“Cehlin kudreti”
İtalyan yazar Ferdinando Camon, kendi ülkesi İtalya’dan hareketle dünyanın içinden geçmekte olduğu derin krizin genel bir eleştirisini yapmaktadır. Halen 19. yüzyılın ilerlemeci inancından bir santim sapmamış bizim gibi ülke aydınları için Camon’un eleştirileri anlamlı değildir. Oysa çok sayıda entelektüel, bundan 200 sene önce açılmış bulunan bir parantezin şimdilerde kapanmakta olduğunu ve dünyanın yepyeni bir döneme adım atmakta olduğunu görüyor. Bu dönem boyunca türümüzün uğradığı derin travmanın herkesten önce farkına varıp eleştiriye tabi tutanlar ise sadece Müslüman mütefekkirler olmuştur. İslam tefekküründen hareketle bugünkü dünyayı anlamaya çalışan Müslüman entelektüellerin çizdiği resim ve yaptığı analizlerin neredeyse tümü doğrulanmaktadır.
Camon, ailede yaşanan krize işaret ediyor. İnsanın genel varoluşsal hayata katılımını sağlayan en küçük sosyal model olan aile yapısında gözlenen çözülme ve parçalanma, genel bir çözülmenin küçük ölçekteki somut örneğidir.
Modernlik, kendini ana yapılar düzeyinde tezahür ettirip her şeyi determine ettiği dünyada din, aile ve ahlak ağır darbeler yedi. “Geleneksel ve geniş aile” önce “çekirdek aile” biçimine evrildi, arkasından “tekil aile” biçimi ortaya çıktı. Ancak parçalanmanın burada durmayacağı belliydi ve şimdi “ebeveynsiz aile” biçiminin yaygınlık kazanmasıyla topluluk hayatında baş gösteren parçalanma insan teki bireyin de bu sürece dahil olmasıyla trajik boyutlara ulaştı. Geniş olmayan bütün aile biçimlerinde kaçınılmaz olarak yaşlılara yer yoktur; devasa kentler yaşlıları ve korunmaya muhtaç kesimleri modern gettolar içinde kendi sorunları, çaresizlikleri ve trajik kaderleriyle baş başa bıraktılar.
Fakat her şey ustaca düzenlenmiş bir “ikiyüzlülük”le gizlenmekte; acılar, mutsuzluklar haz ve umutla cilalanmaktadır. Gerçekte ise hiçbir şey göründüğü, paketlenip sunuma hazır hale getirildiği gibi değildir. Enerji, dinamizm ve gençlik görüntüleriyle süslenen modern kentlerde özürlüler, yaşlılar ve mezarlıklar sistemli bir şekilde arındırılmakta, gözlerden ve zihinlerden uzak tutulmaktadır. “Özürlüler” her durumda mükemmel ve evrimleşmiş olarak düşünülen hayatın kusurlarını, yaşlılar ve mezarlık türümüzün bütün bireylerinin eşitlendiği temel gerçeklik olan ölümü hatırlattığı için mümkün oranda gözden uzak tutulmaya çalışılıyor. Ölüm düşüncesinin canlı tutulduğu bir kültürde sınırsız sermaye biriktirmek ve her hazzın tatminini esas alan tüketimi tahrik etmek mümkün değildir; bu ikisi de sistemin ana dinamiği olan ekonomik ve maddi büyümeyi frenlediğinden elbette istenmeyecektir.
Birçok entelektüel gibi Camon’un işaret ettiği gelişme ve üretim tekniklerinin sağladığı büyümenin bu türden sonuçlara yol açacağı doğrudur; ama bunu mümkün kılan şeyin tam “dini bir ikame” olarak formüle edilen ‘ilerleme inancı’ olduğunu unutmamak lazım. Her şey kendini bu formata göre yeniden tanımladığı için bu inanç tam bir hurafe olmasına rağmen “gelişme ve büyüme”nin motoru haline geldi ve iş görmeye başladı. Ölüm hakkı, eşcinsel evlilikler, çocuk pornosu ve aile içi zinanın ‘temel insan hakları ve özgürlükler’ arasında yer almasını isteyen gruplara karşı liberallerin ve Protestanların ses çıkarmamasına karşılık Katolikliğin özür dileyici ve çok alçak perdeden itiraz sesleri çıkarması, Batı’daki dinin hâlâ tarihsel yenilginin derin psikolojik travması altında olduğunu gösteriyor.
Aydınlanma kendi varoluş amaçlarına aykırı sonuçlar verdi; şimdi tam bir fasit daire içinde hapsolmuş vaziyette bulunuyor. Bu yaşanan beşeri tecrübe ile ortaya çıkan şey, insanın kendini varlığın merkezine koyarak yol gösterici fikrini (risalet) reddetmesi ve zihnini dumura uğratacak şekilde bir kibre kapılmasıdır. Neyzen Tevfik’in dediği gibi, insan öyle bir kibre kapıldı ki, “cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne.”
27.07.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.bulac@zaman.com.tr
|