Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı


 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

 

Uzman raporu dikkate alınmayınca Rize’de selin bilançosu ağır oldu

Rize’de heyelanda 18 kişinin hayatını kaybettiği Güneysu’nun Selamet köyünde, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü’nce 1995 yılında etüt çalışması yapıldığı ortaya çıktı.

Raporda, yöre ‘heyelan açısından önemli bölge’ ilan edilmiş. Bayındırlık ve İskan Bakanı Abdülkadir Akcan, söz konusu raporun dikkate alınmaması yüzünden zararın büyüdüğünü söyledi.

Afet İşleri Genel Müdürü Mustafa Taymaz, Rize ili ve çevresinde 31 Ağustos 1995 günü meydana gelen aşırı yağış sebebiyle Güneysu ilçesinin Selamet köyünün Tuğlalı Mahallesi’nde meydana gelen heyelan olayını 29 Eylül 1995’te, ‘Bölgesel Afet Etkililik Oluru’ çerçevesinde yerinde incelediklerini söyledi. Taymaz, köyün jeolojisini dik yamaçlarda bazalt, aglomera ve tüflerin oluşturduğunu vurgulayarak, arazinin üzerinde farklı kalınlıklarda bozunma zonu ve bitkisel toprak örtüsü bulunduğunu belirtti. Yöredeki aşırı yağışlar sonucu ortaya çıkabilecek tehlikeyi yetkili mercilere ilettiklerini kaydeden Taymaz, “Yöreyi heyelan açısından önemli bölge ilan etmişiz. Aşırı yağışlar olduğu zaman o bölgeyi hemen boşaltmak gerekir. Yörede, aşırı yağışlarda her an heyelan olabilir.” dedi.

Bayındırlık ve İskan Bakanı Abdülkadir Akcan da, bakanlık uzmanlarının Selamet köyüyle ilgili hazırladığı raporun dikkate alınmadığına dikkat çekerek, zararın bu yüzden büyüdüğünü söyledi. Akcan, NTV’ye yaptığı açıklamada, volkanik kaya üzerindeki sığ toprak yapısının erozyona bağlı olarak heyelana yol açtığını belirtti. Akcan, bu yapı üzerinde inşa edilen betonarme binaların sel ve heyelana dayanmadığını belirtti. Ölümlerin çoğunun bu tür binalarda meydana geldiğini açıklayan Akcan, selden en çok zarar gören Selamet köyünde, 7 yıl önce yapılan araştarmaya dikkat çekti. Akcan, betonarme yapıların tehlike yarattığına dikkat çeken raporun dikkate alınmaması yüzünden felaketin bu derece büyüdüğünü söyledi.

Rize’de geçen hafta meydaha gelen selde, Güneysu ilçesinin Selamet köyünde, bulundukları evlerin heyelandan çökeceğinden korkan 18 kişi, bir komşularının evine sığınmış, sığındıkları ev heyelan sonucu yıkılırken, kendi evlerine hiçbir şey olmamıştı. Heyelan sonucu yıkılan evde 2 gündür yapılan çalışmalarda 18 kişinin cesedi çıkarılmıştı. Trabzon, cha, aa

27.07.2002


 

Rize’de yaralar sarılıyor

Rize’de sel ve heyelan felaketinde çıkarılan ceset sayısı 27’ye yükselirken, afet bölgesinde yaraların sarılmasına başlandı.

Güneysu’nun Selamet köyünde toprak altında kalan cesetlerin tamamı çıkarıldı. Toprak altında olduğu tahmin edilen İslahiye’de bir, Kıbledağ’da bir ve sel sularına kapılarak kaybolan 5 çocuğun cesetlerinin aranmasına devam ediliyor. Sivil savunma ve askeri birliklerden oluşan kurtarma ekibi, Güneysu’daki arama kurtarma çalışmalarını tamamlayarak, Çayeli bölgesine hareket etti. Bu arada Erzincan’dan gelen 3. Ordu’ya ait Skorsky helikopterinden felakete maruz kalan vatandaşlara yardım paketleri atıldı. İl genelinde 68 köyün yolu kapalı bulunuyor, 16 köye elektrik verilemiyor. Rize’de 19 köyle haberleşme sağlanamazken, 20 ev heyelan sonucu yıkıldı, 200 ev ise heyelan tehlikesine karşı boşaltıldı. İl genelinde afetten etkilenen köy sayısı 80. Felaketten etkilenen yöre halkı okullarda ve camilerde kalıyor.

Bu arada, sel ve heyelan felaketi için devlet kesesini açmaya başladı. İlk etapta felaket sonrası Başbakanlık Acil Yardım Fonu’ndan Rize Valiliği’ne 500, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan 400, Bayındırlık Bakanlığı’ndan 100, İçişleri Bakanlığı’ndan 200 ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’ndan 100 milyar lira olmak üzere toplam 1 trilyon 300 milyar lira yardım yapıldı. Rize Valisi Bülent Karaçöl, afete maruz kalanlar ve yakınları için ilk etapta 1’er milyar lira yardım yapılacağını açıkladı. Ayrıca Çay–Kur Genel Müdürlüğü; birinci sürgün ödemelerine pazartesi günü başlayacağını, afete maruz kalan ailelere ise öncelik tanıyacaklarını duyurdu. Güneysu Belediye Başkanı Ahmet Minder’in Başbakanlık’tan 150 konteyner talebinin dışında ihtiyaç duyulmadığı gerekçesiyle Kızılay herhangi bir yardımda bulunmadı. Rize Valisi Karaçöl, bölgenin coğrafi durumu sebebiyle Kızılay’ın çadırlarının kullanılamayacağını, battaniye ve kuru gıda ihtiyacının ise valilik tarafından karşılandığını söyledi. Vali Karaçöl, her ihtimale karşı Kızılay’ın hazırda bekletildiğini kaydetti.

Öte yandan, Kızılay Genel Başkanı Ertan Gönen, Rize’deki selin ardından Kızılay’a yönelik yapılan eleştirileri ‘haksız’ olarak nitelendirerek, “Felaketin faturası Kızılay’a kesilemez.” dedi. Gönen, Düzce’de Kızılay Şube Binası ve Toplum Merkezi’nin temel atma töreninde sorular üzerine, Rize’de yaşanan felaketten sonra valiliği arayarak ihtiyaçlarını sorduklarını belirterek, “Valilik, bize hiçbir ihtiyaçları olmadığını belirtti. Buna rağmen yardım yaptık ve bölgede bulunan mevcut çadır ve battaniyelerimize ilave olarak yeni çadır ve battaniye gönderdik. Talep edilmesi durumunda her türlü imkanı sağlamaya hazırız.” diye konuştu. Türkiye Kızılay Derneği’nden yapılan açıklamada da, Kayseri, Samsun, Çorum, Yozgat, Kars ve Rize’de su baskınlarının yaşanması sonucu mağdur olan vatandaşlar için, ilk etapta 300 çadır, bin battaniye, 200 uyku tulumu, 100 yatak ve 20 ton civarında kuru gıda maddesi gönderildiği belirtildi. Açıklamada, yağışların devam etmesi sebebiyle bazı yerlerde çadır kurma işlemlerine başlanılamadığı kaydedildi.

İbrahim Şahin - Fuat Özçelik / Rize - Ankara

27.07.2002


 

TEMA: Felaketi önlemek için Toprak Yasası çıkarılsın

Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) Başkanı Nihat Gökyiğit, sel ve toprak kaymalarıyla birlikte yaşanan felaketlerin arkasındaki asıl sebep olan toprak kaybı gerçeğinin gözden kaçırıldığını söyledi.

“Kimse sellerin nedenini yıllardır yitip giden topraktan başka yerlerde aramasın.” diyen Gökyiğit, TEMA’nın Orman Bakanı Nami Çağan’a sunduğu ve destek için 1 milyon imza topladığı Toprak Yasası’nın bir an önce ele alınarak çıkarılması çağrısında bulundu. Gökyiğit, “Her yıl aynı bölgelerde normal bir doğa olayı olan yağmur, felaketlere neden oluyor. Yeşil örtüsü tahrip olan bölgeler bugünlere aflarla ve yasal olarak buralarda yerleşime izin verilmesiyle, tarla açılmasına izin verilmesiyle geldi. Can kaybının 30’ları geçtiği maddi kaybın trilyonları bulduğu son felaketin arkasındaki asıl sebep yıllardır yitip giden topraktır. Toprak kaybı önlenmezse bu felaketler yaşanmaya devam eder.” dedi. Ormanlık bir alana sahip olmasına rağmen burada yaşanan sel felaketlerinin altında yatan gerçeği ‘bölgenin doğal örtüsü yerine çay tarlaları ve fındık ağaçlarıyla donatılmasına’ bağlayan Gökyiğit, bölge halkının yerleşim yerlerinin seçiminden geçimlerini temin edecekleri ekonomik alanlara kadar uzanan geniş bir yelpazede kırsal kalkınma projeleri oluşturulması gerektiğini ifade etti. “Bölgeyi çayla, fındıkla kaplamak çözüm değil.” diyen Yiğit, can ve mal kayıpları kadar toprak kaybının da hesabının tutulması ve önlenmesi gerektiğini söyledi. Fatih Uğur, İstanbul

27.07.2002


 

Meteoroloji yarın için yağış uyarısı yaptı

Sağanak yağışların, Marmara’nın batısı ve Kuzey Ege kıyılarında yarın etkili olacağı tahmin ediliyor.

Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, halen Marmara Bölgesi’nde görülen hafif yağışlara ilave olarak, yurdun batı kesimleri bugün Orta Akdeniz’den gelen yeni bir yağışlı havanın etkisine giriyor. Bugün, Marmara’nın batısı ve Kıyı Ege’de beklenen sağanak yağışlar, yarın da Marmara, Ege, Göller Yöresi ve İç Anadolu’nun kuzeybatısı ve Batı Karadeniz bölgelerinde görülecek. Sağanak yağışların yarın Marmara’nın batısı ve Kuzey Ege kıyılarında yer yer etkili olacağı tahmin ediliyor. Sağanak yağışların pazartesi günü yurdun kuzeybatı kesimlerinde sürmesi bekleniyor. Ankara, aa

27.07.2002


 

Bir hafta içinde iki uçak ve yolcuları arandı

Amerikan Haberalma Teşkilatı’nın (CIA) biyolojik ve kimyasal saldırılara karşı yaptığı uyarının ardından bir hafta içinde Atatürk Hava Limanı’ndan Suudi Arabistan ve Almanya’ya gidecek iki uçak ve yolcular didik didik arandı.

Türkiye’ye giren bu maddeleri aramadıklarını belirten yetkililer, “İhbar gereği yurtdışına çıkışlarının peşindeyiz.” dedi.

İhbarı değerlendiren emniyet görevlileri, İstanbul’dan Almanya’ya gidecek bu ülkeye ait Lufthansa Hava Yolları’nın uçağındaki yabancı uyruklu bir şahsın valizlerinde arama yaptı. Aramada, zehirli kimyasal veya biyolojik bir maddeye rastlanmadı. Türkiye’ye sokulduğu öne sürülen bu maddelerin Gürcü kökenli bir terörist tarafından Gürcistan, Afganistan ve Suudi Arabistan’a da gönderilmiş olabileceği duyumları üzerine, geçtiğimiz günlerde İstanbul’dan Medine ve Cidde’ye gidecek Suudi Arabistan Hava Yolları’na ait 260 yolculu bir Boeing 747 uçağında da arama yapılmıştı. Yetkililer, ABD’nin yaptığı uyarıları dikkate aldıklarını belirterek, “Teröristler bu tür silahları Türkiye’ye soktuysa burada eylem yapmak üzere sokacaktır. Ancak bize gelen ihbarlar, bu maddelerin Türkiye’den çıkarılarak eylem amacıyla başka bir ülkeye götürüleceği yönündedir. Biz, Türkiye’ye giren bu maddeleri aramıyoruz. İhbar gereği yurtdışına çıkışlarının peşindeyiz. Yurtdışına, Türkiye’ye sokulduğu iddia edilen zehirli gazları çıkarmaya çalışanları arıyoruz.” diye konuştu.

Mustafa Gün / İstanbul

27.07.2002


 

Tarlada çalışırken sıcaktan öldü

İzmir’in Bergama ilçesinde, tarlasında çalışan çiftçi, aşırı sıcak sebebiyle kalp krizi geçirerek öldü. Mustafa Çorak (59), dün tarlasında çalışırken fenalaştı.

Aşırı sıcaktan etkilendiği belirtilen Mustafa Çorak’ın cesedi, yakınları tarafından bir ağacın altında bulundu. Hastaneye kaldırılan Çorak’ın ölüm sebebinin, yapılan otopsi sonucu, ‘aşırı sıcağa bağlı kalp krizi’ olduğu belirlendi. Bergama, aa

27.07.2002


 

Rüzgârın enerjiye dönüşmesi bürokrasiye takıldı

Rüzgar enerjisinden elektrik üretmek için proje geliştiren yatırımcılar, bürokratik engellere takıldıkları gerekçesiyle son çare olarak tahkim kuruluna gitmeye hazırlanıyor.

Rüzgar enerjisi de dahil 29 enerji projesinde yasal sorunların bir türlü çözülemediğine işaret eden Demirer Holding Yönetim Kurulu Üyesi Önder Demirer, Türkiye’nin bu alandaki potansiyelini değerlendiremediğini söyledi.

Türkiye’de üretim yapan üç rüzgar santralından ikisinin sahibi olan Demirer Holding, Ege Serbest Bölgesi’nde (ESBAŞ) kanat üretim fabrikası kurdu. Üretime bir ay sonra başlayacak olmalarına rağmen projelerinin geleceğinin hâlâ belirsiz olması Demirer'i kaygılandırıyor. Alman Enercon firması ile 11 milyon dolarlık yatırım sonucu kurulan fabrikanın 500–600 kanat üretim kapasitesi olduğunu kaydeden Önder Demirer, bu üretimi iç piyasada nasıl değerlendireceklerinin hâlâ belirsiz olduğunu, bu nedenle tek çare olarak ihracatı seçeceklerini söyledi. Demirer, “Bürokratik engeller nedeniyle esen rüzgarı enerjiye çeviremiyoruz. Projelerin önünün açılmaması halinde uluslararası tahkime giderek hakkımızı arayacağız.” dedi.

Rüzgar enerjisi konusunda birçok bölgede ölçümler yaptıklarını ve 700–800 MW’a çıkacak kadar projeler geliştirdiklerini dile getiren Demirer, “Enerji Bakanlığı ile yapılan görüşmeler sonucunda bu oran 200 MW’a kadar düştü. Bu projeleri yapamadık. Şubat 2002’de Anayasa Mahkemesi, imzalanan projelerin mutlaka yapılması gerektiğini söyledi. Ama hâlâ beklemedeyiz. Bizden 2002 sonuna kadar bitireceksiniz diye taahhüt istediler, verdik. Çaresiz kalırsak uluslararası tahkime başvuracağız.” şeklinde konuştu.

Alman ortakları Enercon'un dünyanın ikinci büyük rüzgar enerjisi türbinleri üreticisi olduğunu kaydeden Önder Demirer, “Türkiye’de rüzgar enerjisinin önü açılsaydı Enercon yatırımlarının büyük bir bölümünü buraya kaydıracaktı. Biz de jeneratör fabrikasını kuracaktık.” dedi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdürü Selahattin Çimen ise yatırımcıların iddiası ile ilgili açıklama yapmaktan kaçındı.

Ali Rıza Karasu / İzmir

27.07.2002


 

Urfalı İbrahim 23 yıldır uyuyamıyor

Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesinde yaşayan İbrahim Görür, geçirdiği tifo hastalığı yüzünden 23 yıldır uyuyamıyor.

Doktorların psikolojik bozukluk teşhisi koyduğu Görür, hayatını altüst eden uykusuzluk yüzünden hiçbir iş yapamaz hale geldi.

Viranşehir’in Germen köyünde oturan İbrahim Görür, birçok ilde değişik doktora giderek tedavi olmak istediğini; ancak olumlu hiçbir sonuç alamadığını kaydetti. Doktorların, daha önce geçirmiş olduğu tifo hastalığından sonra, psikolojik bozukluk oluştuğunu söylediklerini ifade eden Görür şöyle konuştu: “23 yıldır hiç uyuyamıyorum. Uykusuzluğun verdiği bu rahatsızlık sonucu hiçbir iş yapamıyorum. Son dört beş aydan bu yana ise sürekli zayıflıyorum. Daha dört ay öncesine kadar 87 kiloydum şimdi ise 59 kiloya düştüm. Sabahlara kadar köyün içerisinde ya geziyor ya da televizyon seyrediyorum. Uykusuzluk yüzünden yarım kilo ağırlık bile kaldıramaz hale geldim.”

Viranşehir Devlet Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Fazlı Şeker, hastanın primer insomina (uykusuzluk hastalığı)na yakalanmış olabileceğini söyledi. Şeker, hastalığın ruhsal problemlerden kaynaklandığını bu nedenle hastanın psikiyatrik tedavi görmesi gerektiğini ifade etti. Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Uzmanı Yard. Doç. Dr. Mahmut Katı ise yıllarca uykusuz kalan insan sayısının dünyada 5–10 kişiyi ancak bulduğunu söyledi. Görür’ün uykusuzluğunu, beyindeki uyku merkezinin işlerliğini yitirmiş olmasına bağlayan Katı, hastalığın uzun süren psikolojik bir tedaviyle mümkün olabileceğini vurguladı. Mehmet Dener, Şanlıurfa

27.07.2002


 

Hereke halısı artık sertifikalı satılacak

Dünyanın en önemli halıları arasında gösterilen Hereke halısı artık sertifikasız satılamayak. Hereke halısına tarihî değerini yeniden kazandırmak amacıyla kurulan Halıcılar Derneği, sertifika zorunluluğu getirdi.

Hereke Halıcılar Derneği 2. Başkanı Cemalettin Fidancı, sahip çıkılmadığı için Hereke halısının eski ihtişamını yitirdiğini belirtti. Fidancı, Hereke Halıcılar Derneği’nin kuruluş gerekçesini de şöyle açıkladı: “Dernek sayesinde, Hereke halıcılığı o eski ihtişamlı devrini tekrar yaşayacaktır. Dokunan her bir Hereke halısına bir sertifika veriyoruz. Bu sertifika olmadan hiç kimse Hereke halısı diye bir halı satamayacaktır. Çin’de dokunarak Türkiye’ye getirilen ve burada da Hereke halısı diye satılan, kalitesiz halıların önüne geçilmiş olacaktır. Bu bir nevi patent hükmündedir.”

Türkiye ekonomisine her yıl 500 milyon dolar girdi sağlayacaklarını belirten Fidancı, “Hereke'ye bağlı 15 köy var. Bu köylerde yaşayan insanlar desteklendiği zaman, hem bireysel açıdan ekonomik kazanç elde edilmiş olur hem de ülke ekonomisine katkı sağlanmış olur.” şeklinde konuştu. Mustafa Eranıl, Körfez

27.07.2002


 

SSK’lı çocuklar bir aydır beyin filmi çektiremiyor

İstanbul'da SSK’nın beyin filmi (MR) için anlaşma yaptığı 22 sağlık kuruluşu bir aydır hasta kabul etmiyor. Aralarında Florence Nightingale ve Alman Hastanesi’nin de bulunduğu 22 hastane, ‘anestezi uzmanımız yok’ gerekçesiyle çocuk hastaların beyin filmini (MR) çekmiyor.

Sosyal Sigortalar Kurumu’nun (SSK) dışarıdan satın aldığı hizmetlerden olan beyin manyetik rezonans görüntülemesi (beyin MR’ı) İstanbul’daki çocuklar için bir aydan bu yana fiilen durdu. SSK’nın hastalara sunduğu anlaşmalı merkez listesindeki 22 sağlık kuruluşundan hiçbiri SSK’nın sevk ettiği çocuk hastayı kabul etmiyor. SSK ile beyin MR’ı konusunda anlaşması olan merkezler büyükleri kabul ederken, çocuk için anestezi (narkozla uyutarak) çekim yapmak gerektiği için buna yanaşmıyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan gazetemize yaptığı açıklamada, “Konuyu inceleteceğim. Talimat vereceğim.” dedi. SSK İstanbul İl Sağlık Müdürü Hikmet Çevik, bir aydan bu yana listelerindeki anlaşmalı MR çekim merkezlerinin çocuk hastaları kabul etmediğini doğruladı. Acil durumda olanların ne yaptığı sorusuna ise Çevik, “Onlar beni buluyor, ben yardımcı oluyorum, çektiriyoruz.” diye konuştu.

Hikmet Çevik, önümüzdeki çarşamba günü konuyla ilgili bir toplantı yaparak, anestezi için ek bir ücretin SSK’ca kabul edilmesi yönünde bir formülü Ankara’ya ileterek soruna çözüm arayacağını ifade etti. Çevik, “Ankara’nın, genel müdürlüğün katkısı gerekiyor.” diye konuştu. Bu sorunun ne zaman çözüleceği, çözülünceye kadar arada geçen sürede kaç çocuğun beyin MR’ının istendiği, çekilemeyenlerin durumunun ne olduğu konusunda ise yetkililer bir açıklama yapmaktan kaçındı.

SSK, MR merkezlerine anestezi dahil 59 milyon lira ücret öderken, anestezi uzmanı çalıştırmayan MR merkezleri, dışarıdan getirdikleri anestezistin ücretini hastadan sözleşmeye aykırı olarak ayrıca talep ediyordu. SSK, bir ay önce anlaşmalı kurumları anestezi ücreti talep etmemesi konusunu yazışmalara dökerek resmen uyardı. Bu durum karşısında MR merkezleri çocuk hasta kabulünü durdurdu. Hastane dışındaki MR merkezlerinin çoğu anestezi uzmanı bulundurmuyor, hasta olduğunda uzman çağırıp ücreti mukabilinde hizmet alıyor.

SSK, MR merkezlerinin anestezi gereken hastaları biriktirip o günde bir anestezi uzmanı çağırıp, her bir hastadan kendisi için çağrılmış gibi 80’er milyon lira ayrıca anestezi ücreti alındığını tespit ettiği için MR merkezlerini anestezi için ayrıca para almamaları konusunda uyardı. Ancak uyarı tek bir merkez için değil hepsi için yapılınca, zaten anestezi riski bulunan çocuk hastaları MR merkezleri hiç kabul etmemeye başladı.

Bir SSK yöneticisi, dışarıdan alınan hizmetler için merkezden yapılan ödemelerin hastanelere kaydırıldığını, hastaneden parasını alamayan merkezlerin sözleşmeyi feshetmeye hazırlandığını söyledi. Hastane kasalarında para olmadığını söyleyen aynı yönetici, hastanelerin bu yükün altından kalkamayacağını ifade etti. Aynı yetkili, “Esas patlama, karşı taraf sözleşmeleri feshettiğinde yaşanacak.” dedi.

Beyin MR’ı çektirmek tarifeye göre anestezi dahil 400 milyon lira civarında. Ancak görüntüleme merkezleri anestezi uzmanına 70 milyon lira öderken, kendi ücretlerini 200 milyon lira veya daha altına indirebiliyor. Anestezi dahil fiyat 140 milyon liraya kadar düşebiliyor.Beyin MR’ı için SSK’dan çocuk nöroloğunun talebi üzerine heyet raporuyla anlaşmalı kurumlara sevk yazısı çıkarılıyor. SSK hastanelerinde beyin MR’ı çekilmiyor. Nörologlar, diğer tetkikleri yaptıktan sonra beyinle ilgili ölümcül veya riskli durum olup olmadığını belirlemek üzere son tetkik olarak beyin MR’ı istiyor.

Çocuk nörologları, beyine bağlı tümör veya enfeksiyon gibi hastalıkları teşhis için beyin MR’ı istediklerini, bazı hastalar için bir haftalık gecikmenin bile tedaviyi imkansız hale getireceği veya ölüme yol açmış olabileceği uyarısında bulundu. Özel bir hastanenin çocuk nöroloğu, acil bir hastası için 3 hafta sonraya gün veren bir MR merkezini ölüm riskine karşı uyardığını hatırlatarak, 2 gün içinde sonucu alıp tedaviye başladığını söyledi. Uzman nörolog, “Beyin MR’ını hastalık sebebini araştırmak veya teşhisi koyup uygun tedaviye başlamak için isteriz. Gecikmesi bazı hastalıklarda tedaviyi imkansız hale getirir veya ölüme yol çar.” dedi.

İbrahim Balta / İstanbul

27.07.2002


 

Ünlü hastaneler minik Ayşe’yi kabul etmedi

24.7.2002 tarihinde SSK’dan beyin MR’ı için sevk alan ve sevki 1 haftalık süre için geçerli olan 3 yaşındaki Ayşe için anlaşmalı kurumlar listesinin tamamı tek tek aranmasına rağmen hiçbiri randevu vermedi.

Bu kurumlar arasında Alman Hastanesi ve Florence Nightingale gibi ünlü sağlık kuruluşları da yer aldı. Ayşe’nin MR talebi, SSK idarecilerinin anlaşması devam eden bir MR merkezinden telefonla ricacı olmasına rağmen kabul edilmedi. Ayşe için aranan merkezler ve alınan cevaplar şöyle:

1– Alman Hastanesi: 10 yaş altı için çekim yapmıyoruz.

2– Betamar (Mercan Hanım): 3 aydır çocuğa çekim yapmıyoruz. SSK, yazı yolladı bu konuda. O yüzden kimse çocuk MR’ı çekmiyor. Anestezi uzmanımız yok.

3– Biltan: İlk olarak “Hasta çocuk mu?” diye sordu. “Evet” deyince, “Çocuklara çekemiyoruz.” dedi.

4– Centermed (Elif Hanım): Anestezi uzmanımız izinde. O yüzden randevu veremiyorum. Yaz sezonu boyunca olmayabilir.

5– Echomar (Yıldız Hanım): Anestezi uzmanımız yok, peşin parayla da olsa biz zaten çocuk MR’ı çekemiyoruz.

6– Emarmed: Anestezi uzmanımız tatilde. Bir ay sonraya da olsa randevu veremem.

7– İyitem: Çocuk çekemiyoruz, anestezi doktorumuz yok. 34 ay önce vardı ve anestezi için 50 milyon lira ayrıca ücret alıyorduk. Şu anda çekemiyoruz.

8– İntermar (yeni adı İntermed): 2 yıldır SSK ile anlaşmamız yok. Hâlâ listeden çıkarmamışlar. Biz çocuk MR’ı çekmiyoruz.

9– Memorial Hastanesi: 1 Temmuz 2002 tarihinde anlaşmamız bitti.

10– Megamar (Dilek Hanım): Anestezi doktorumuz yok, tek çekim için randevu veremiyorum. Boş bir saat varsa verebiliriz.

11– Medikonemar: Çocuk için çekim yapmıyoruz.

12– Radyotom (Tamer Bey): Anestezi uzmanımız ve SSK ile anlaşmamız var. Ama SSK’dan sevk almıyoruz. SSK’lı hastalara bloke koyduk. Yazışmalarımız devam ediyor SSK ile sözleşmemizi sona erdireceğiz. Ücretli isterseniz 350 milyon lira artı 70 milyon lira anestezi ücreti. Size son fiyatımız 250 milyon MR artı anestezi ücreti olur.

13– Radyomar (Uğur Bey): Anestezili çekim yapmıyoruz. Çocuk için gereken özel cihazımız yok. Ultra Emar’da 35 yaşında bir hasta cihaz eksiliğinden ölünce herkes gibi biz de anestezili çekim yapmamaya başladık.

14– Spektromar: SSK’dan sevkli çocuklara anestezi gerektiği için çekim yapamıyoruz.

15– TDV 29 Mayıs Hastanesi: Çocuklar için MR çekimi yapmıyoruz.

16– Tomomer: Çocuklara çekmiyoruz, çok zor o çekim. Çocuk olduğu için anestezi uzmanı, makine durumu özel oluyor. SSK ile anlaşmamız devam ediyor; ama çocuk olduğu için almıyoruz. Bir ay sonraya da olsa randevu veremem.

17– Ultra Emar (Pınar Hanım): Anestezi uzmanımız olmadığı için yapamıyoruz.

18– Florence Ninghtingale Hastanesi (MR Sekreterliği): Çocuk MR’ı için gereken cihazımız yok. Bu yüzden çekim yapamıyoruz. (SSK İl Sağlık Müdürü Hikmet Çevik, “Nightingale yalan söylüyor. Aletleri var. Çocuk olduğu için çekmek istememişler ve onun için öyle söylemişler.” dedi.)

19– Kadıköy Tıbbi Görüntüleme: Aralık 2001’de SSK ile anlaşmamız bitti.

20– Klinik Tanı ve Tedavi (Ayhan Bey): Çocuklara çekim yapamıyoruz. Anestezi uzmanımız yok. SSK ile anlaşmamız var ama çocuk olduğu için randevu veremiyorum.

21– Koşuyolu Yeni Tıp (Salih Bey): Maalesef çocuğa MR çekmiyoruz. SSK ile anlaşmamız devam ediyor. Ama çocuk anestezi uzmanımız yok, geçen sene emekli oldu. Anestezi uzmanımız emekli olmadan, bir yıl önce çekim yapıyorduk. Sadece Betamar yapıyormuş, orayı arayın.

22– Sonomed: Listede “2. bir emre kadar sevki durdurulmuştur” yazıyor

Sonuçta bir hafta boyunca geçerli olan SSK sevki olan Ayşe, anlaşmalı bütün kurumları tek tek aramasına rağmen kendine randevu verecek bir merkez bulamadı.

27.07.2002


 

Kamyon edebiyatına polis müdahalesi

Bursa polisi, araçların camına, kamyonların ise kasalarına yazılan manalı sözler için özel bir uygulama yaptı.

Uygulamada, araçların değişik yerlerine yazılan manalı sözler, diğer şoförlerin dikkatini dağıttığı gerekçesi ile önce yağlı boya ile silindi, ardından para cezası kesildi. Trafik ekipleri, havanın sıcak olması nedeniyle ceza kestikleri kamyon şoförlerine soğuk su ikram etmeyi de ihmal etmedi. Bölge Trafik Şubesi ekipleri, Trafik Kanunu’nun 60. maddesinde, “Araçların üzerindeki yazılar sildirilir.” ibaresinin yer aldığını hatırlattı. Fatih Karakılıç, Bursa

27.07.2002


 

Fen–edebiyatlılar öğretmen olabilecek

Milli Eğitim Bakanlığı, fen-edebiyat fakültesi mezunlarından öğretmen olmak için tezsiz yüksek lisans alanlara özel kontenjan ayırdı.

Çoğunluğu matematik ve Türk dili ve edebiyatı branşı olmak üzere fen-edebiyat fakültesi mezunlarına toplam 150 kontenjan tahsis eden bakanlık, eğitim fakültesi mezunlarının ihtiyacı karşılamadığı branşlarda sertifikalı fen-edebiyat fakültesi mezunlarını da değerlendirecek. Sınıf öğretmenliği branşlarında eğitim fakültelerinin sınıf öğretmenliği bölümü mezunları yeterli hatta fazla geliyor. Bu sebeple fen-edebiyat fakültelerinden sadece matematik ile Türk dili ve edebiyatı bölümü mezunlarının şansı bulunuyor. Ankara, Zaman

27.07.2002


 

Baba Yıldırım cinayeti reddetti

Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı Akçay beldesindeki villasında, 18 Mayıs’ta eşi Tülin Yıldırım’ı öldürdüğü iddiasıyla tutuklanan Şefik Yıldırım’ın yargılanmasına başlandı.

Fenerbahçe Kulübü (FB) Başkanı Aziz Yıldırım’ın babası olan Şefik Yıldırım, Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada eşini öldürmediğini söyledi. Mahkemeye tanık olarak gelen Saadet Aşıkoğlu, Güllü Söğüt ve Muazza Akıncı, Şefik Yıldırım aleyhine ifade verdi. Mahkeme heyeti, Yıldırım’ın tahliye talebini reddederek duruşmayı 23 Ağustos’a erteledi. FB Kulübü Yüksek Divan Kurulu üyesi Rıdvan Özdin’in duruşmayı izlemesi dikkat çekti. Burhaniye, aa

27.07.2002


 

Marmaris, ABD askerleriyle şenlendi

ABD Deniz Kuvvetleri’ne ait John F. Kennedy uçak gemisi, Marmaris’e geldi. Yaklaşık 4 bin 700 personeli bulunan uçak gemisi, 2 helikopter nezaretinde Marmaris Körfezi’ne girdi.

ABD’den Ocak 2002’de çıkan geminin personelinin, 7 ay sonra ilk kez karaya ayak bastığı bildirildi. Gemi Komutanı Tuğamiral Steven Tomaszeski, Marmaris Kaymakamı İsa Küçük ve Belediye Başkanı İsmet Karadinç’i ziyaret etti. ABD’nin dost ve müttefik bir ülke olduğunu belirten Kaymakam Küçük, askerleri 4 gün Marmaris’te ağırlamaktan mutluluk duyacaklarını söyledi. ABD askerlerinin Marmaris'e 10 milyon dolar döviz bırakmaları bekleniyor. Marmaris, aa

27.07.2002


 

Yermez’in avukatı duruşmaya gecikti

Üzeyir Garih cinayeti sanığı Yener Yermez’in avukatı Mustafa Yalçınkaya, 5 dakika süren davanın dünkü celsesine geç kalınca, duruşmayı kaçırdı.

Eyüp 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Yermez’in idamı istemiyle devam eden davanın 7. duruşması saat 11.00’de başladı. Ancak Yalçınkaya adliyeye 5 dakika geç kalınca boş bir duruşma salonuyla karşı karşıya kaldı. Yermez, tutuklu bulunduğu cezaevinden duruşmaya getirildi. Mahkeme heyeti başkanı Fahri Kumbasar, Yermez’e, avukatı olup olmadığını sordu. Avukatı olduğunu, fakat duruşmaya neden gelmediğini bilmediğini söyledi. Mahkeme heyeti, duruşmayı bir ileri tarihe erteledi. Birol Aydın, İstanbul

27.07.2002


 

17 Kasım’ın Yunan ordusundan çaldığı silahlar Türkiye’de bulundu

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Feyzullah Arslan, 17 Kasım terör örgütü tarafından Yunanistan ordusundan çalınan silahların Türkiye’de bulunduğunu açıkladı.

Arslan, 17 Kasım'ın Yunan ordusundan çaldığı silahları yasadışı DHKP–C örgütü ile takas ettiğinin belirlendiğini belirtti.

Arslan, düzenlediği haftalık basın toplantısında, 17 Kasım örgütüne yönelik operasyon sonrasında Türk İnterpolü’nün Yunanistan’dan bilgi istediğini bildirdi. Arslan, gelen cevapta soruşturmanın sürdürüldüğü; ancak Türkiye’ye verilecek bir bilgi elde edilmediğinin ifade edildiğini kaydetti.

Arslan, 17 Kasım örgütünün DHKP–C örgütüyle birlikte hareket eden bir örgüt olduğunu vurguladı. Terör örgütleri arasında silah alışverişi olduğuna değinen Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Arslan, şöyle konuştu: “17 Kasım örgütünün elindeki bir kısım silahlar, Yunanistan ordusundan çalınan silahlar, Türkiye’de ele geçirilmişti ve terör örgütleri arasında silah alışverişi olduğu, 1989 yılında yakalanan teröristlerden alınan bilgilerde mevcut.”

Arslan, Türk diplomatların katledilmesi eyleminde yer alan örgütle ilgili gelişmelerin dikkatle takip edildiğini aktardı.

Diğer yandan emniyet teşkilatının teknik çalışmalarını anlatan Feyzullah Arslan, delilden sanığa ulaşma prensibiyle çalıştıklarını hatırlattı. Suçun aydınlatılması için olay yeri inceleme ekiplerinin yurt genelinde 133 adet son teknoloji ile donatılmış olay yeri inceleme aracı ile çalıştığını dile getiren Arslan, bulunan her türlü delilin şüphelinin aleyhine “dilsiz birer tanık” olduğunu kaydetti. Türk polisinin kriminal laboratuvarlarının Avrupa’da 5 referans laboratuvar arasına girdiğini altını çizen Arslan, AB ülkeleri ile işbirliğine yönelik projelendirme çalışmaları yapıldığını söyledi. Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı laboratuvarların bu yıl 11 bin 135 kovan, 2 bin 534 mermi çekirdeği, 119 bin 993 belge incelemesi yaptığını vurgulayan Arslan, laboratuvarlarda ses ve görüntü kasetleri ile DNA testlerinin de yapılabildiğini bildirdi. Ankara, Zaman

27.07.2002


 

Ege Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tıbbi malzeme operasyonu başlatıldı

İzmir İl Jandarma Komutanlığı, Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi’ndeki bazı çalışanların, hastaneye ait pahalı tıbbi malzemeleri çalarak bazı şirketlere sattıkları yönündeki bilgiler doğrultusunda operasyon başlattı.

EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi’ndeki bazı çalışanların, hastaneye ait maddi değeri yüksek tıbbi malzemeleri çalarak değerinin altında bazı şirketlere sattığı ve bu şirketlerin de çalınan malzemeleri yeniden pazarladığı şeklinde istihbarat alındı. Jandarma ekipleri, olayla ilgili olarak dün saat 15.00’te beş noktada aynı anda “Gelincik 1” adlı operasyonu başlattı. Jandarma, Bayraklı’daki Central Hospital, Bornova’daki Mavi Medikal, Kemeraltı’ndaki Özekol ve Ergül Medikal ile Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde operasyon başlattı.

Jandarma, Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Şube ve Organize Suçlar Büro Amirliği ile Gelirler Bölge Müdürlüğü’nün ortaklaşa başlattığı ve “Gelincik 1” adı verilen operasyonda, söz konusu işyerlerindeki ve hastanedeki tüm evraklar, bilgisayarlar tek tek incelenerek kolilere konuldu.

Toplanan belge ve dokümanlar ile Mavi Medikal’in sahibi Bülent Yaşar, Central Hospital’ın sahibi Özer Gürbüz, muhasebecisi ve mali müşaviri ile diğer medikal sahipleri ifadeleri alınmak üzere İl Jandarma Komutanlığı’na götürüldü. Yetkililer, hastanenin ne kadar zarara uğratıldığının yapılacak incelemeler sonucunda belirleneceğini kaydettiler.

EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi’nde çalınan tıbbi malzemelerin bir kısmının Urla’daki bir çiftlikte depolandığı ve jandarmaya yapılan ihbar üzerine çiftliğe baskın düzenlendiği, “Gelincik 1” operasyonunun buradan elde edilen bilgiler doğrultusunda başladığı belirtildi. İzmir, cha

27.07.2002


 

Bir haftalık bebek, karnında ikiz kardeşlerini taşıyor

Sivas’ta Hatun Zeki isimli 30 yaşındaki bayanın 21 Temmuz’da sezaryenle dünyaya getirdiği erkek bebeğin karnında 5’er aylık iki bebeğin bulunduğu ortaya çıktı.

3 kilogram ağırlığında ve 55 santim boyundaki bebeğin karnındaki ikizlerin ölü olduğu bildirildi. Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) Araştırma Hastanesi uzmanları, dünyada eşine az rastlanır bir vaka ile karşı karşıya olduklarını belirtti. CÜ Radyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. İbrahim Öztoprak, bu tür vakanın dünyada 1970 yılından bu yana ilk kez görüldüğü ve buna tıpta “Fetus in Fetu” isminin verildiğini kaydetti.

Öztoprak, “1805 yılında ilk kez rastlanılan gelişmiş bir bebeğin içerisinde gelişmemiş bebek bulunmasıdır. Tıp literatüründe bu vaka 87. oluyor. Ancak bebeğin karnında 2 bebek bulunması ise dünyada ya 3 ya da 4 kez rastlanılmış bir olay. Ayrıca bu vakayı ilginç yapan bir başka olay ise diğer bebeklerin kaburga, bacak ve kol kemikleri, karaciğerin bir bölümü, böbrekler, gözler, ağız gibi bazı organlarının oluşması.” dedi.

Dr. Öztoprak, kardeşinin karnında bulunan her iki bebeğin de ölü olduğunu vurgulayarak, şunları dile getirdi: “Karındaki ölü bebekler, bebeğin karnının ön kısmında bulunuyor. Barındıkları bebeğin, idrar yollarında bir miktar genişlemeye yol açmışlar. Ayrıca karaciğer, dalak, böbrek, mide ve bağırsaklarını kenara iterek sıkıştırmışlar.” Bebeklerin üçüz olduğunu ifade eden Dr. Öztoprak, “Sağ doğan bebek gelişimini tamamlamış. Diğer iki bebeğin gelişimi ise daha geç başlamış ve sağ doğan bebekten ayrılamadıkları için de gelişememişler.’’ diye konuştu. Öztoprak, pazartesi günü yapılacak bir operasyonla bebeğin karnındaki ölü ceninlerin çıkartılacağını söyledi.

Mehmet Kuru / Sivas

27.07.2002


 

Atina: İlgili ülkelere bilgi veriliyor

Yunanistan Hükümet Sözcüsü Hristos Protopapas, “17 Kasım terör örgütüne yönelik operasyonların sürdüğünü ve yabancı örgütlerle bağlantısının belirlenmesi halinde ilgili ülkelere bilgi verileceğini” söyledi.

Protopapas, gazetecilerin Türk makamlarının 17 Kasım’a ait silahların DHKP–C terör örgütüne yönelik operasyonlarda ele geçirildiği yolundaki açıklamalarına ilişkin soruları cevapladı. Protopapas, “Biz resmi açıklamalarımızı yapıyoruz, masallara cevap vermiyoruz. Zaten dün terörle mücadele ekiplerimizin Şefi Stelyo Siros ve Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü Anastasios Skopelitis, 2 Türk vatandaşı 17 Kasım’ın kurbanları arasında bulunduğu için Türk Büyükelçiliği’ne operasyonlara ilişkin bilgi verdi. Operasyonlarımız sürüyor ve örgütün, yabancı örgütlerle bağlantısı olduğunun belirlenmesi halinde ilgili ülkelere bilgi veririz.” dedi.

Gazetecilerin, Ta Nea ve To Vima gazetelerine DHKP–C ile 17 Kasım arasında bağlantı kuran haberleri kınayan “eski Dev–Sol ve DHKP–C Siyasi Mültecileri” imzalı bir bildiri daha gönderildiğine ilişkin sorularını da cevaplayan Protopapas, “Söz konusu faks metni üzerinde gönderici numarası yok. Böyle bir örgüt Yunanistan’da faaliyet göstermiyor ve göstermesi de söz konusu değildir. Bu açıklamada mükemmel bir Yunanca kullanılmış, bu metinleri hazırlayanlar arasında Yunanlılar varsa iyi bir şey yapmadıklarını bilmeleri lazımdır. Ancak, Yunanistan’da sözünü ettiğiniz örgüt bulunmamaktadır.” diye konuştu.

Bu arada, Yunan televizyonları, 17 Kasım örgütünün kurucularından Nikos Papanastasiu adlı kişinin dün yakaladığını duyurdu. Atina, aa

27.07.2002


 

Terk edilen bebeği köpekler parçaladı

Manisa’da boş bir araziye terk edilen 1–2 günlük bebeği, sokak köpekleri parçaladı.

Manisa Emniyet Müdürlüğü’ne gelen bir ihbarı değerlendiren Asayiş Şubesi ekipleri, Kırtık Mezarlığı üzerindeki boş arazide köpekler tarafından parçalanmış bir bebek cesediyle karşılaştı. Kimliği ve cinsiyeti belli olmayan bebeğin geriye kalan kemiklerini bir torbaya alarak otopsiye gönderen polis, otopsi sonunda bebeğin ölümüyle ilgili daha ayrıntılı bilgi edinilebileceğini bildirdi. Manisa, aa

27.07.2002


 

Hülya Avşar’ın bayrağa hakaretten hapsi istendi

Sanatçı Hülya Avşar’ın da aralarında bulunduğu 5 sanık hakkında, “Türk Bayrağı Kanunu’na muhalefet etmek” suçundan, 3 aydan 6’şar aya kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

27 Nisan 2002 tarihinde özel bir televizyon kanalında yayınlanan “Hülya Avşar Show” adlı programda Türk bayrağının resmedildiği balonlar kullanıldı. Veysel Yiğitler isimli vatandaş, olayın suç teşkil ettiğini savunarak 28 Nisan 2002 tarihinde suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunda Hülya Avşar'ın “Türk Bayrağı Kanunu’na muhalefet ettiği” iddia edildi. Bunun üzerine adli makamlar tarafından programın video kasetleri incelendi. İnceleme sonunda, Türk bayrağının asli unsurlarından olan ay ve yıldızın, yine bayrakta bulunan kırmızı ve beyaz renklerle balonların üzerine resmedildiği anlaşıldı. Bu balonların programda çok miktarda ve ayak altında bulunduğunun görüldüğü tespit edildi. Programı sunan Hülya Avşar’ın, davet ettiği konukları karşılayıp uğurlarken balonları ayağıyla itelediği belirlendi. Bu durum bazı gazetelerde yayınlanan fotoğraflarda da yer aldı. Türk Bayrağı Kanunu’nun 7. maddesi, “bayrağın ayakla basılan yerlere konulamayacağı ve şeklinin eşya üzerine resmedilemeyeceği”ni hükme bağlıyor. Bu sebeple Ali Bitiş, Fazlı Altıntaş, Karin Kazeryan, Mine Öztürk ve Hülya Avşar hakkında, “Türk Bayrağı Kanunu’na muhalefet etmek” suçundan 3 ile 6’şar ay arasında hafif hapis cezası istemiyle dava açıldı. Şahısların yargılanmaları, İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi’nde yapılacak. Nuri İmre, İstanbul

27.07.2002


 

Hazine arazisi satan sahte savcı yakalandı

Kendisini Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) savcısı olarak tanıtarak Gümrük Muayene Müdürü Yasemin A. ve eşi Kutsal A.’ya Antalya’da bir Hazine arazisini 170 milyar liraya sattığı öne sürülen Ali Murat A. yakalandı.

A.’nın yasadışı yollarla elde ettiği paralarla Romanya’da 350 dönümlük bir çiftlik ve son model bir Mercedes otomobil aldığı bildirildi.

Kapıkule Gümrüğü’nde Muayene Müdürlüğü yapan Yasemin A. polise başvurarak Ali Murat A. isimli bir DGM savcısının kendilerini dolandırdığı şikayetinde bulundu. Harekete geçen İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri, Ali Murat A. adında bir savcının gerçekte olmadığını belirledi. Ekipler, yurtdışına kaçmaya hazırlandığı iddia edilen sanık Ali A.’yı Atatürk Hava Limanı’nda yakalayarak gözaltına aldı. Ali Murat A.’nın kendisini DGM savcısı ve Adalet Bakanlığı’nın uluslararası uzmanı olarak tanıtarak, Antalya’daki bir devlet arazisini Yasemin A. ve eşi Kutsal A.’ya 170 milyar lira karşılığında sattığı ileri sürüldü. Suçlamaları kabul etmeyen Ali Murat A.’nın son işinden sonra Romanya’da kendisine 350 dönümlük bir çiftlik evi ve 2002 model Mercedes otomobil aldığı tespit edildi. Altan Cankut, İstanbul

27.07.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Zaman'da Bugün
27 Temmuz 2002


Zaman Spor

Haberler

Anadolu Finans Kurumu

Bütün haberler


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

» Sık Kullanılanlara Ekle  «               » Giriş Sayfası Yap «

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 454 1 454 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.