşmayacağını vurgulayan Ergen, cezaevinde yatan Erol Evcil ile yaşadığı ilişki konusunda da şu açıklamayı yaptı: “Erol Evcil’i tanıdığımda şöhreti yoktu. Ben sevdim, hiç de pişman değilim. Birliktelik bittikten sonra, uzun bir süre gönlümü kapayarak önemli bir vefa borcu ödediğimi düşünüyorum.”

Gülben Ergen’i zannettiğimden daha akıllı ve kontrollü buldum. Sizin üçte birini okuyacağınız söyleşinin tamamında kendisini “ateşe tutmadığım”, “kazana atıp kaynatmadığım” tek bir konu kalmadığı halde ne mimikleri ne ses tonu ne ifade biçiminde en ufak bir kayma oldu. Yapıp ettikleri, bana hiç hitap etmese de itiraf etmeliyim ki, onu çok sevimli, eğlenceli ve enerjik buldum. Ancak hırsının büyüklüğü, her saniye “mükemmeli oynaması” karşısında onun adına endişe ettim. Evrenin kendi ritmine ve harmonisine uzak bir yaşamda, temponun hızı, çöküşü de hızlandırır diye düşündüm.

Yaptığınız işlerin hangisinde Türkiye’nin bir numarası olduğunuzu düşünüyorsunuz?

Bir numarayı kabul etmiyorum ama oyunculuk bende iyi olan, üzerine ders almamı, çok çalışmamı gerektirmeyen...

Kenan Işık, Haldun Dormen gibi yılların tiyatro sanatçılarıyla oynamak size sınıf mı atlattı?

Evet. En iyi kadın oyuncu ödülünü alırken Altın Kelebek’te, böyle söyledim ben.

Peki, tiyatro kültürünüz var mı?

Yok.

Onları tiyatroda izlemiş miydiniz?

Kenan Bey’i izlememiştim; ama Haldun Abi’yi izledim. Fakat hangi oyundu, bilemedim şimdi.

Dolayısıyla bir oyuncu olarak, Cehov mu, Shakespeare mi, Moliere mi, size daha yakındır, sorusu kötü mü olur size?

Kötü olur. Çünkü bilmiyorum.

Şarkıcılığınız nasıl sizce?

Şarkıcılık, ses rengini iyi tanıyıp, elinizdeki kumaşın en güzel yerini sunmaktır. Ben kumaşımın en güzel nakışlı, tınısı en doğru ve en haddince olan bölümlerini sunup, albümlerime şarkı seçiyorum.

Ama anneniz bile “Sesin bu kadar vasatken kasetlerin nasıl satıyor?” diyormuş size.

Annem beni acımasızca eleştirir. Eğer bir Nilüfer’le, Muazzez Abacı’yla mukayese ediyorsak, hakikaten benim sesim vasat. Kendi kimliğimde bakıyorsak vasat değil.

Arkanızda Dadı, Marziye olmasaydı kasetleriniz yine de satar mıydı?

Kesinlikle satmazdı. Albüm satışımda ya da konserlerimde konuşma kabiliyetimin, vücut dilimin, yüzümün çok katkısı var. Ben yalnız dergi işinde başarılı olamadım.

Gülbence zaten Hülya Avşar’la sizi yarıştıran insanların projesiydi. Gaza geldiniz.

Kesinlikle. Bu oyuna alet oldum. Egoma yenildim, para kazanacağım, dergim çıkacak, hoşuma gitti. Çok da ısrar etti yayın grubu. Peki demeseymişim keşke.

Mutlu musunuz; bu kadar çok reklamda, dizide, konserde görünmekten, her an bakımlı olmaktan, her an fiyatını artırma eylemi ile meşgul olmaktan?

Aa hiç öyle bir şey yok. Çalışmayı çok seviyorum. Çalıştıkça tazelendiğimi hissediyorum. Yorgun durmayı, kafamın karışık olmasını çok seviyorum.

Bütün işkolikler gibi unutmak istediğiniz bir şeyler mi var?

Ben de düşündüm bunu. Belki benim bu kadar yoğun olmam işime gelmeyen gerçeklerle çok yüz yüze getirmiyor beni, ben bu durumdan mutluyum. Yoğunluk bana hep artı olarak dönecek çünkü.

Ama bu her yerde birden görünme isteği, kıtlıktan çıkmışsınız duygusu uyandırıyor bizde.

Bu kadar çok yerde görünmek, hiç öyle avantaj değil. Ölçü kaçtığı an bu çok tehlikelidir. Verdiğiniz röportajlarda göz bebeklerinizin ifadesi, hırs mı dolu, neşe mi anlaşılır.

Siz oyuncusunuz, bizi kolayca kandırabilirsiniz.

Ama ben talep edildiğim için birçok yerde varım.

Yoksa sevilme açlığı mı çekiyorsunuz? Tabii sevilmeyi çok seviyorum. Arada ekibime “Beni seviyor musunuz?” diye sorarım mesela. Anne–baba ayrılığı yaşadım falan demek istemiyorum, çok klişe olur. Tabii ki boşandıkları için baba sevgisini çok yaşamadım. Babam ve abim vefat etti daha sonra. Bunlar mutlaka bende çok derin yaralar açtı. Ama hayata karşı beni içine kapanık değil de, daha güçlü ve dobra haline getirdi.

Çok çalışmanızda, “vücudum güzelken, yaşlanmadan cebimi doldurayım” gibi bir duygu da var mı?

Var, var. Şu anda verimli zamanım. Yarın bir trafik kazası geçirebilirim. Yüzüme ya da vücuduma bir zarar geldiği zaman ben mahvolurum. Radyo programı yaparım o zaman da. Bu işi yapmıyor olsaydım da, aklımla becerimle, inanılmaz bir pazarlamacı olurdum.

Röportajlarınızda güzelliğinize yaptığınız yatırımdan, şu pembe dursunlar diye dirseğe ayrı, topuğa ayrı kullandığınız kremlerden çok söz ediyorsunuz.

Bu benim özel zevkim, terapim. Orama maske, burama krem. Bal sürüyorum, yoğurt sürüyorum. Böyle eğlencelerim var.

Zihin güzelliğiniz için kaç çeşit ürün kullanıyorsunuz?

Haaa! Evet. Çok insan tanıyorum, onlardan bir şey kapmaya çalışıyorum. Şu ana kadar sorularınızdan çok şey öğrendim mesela. Kamçıladınız.

Devam edelim öyleyse. Okumak var mı yaşamınızda?

Kitap okuyorum. “Yüzde Yüz Düşünce Gücü”nü, “Düşünce Gücüyle Tedavi”yi, “Dalai Lama’yı, Shirley Mc Lain’in bütün kitaplarını okudum. Altını çizerek okuyorum kitapları.

Okumaya zaman bulabiliyorsunuz demek.

Uçakta okuyorum. Gece yatakta okuduğum zaman aklımda kalmıyor.

Erotizm satarken “saygıdeğer” sayılabilmenin püf noktası ne?

Bir yırtmacı, bir dekolteyi taşımak çok farklıdır. Göstermek, duruşla çok alakalıdır. Şöyle yaparsam da göğüs dekoltem var (eğiliyor) böyle yaparsam da. Bir televizyon programı için başkadır, profesyonel fotoğraf çekimlerinde çok başkadır. Kaset kapağında var mı böyle bir şey? Açalım içini. Var mı burada öyle bir şey?

Şu pozları erotik bulmuyor musunuz yani?

Sadece omuzum gözüküyor, bunda benim bir suçum yok. Sabun kokan bir seksilik bu.

Başka kokular taşıyan pozlarınız da var. Neden bunların fiyatınızı artırdığından dürüstçe söz etmiyorsunuz?

Aaa!

Yalan mı? Daha çok meme, daha çok popo göstermenin mali getirisi yok mu?

Siz beni Şamdan’a, Gala’ya kapak gördünüz mü? Yani Aktüel olur, Elele olur, şu olur, bu olur. Ama çok ölçülü ve düzeylidir. Ben hiçbir zaman, bunlarla fiyatımı artırmadım. Akıllı röportajlarımla, doğru şarkılarla, iyi dizilerle, reytingimi artırdım.

Dadı’yla çocuklara nasıl bir model sunduğunuzu düşünüyorsunuz?

Çok sevimli, çok açık, çok dürüst.

Ben sayayım: Ev sahibiyle kırıştıran, görgüsüz, seksapel. Dadı, yarı öğretmen, yarı annedir. Tamam bu bir komedi dizisi; ama bilinçaltını etkiliyor.

Valla Türk halkı istiyor ki, bu dizi 65 bölümdür birinci oluyor. Evet, bu bir Amerikan sit–com’u. Türkçeye çevriliyor ve biz bunu oynuyoruz ve o çiçekli bornozların moda olacağı kırk yıl geçse aklıma gelmezdi.

O zevksizliği bir kenara bırakalım. Dadı nasıl bir model?

İnsanlar gülmek istiyor ya! Bu eğitimciyi falan geçiniz yani. Evet çocuklara öğrettiği çok fingirdek şeyler de var. Gidiyor, küçücük çocuğun saçlarına bigudi yaptırıyor, ucuzluktan kıyafet alırken ‘Sen onu kurtar, ben bunu kurtarayım’ diyor. Evin sahibiyle kırıştırıyor; ama evin sahibiyle evlendiği için çocuklar çok mutlu oldular.

Siz böyle bir dadıyı alır mıydınız eve?

Yok, düşünürdüm. Bir ipte iki cambaz olmaz.

Önce Erol Evcil sonra Metin Güneş... Sizin dünyanın kadınları neden hep böyle, ünlü babalar, aşiret reisleri, patronlarla olurlar?

Siz benim birlikteliklerimin ismini benimle birlikte olmadan önce duymuş muydunuz?

Erol Evcil, sizinle mi Türkiye’nin gündemine geldi?

Ben tanıdığımda böyle bir şöhreti yoktu. Beyefendi gibi bir adamdı. O kadar zor ki bizim tercihimiz. Of yani! Bir erkek sevdiği kadının kanatları altında olmasını ister. Çalışıyorsa eğer, bir kadın saat 9’da evinden çıkar, akşam 9’da gelsin hadi. 11’de konseri olur mu? Adana, Erzurum, Berlin, New York, her yerde konserleri olan, her an televizyon çekimlerinde bir büst kadar güzel çıkmaya, güzel konuşmaya, hata yapmamaya, reyting yapmaya çalışan, deli gibi didinen bir kadın. Ama evine geldiğinde, makyajını çıkarıp, eşofmanlarını giyinip, menemen yiyen bir insan yani. Bu dengeyi bir erkeğin taşıması ne kadar zordur. O da haklı. Ama ben de haklıyım.

Dolayısıyla böyle birini bulunca âşık olmamak mümkün değil diyorsunuz...

Ben zor âşık olurum. Çok müthiş bir süzgecim vardır. Geçer geçer, bir daha elerim, bir daha elerim.

Erol Bey’de fazla elemeye fırsat bulamadınız galiba.

Bunlar yoktu. Bir buçuk yıl sonra o okuduklarımız ortaya çıktı. Ben sevdim, yapacak bir şey yok. Hiç de pişman değilim.

Bir vefa borcu olarak hapishaneyi ziyaret, mektup yazma var mı?

Maalesef yok. Ama birliktelik bittikten sonra, çok uzun bir süre gönlümü kapayarak önemli bir vefa borcu ödediğimi düşünüyorum.

Metin Güneş’le birlikte olunca, artık borcunuzun bittiğini mi düşündünüz?

Metin Güneş’ten hiç bahsetmedim şu ana kadar. Kendimi hazır hissedersem bu konuda konuşmaya, sizi ararım.

Hülya Avşar’a nerede fark atabilirsiniz?

Biz niye kavga ediyoruz anlamadım ki. Şahsi bir diyaloğumuz yok, yan yana gelip hiçbir şeyi tartışmadık. Zaten ben 10 yaş daha küçüğüm Hülya Avşar’dan.

Hem anlamıyor, hem tartışmayı büyütüyorsunuz.

Medya büyütüyor. Genç ve çok çalışkan olduğum doğru değil mi? Onun da çok tecrübeleri var tabii. Daha çok kaseti, filmi, dizisi var. Ama ben çok hızlı koşuyor olabilirim. Bu onu rahatsız ediyor olabilir. Rekabeti akılcı yönde kullandığınız zaman, çok artı olarak döner size. Hülya Avşar’ın güzel bir filmini bana hoş bir hırs veriyorsa ve daha başarılı olmamı sağlıyorsa okey. Ama onu tersliyorsam egolarıma yeniliyorum demektir. Beni alkışlamayı, başarılarımı kabul etmeyi öğrenecekler, öğrenmezlerse öğretirler.

Hülya’nın son kasetini dinlediniz mi?

Dinledim. Okuyuşunu da şarkı seçimlerini de beğenmedim. İlhan Şeşen’in şarkısını beğendim. Evvelden çalıştığı müzik direktörü Taşkın Sabah’ın eksikliğini hissettim. Benim albümüm şu anda 180 binde, onu bilmiyorum, siz araştırın.

Reklamını yaptığınız terlikleri siz giyiyor musunuz?

Reklamcıya çok ayıp olur bunun cevabı.

Niye o reklamı yapmak zorundasınız?

Para. Aldım paramı bankaya koydum. Anneme hediye aldım, kendime kıyafet aldım. Elektrik, telefon, doğalgaz ödedim.

Zaten çok kazanıyorsunuz. Bir de terlik reklamından kazanma ihtiyacınız var mı?

Niye ben çok para kazanıyorum ya! Benim çok vergim var ya! Ben ne kadar çok para harcıyorum siz biliyor musunuz? Sigortalara yatırıyorum, yanımda çalışanların maaşı var, kuaförüm var, makyözüm var, şoförüm var, benzin param var, muhasebecim var, menajerim var, onun yüzdesi var, buranın elektriği, telefonu, suyu var. Annemin cep telefonu var, benim var. Evin doğalgazı var, evde çalışan kadın var, temizlikçi var, cam silici var. 50 bin tane ödemem var benim. Ben bunların altından tek başıma kalkıyorum. Bir tane evim, iki tane arabam var. Bir de şu küçük ofisim var. Bütün bu düzeni devam ettirmek zorundayım. Şık ve iyi giyinmek zorundayım. Size niye bir şey ikram etmiyoruz biz? Güzel, iyi şeyler içmelisiniz, yiyip içip gitmelisiniz. Yani, her şey, her şey masraf. Bu masrafın altından kalkmalıyım. Ayrıca para biriktirmeliyim..

Çizdiğiniz mutlu kadın portresi ne kadar gerçek?

Ben mutluyum hiç demedim. Ben mutsuzluklarımla mutlu olmayı öğrendim.

Nedir şu anda mutsuzluğunuz?

Çok eleştiriliyorum etrafımdaki insanlar, çalışanlar, dostlarım, akrabalarım tarafından. İkincisi, hakkımda çok yazı yazılıyor. Metin Güneş’le ilgili yazılanlar beni çok yoruyor. Ben daha ağzımı açmadım bu konuda. Açtığım zaman güzel şeyler konuşacağım.

Bu piyasada sahiplenilmiş kadın sanatçı, iyi iş yapmaz diye bir kural var. O nedenle mi açıklamıyorsunuz?

Yok, o çok ucuz bir kaygı. Onu aştığımı düşünüyorum. Ben kendime sahibim. Ayrıca kendimi ifade edemediğim televizyon programlarını izlediğimde çok üzülüyorum. Onun haricinde annem 50 bin tane şeye kızıyor. Hiçbir şekilde Gülben Ergen’i kabul etmiyor ki annem. Bir Gülben’le birlikte o. Doğru Gülben’le. Ya onun bir soyadı var. Ya bu kadın bir şöhret oldu, ne yapalım bu işi yapıyor. Hiç bunları kabul etmiyor. Babaannenin elini öp, teyzenlere git, dayını ara. Akşama sünnet var oraya gel. Bilmem kimi aradın mı? Bir tanesini aradım, beş tanesini arayamadım yani. Unutuyorum, aklımdan gidiyor, annem hepsine kızıyor.

Özel yaşamınızda rahatsız olduğu bir şey var mı?

Yazılanlardan dolayı annem de çok üzülüyor. Etraf çok dolduruşa getiriyor. Bir ödül aldığım zaman çok fazla arayan olmuyor da, aaa böyle bir yazı çıkmış diye, annemi arayan olduğu zaman annem sinirleniyor. Acısını da benden çıkartıyor.

Enver Ören’e vefa borcunuzu nasıl ödediniz?

Her zaman telefonlaşıyor ve görüşüyoruz Enver Abi ve eşiyle. Ben vefa borcumu çok güzel ödedim. Çok şık jestler yaptım onlara. Hiçbir ücret almadan yapmam gereken her şeyi yaptım. Özlüyorum orayı, çok huzurlu bir kanaldı.

Paranın getirdiği huzurun üstüne yoktur tabii. Gereğinden fazla, görgüsüzce para akıtmadılar mı size, Seda Sayan’a?

Ay siz kaç para aldım zannediyorsunuz?

Bir yıllık maaşınızı çekip, peşin parayla alıp, 500 bin dolara Derya Tuna’nın evini almadınız mı?

Rakamı şu anda bilemiyorum. Evet, TGRT’de çalıştığım parayla ev aldım. İki yıl hizmet verdim oraya. Marziye ile TGRT ilk defa birinci oldu. Çok büyük artılar kazandı, logosunu yeniledi. İki yıl da sabah programı yaptım, çok yoruldum. Dağıttıkları lüzumsuz harcamaları soruyorsanız size katılıyorum. Ama kendi adıma ben çok hak ettim. Şimdi onlar da hatalarını anladılar ve bütçelerini küçülttüler.

Hayatınızı Enver Ören sayesinde garanti altına aldığınız söylenebilir mi?

Yok. O kadar da değil. İyi para kazandım. Orada çalışmasaydım başka yerde, 65 bölüm dizi değil de, 85 bölüm dizi yapar yine kazanırdım.

Benim sormayı akıl edemediğim başka bir şey varsa..

Hayııııııır! İnanmıyorum size. Müthiş bir röportaj yaptınız benimle. Ne vasatlık kaldı, ne ses kaldı, ne Dadı’nın fingirdediği. Ne pozlarım kaldı... (Başını bitkinlikle koltuğa yaslıyor)



E-Posta: n.akman@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Röportaj

> (07.07.2002) - Halit Akçatepe: Türkiye’nin kültürü tiyatrodan anlayacak kalitede değil

> (06.07.2002) - Biri kaplumbağaları gözetliyor

> (30.06.2002) - Ben orta sınıfın sanatçısıyım

> (29.06.2002) - Ego azgınlığının fışkırdığı mekânlar

> (23.06.2002) - ‘İnançlar eylemlerle tercüme edilmeli’

> (22.06.2002) - Postacı size kaç defa ‘cihet’ değiştirtti?

> (16.06.2002) - Şule Yüksel Şenler: Sevdiği insanla kaçana kahraman diyorum

> (15.06.2002) - Çölü, yeşil örtüyle tutsak ettiler

> (09.06.2002) - RTÜK’ün yeni Başkanı Fatih Karaca: Tekelleşmeye karşı silahımız var





Zaman'da Bugün
13 Temmuz 2002


Zaman Spor

Röportaj

Anadolu Finans Kurumu


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

» Sık Kullanılanlara Ekle  «               » Giriş Sayfası Yap «

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.