Sosyolojik ve siyasal bilimsellik ve objektiflik
Aydınlanma hareketi, biraz da, din olarak karşısında Hıristiyanlığı bulduğu ve onun ilim ve iman anlayışını ‘Din’de ilim ve iman olarak ve dolayısıyla imanla ilmi çelişir gördüğü için, imanın yerine aklı ve “bilimsel” düşünceyi ön plana çıkardı. Bunun da temelinde şüphesiz Dekart şüpheciliği yatıyordu. Şartlanmışlığa bir çare olarak şüpheciliğin gerçeğe ulaşma adına müsbet bir yanı bulunsa da, gerçeğe varmada zihnin, ön kabulleri ve doğruları olmadan bir neticeye varmasının, hem teoride hem pratikte mümkün olup olmayacağı, insanın herhangi bir ön kabulden uzak bulunup bulunamayacağı ve bu açıdan ne kadar objektif davranabileceği tartışmaya son dereceye açıktır. Bırakın bu spekülatif konuyu, doğruyu bulmada deneye öncelik veren bilimin görünür âlem hakkında bile deneyle mutlak doğruya ulaşmasının mümkün bulunmadığı, en azından kâinatın yapısının ve işleyişinin buna imkân tanımadığı, belki ancak izafi ve geçici doğrulara ulaşabileceği, bilim felsefesinde üzerinde çok durulmuş bir husustur.
İşte, modern düşüncenin en büyük vartalarından biri, dinî ön kabullerden kurtulmaya çalışırken, bilimsellik, objektiflik gibi kalıplarla daha katı ön kabuller içine düşmek olmuştur. Meselâ, toplumu ve toplumdaki hadiseleri inceleyen bir sosyoloğu çevreleyen kesin dogmalar vardır; yani, belli sosyologlara göre farklılık arz etse de, diğer bilimler gibi sosyolojinin de kendine has kuralları vardır ve her sosyolog, bu kurallar çerçevesinde düşünür. Sosyolojinin nazarında ferd bile bir toplum gibi ele alınır ve kendi başına ayrı bir âlem olan her ferdin davranışları, sosyolojik temelde değerlendirilir. Siyasi bilimciler ise, ferdin her düşünce ve davranışında mutlaka siyasi gayeler, motifler ararlar. Psikoloji, meseleye tamamen kendi özel çerçevesinde yaklaşır. Neticede ortaya, teorileri çelişkilerle dolu Weber’in güzel bir değerlendirmesiyle, “hangisine inanacağımızı şaşırdığımız ve birbirini nakzeden bir sürü (bilim) peygamberi (!) çıkar.”
Meseleyi müşahhaslaştıracak olursak, dinin ferdi oluşturmada çok önemli, hattâ birinci derecede tesiri vardır. Din; fitne, fesat olarak gördüğü anarşi, terör ve kargaşanın karşısındadır ve bunları en büyük günahlar içinde değerlendirir. Bu bakımdan siz, tamamen dinî hislerle ve gayelerle insanları fitne, fesat, anarşi ve terör günahına girmemeye çağırırsınız; ama sosyologlar bunu, devletçilik ve dini devlet lehine kullanma olarak değerlendirir.
Toplum, kişinin dinini korumasında ve yaşamasında çok önemli bir zemin olma fonksiyonu görür. Günahlardan uzak bir toplum zemininde din ferdî planda da çok daha iyi yaşanır. Bunun gibi, dinle ferd ve toplum arasındaki bu münasebet, dinle ferd ve devlet arasında da vardır. Siz bu konunun üzerinde dinî bir hassasiyetle durursunuz; ama sosyolog ve siyaset bilimcisi bundan, sizin toplumu ve devleti dine göre organize etme gayesi taşıdığınız neticesine gider.
Cemaat, dinde, dini yaşamada, korumada, ferdleri din içinde tutmada çok önemli bir fonksiyon görür ve özellikle namaz gibi ibadetlerin cemaatle yerine getirilmesi, bazı âlimlere göre farz derecesinde önemlidir. Siz, bu bakımdan ve gençleri sokağın aşındırıcılığından korumak için, meselâ bazı öğrenciler 5–6 kişi bir arada bir evde kalsın tavsiyesinde bulunursunuz. Sosyolog ve siyasal bilimci, bunu, bir hedef adına hücre evleri ve çekirdek kadrolar oluşturma olarak yorumlar.
İrşadda müşahhas örnekler ortaya koymak çok önemlidir. İnsanları hangi fazilet ve güzel ahlâka çağırıyorsanız, o sahada en önemli olanları müşahhas örnekler olarak nazara verirsiniz. Fakat sosyolog ve siyasal bilimci, bu kişilere de sosyolojik ve siyasi açıdan baktığından, sizin en masum tavsiyenizi de yine aynı açıdan değerlendirir. Hele bir de bu kişiler tarihten seçilmişse ve bu tarihi dinin en çok yaşandığı bir dilim olarak örnek olarak da veriyorsanız, bu defa sizin bu tarihe dönme çağrısında bulunduğunuz sonucuna varır.
Misaller çoğaltılabilir. Her sosyolog ve siyasal bilimci böyle davranmaz dense de, sosyolojinin ve siyasal bilimciliğin tabiatı ve sosyoloğun da, siyasal bilimcinin de duyduğu bu çevrelerce kabul edilme ihtiyacı, onu en azından belli ölçülerde böyle davranmaya mecbur eder. Bu bakımdan, ‘tabiî’ veya ‘pozitif’ bilimler dahil, bütün modern bilimler, en az Batı orta çağlarındaki dinî dogmatizm ölçüsünde dogmatiktir ve kendi sübjektif kalıpları içinde mahpustur.
26.07.2002
Yazarımızın E-Postası:
ali.unal@zaman.com.tr
|