Globalleşme, ülkelerin, milletlerin, kültürlerin, yasal ve kurumsal düzenlemelerin dünyanın her yerinde aynılaşmasını sağlamaya çalışan bir süreçtir. Bu sürecin sermaye hareketleri ve teknolojik gelişmeler ile hızlandığı da bir gerçektir. Aslında teknolojik gelişmeler, özellikle haberleşme teknolojisindeki gelişmeler, sermaye hareketlerinin daha önce görülmemiş boyut ve miktarlarda hızlanmasına ve çeşitlenmesine yol açmıştır. Ne var ki, hızlanan ve büyüyen bu sermaye hareketlerinin kalıcı yatırımlara dönüşmeyen kısmı, yani kısa vadeli sermaye hareketleri her zaman ekonomileri olumlu etkilememekte; ani giriş ve çıkışları ile finansal dalgalanmalar ve krizler meydana getirebilmektedir.
Globalleşmenin itici gücünü, dünyada biriken sermayeye yeni yatırım alanları aranması, daha büyük pazarlara giriş ihtiyaçlarının artması ve bu oluşumların da ancak Batı değerleri ile gerçekleşebileceğine olan inanç oluşturmuştur. Yani serbest ticaret, gümrük engellerinin kalkması, faktör dolaşımının serbestleşmesi, gümrük ve koruma duvarlarının elimine edilmesi, finansal piyasaların liberalleştirilmesi, tüm bunların da Batı değerler sistemi ile sağlam esasları bağlanması amaçlanmaktadır. Sovyetler Birliği’nin dağılması ile iki kutuplu dünyadan tek kutuplu dünyaya geçiş ve liberal düşüncelerin yakaladığı kuvvetli rüzgar da bu oluşuma hız katmıştır.
Ancak, liberalleşme ve serbestleşme ile birlikte hızını ve gücünü artıran kısa vadeli sermaye hareketleri, başka bir tabirle “sıcak para” ikili bir yapı ortaya çıkarmıştır. Şu anda dünyada bir yanda mal ve hizmet akımı şeklinde cereyan eden bir reel piyasa; diğer yanda ise paradan para kazanmaya çalışan bir mali piyasa bulunmaktadır. Reel piyasaların finansman ihtiyaçlarını gidermeye yönelen veya reel piyasaların gelecekle ilgili risklerini ortadan kaldırmayı amaçlayan mali piyasalar iyi işleyen bir ekonominin ayrılmaz parçasıdırlar. Aslında mali piyasaların oluşumları ve kuruluşları da bu amaç doğrultusunda olmuştur. Ne var ki bugün reel piyasalar ile mali piyasalar birbirinin tamamlayıcısı olmaktan uzaklaşmış; bir yanda mal ve hizmet ticareti, diğer yanda ise spekülasyon ve manipülasyonların yaygın bir hal aldığı adeta bir “kumarhaneler alemi” oluşmuştur.
Mali piyasalar hakkında kullanılan “kumarhaneler alemi” tabiri ağır bir tabir olarak görülmemelidir. Globalleşmenin sağladığı imkanlar ile bütün dünyada finansal sektör sanayinin, rantiyeler de yatırımcıların önüne geçmiştir. 1977 yılında dünyanın toplam dış ticaret hacmi 1,3 trilyon dolar, toplam döviz işlemleri 4,6 trilyon dolar ve ticaret hacminin döviz ticaretine oranı % 28,5 iken; 1997 yılında dünya ticaret hacmi 4,8 trilyon dolara, döviz ticareti de 325 trilyon dolara çıkmış bulunmaktadır. Yani reel ticaretin döviz ticaretine oranı % 1,5’e düşmüştür. 1986–1990 yılları arasında yılda ortalama 37 milyar dolar olan sermaye ihracı 2000 yılında sadece gelişmekte olan ekonomilere yönelik portföy yatırımları bazında 40 milyar dolara yaklaşmış bulunmaktadır. Bu dönemde sermaye hareketlerinin boyutu ve temposu da oldukça büyümüştür. 1970’lerde sadece 18 milyar dolar olan uluslar arası transferler 2000 yılı itibariyle 1,5 trilyon dolara yükselmiş; günlük borsa işlemleri ise 1.5 trilyon dolar ile toplam yıllık reel ticaretin yaklaşık 1/5’ine yaklaşmıştır. Paradan para kazanmayı amaçlayan kısa vadeli sermaye “off–shore center” veya “vergi cenneti” tabir edilen küçük devletçikler ve adacıklarda mevzilenmekte, faaliyetlerini uluslar arası denetim ve gözetimden de uzakta tutmaktadır. Off–shore’larda tutulan paranın 5 trilyon dolar civarında olduğu düşünüldüğünde bu sermayenin gücü de tahmin edilebilecektir.
İşte sınırların kalkması, gümrüklerin ve yasakların azaltılması, para ve sermaye piyasalarının liberalleştirilmesi anlamındaki globalleşme en çok uluslar arası sermayeye yaramakta, bu sermaye bütün dünya mali piyasalarını gözetleyerek, kârlı an ve alanlara ani giriş ve çıkışlar yapmaktadır. Bu giriş ve çıkışlar spekülatif olduğu gibi manipülatif de olabilmekte ve ilgili ülkelerin önce mali piyasalarında daha sonra da reel piyasalarında dalgalanmalar meydana getirebilmektedir. Ünlü para spekülatörü Soros’un 1992 yılında İngiliz Sterlini’ne karşı aldığı pozisyon bu para birimini Avrupa döviz kuru mekanizmasının dışına itmiş, 1997 Asya krizinde de yine spekülatör ve manipülatörlerin çok önemli fonksiyonlar gördükleri ilim âleminde enine boyuna tartışılmıştır. Ülkemizde de gerek 1994 krizinde ve gerekse 2000 Kasım ve 2001 Şubat krizlerinde yine 5–7 milyar dolar civarındaki sıcak paranın ani çıkışları krizlerin derinleşmesinde etkili olmuşlardır.
Globalleşmenin kaçınılmaz bir süreç olduğu görülmektedir. Ancak globalleşmeye bir de global sıcak para hareketleri yönünden bakmak gerekmektedir. Bu bakış risksiz yatırım, kolay kazanç, kârlı transfer isteyen uluslar arası sıcak para hareketlerinin globalleşmenin neresinde olduğunu tespite yarayacak, milli ülkeler açısından yarar ve zararlarının tartışılmasına zemin hazırlayacaktır.
1– Muhammet Akdiş, Global Finansal Sistem, Finansal Krizler ve Türkiye, İstanbul, Beta Yayınları, 2000, s. 27.
2– Barrie Axford, The Global System, New York, St. Martin Pres, 1995, s. 108; Maurice Allais, Naklen Fikret Ertan, “Maurice Allais Konuşuyor”, Zaman Gazetesi, 3 Kasım 1998, s. 5.
3– Time, 10 April 2000, s. 16.
4– Akdiş, a.g.e., s. 40–43.
Prof. Dr., Pamukkale Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi http://makdis.pamukkale.edu.tr
26.07.2002
|