Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı


 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

  Yorum

Seçim mi, istikrarsızlık mı?

Salim Uslu



“Seçim” talebinin ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Sayın Kemal Derviş tarafından telaffuz edilmesi Türkiye’de yeni bir “tabu” tartışmasını başlattı. Bugüne kadar “seçim ekonomik dengeleri bozar” şeklinde inanılagelen bu yargı, bizzat ekonomiyi düzeltmek amacıyla uzaklardan getirilerek görevlendirilen bir bakan tarafından dile getirilince, Türkiye’nin bir tabudan kurtulduğu sonucuna varıldı.

Seçimin ekonomik dengelere etkisi şüphesiz vardır. Özellikle Türkiye gibi seçim sisteminin ve siyasi geleneklerin ulufe ve rüşvet gibi kavramlarla anıldığı bir ülkede; milletvekili seçilmenin ebedi kurtuluşa vesile, toplum içinde seçkin bir yer sahibi olma anlamına geldiği bir toplumda; popülizmin geçer akçe sayıldığı bir ortamda seçim bütün dengeleri altüst edecektir.

Ancak Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı ekonomik–siyasi ve toplumsal kriz şöyle ana hatlarıyla bile gözden geçirilirse, seçim mi, istikrarsızlık mı tartışmasında seçim ağır basacaktır.

Yaşadığımız ekonomik kriz, tüm IMF dayatmalarına rağmen iyileşme göstermemekte, kökleşmiş sorunlara radikal çözümler üretilmemektedir;

Siyasete ilişkin her kesimden gelen eleştirilere inatla duyarsız kalınmakta, seçim sistemi, Anayasa, siyasetin özgürleşmesi, siyasal partilerin sorunları, demokratikleşme, parlamentonun özgür iradesiyle çalışması ve benzeri noktalarda kilitlenmeler devam etmektedir. Bu sorunlara ayrıca siyasi ihtiraslar, şahsi çıkarlar eklenmekte, siyaset çözüm yerine çözümsüzlük üreten bir mekanizma olmaktadır.

Toplumsal yapımızın hali ise gazetelerin üçüncü sayfalarında net şekilde görülmekte; toplumsal bir histeri ve şizofreni hali tüm ülkeyi sinsice ele geçirmektedir. İşsizlik, yoksulluk, sefalet, gelir dağılımı adaletsizliği, işten atılmalar, kepenk kapatmalar belki Arjantin’dekinden farklı ama “sosyal patlama” kavramıyla birebir örtüşen bir durum arz etmektedir.

Kısaca değindiğimiz bu sorunların temel kaynağında istikrarsızlık olduğu açıktır. Ve bu istikrarsızlığın Türkiye’ye kaybettirdiği, seçimin kaybettireceğinden fazla olmayacaktır. Koalisyon ortakları arasında sık sık uyumsuzluk başgöstermekte, devletin kurumları arasında krize varan tartışmalar yaşanmakta, Parlamento çalıştırılamamaktadır. Buna bir de siyasi partilerimizin son günlerde yaşadıkları kendi iç krizleri eklenince, kördüğüm daha çözülemez bir hal almaktadır.

Geçtiğimiz aylarda seçimin yapılması karşısında savunulan iki görüş vardı: Birincisi seçimin geçiş noktasındaki ekonomimize etkisi; ikincisi ise seçimin yeni bir alternatif oluşturamayacağıydı.

Seçimin ekonomiyi istikrarsızlıktan daha fazla etkilemeyeceği açıkça görüldü. 2002 bütçe hedefleri ve gerçekleşmesi IMF ile yapılan Stand–by anlaşması çerçevesinde gerçekleşmiştir. Dolayısıyla IMF izleme anlaşması gereğince bütçenin tüm gerçekleşmeleri kontrol altında tutulmakta ve buna göre kredi dilimleri serbest bırakılmaktadır. 2002 yılı bütçesi zaten Türkiye Cumhuriyeti’nin kontrolü altında değildir. Kontrolümüzde olmayan dar bir bütçeden seçim havası nedeniyle bir sapma beklenemez.

Seçimin ekonomiye etkisi, iktidarın ekonomik imkanları seçim yatırımı olarak kullanması şeklinde olur. Oysa bugün kasamız IMF’ye teslim edilmiştir. Hükümetin kaynakları seçim yatırımı olarak kullanma imkanının yolları kapalıdır.

Zaten ekonomik kriz ve sorunların temel nedeni siyasi istikrarsızlık ve belirsizliktir. Yapılacak olan bir seçim, piyasalara ve halkımıza güven verecek ve ekonominin çarkları işlemeye başlayacaktır.

Seçim şekli az bir yatırımla modernleştirilebilir. İnteraktif seçim yöntemi ile hem zamandan, hem personelden, aynı zamanda hantallıktan kurtulunacaktır.

İşsizliğin, yoksulluğun, sefaletin, bunalım ve huzursuzluğun bu kadar yoğun olduğu bir ortamda siyasi partilerin geleneksel abartılı propagandalar yapmaları oydan çok tepki toplayacaktır.

Seçimin yeni bir alternatif ortaya çıkarmayacağı görüşü ise bizzat Türkiye’ye, Türk vatandaşlarına, siyasi sisteme ve demokrasiye yönelik ağır bir ithamdır. Türkiye her zaman alternatif üretebilecek bir ülkedir ve demokrasi de zaten başlı başına alternatif üretme sistemidir. Alternatifsiz olduğunu savunarak ülkenin kaderiyle oynamak, ülkenin önünü ve geleceğini tıkamak, ölümü gösterip sıtmaya razı etmekten başka bir şey değildir ki toplum da zaten sıtma komasından ölüm komasına girmiştir. Şahısların, şahsi ihtirasları ve koltuk sevdaları uğruna ülkeyi alternatifsiz gibi göstermeleri sağduyu ve vatanseverlik kavramlarıyla ne kadar örtüşebilir?

Türkiye’nin istikrara kavuşabilmesi, güçlü bir hükümetin oluşabilmesi, siyasetin, ekonominin, toplumun nefes alabilmesi için seçim kaçınılmazdır. Seçimden kaçmak Türkiye’ye yalnızca zaman kaybettirecek ve seçimin ekonomiye mal edeceği yükten daha fazlasını kaybettirecektir.

Seçime, her nasıl ve ne bahasına olursa olsun anlayışıyla gitmek yerine fırsatları değerlendirmek gerekiyor. Öncelikle milli iradenin Parlamento’ya tam anlamıyla yansımasını sağlayacak yeni bir seçim yasasının vakit geçirilmeden kanunlaştırılması, bu arada AB’ye uyum yasalarının çıkarılması büyük önem arz ediyor. Seçim Yasası’nın bu haliyle seçime gitmek, mevcut istikrarsızlık sorununu çözse bile kalıcı çözümlerin üretilmesini, demokratikleşmeyi geciktirecektir.

AB’ye uyum yasaları ise bugünlerde iç politika ve popülizm malzemesi yapılarak çıkar amaçlı kullanılıyor. Tabanlarına mesaj vermek isteyen, imajını düzeltmek isteyen, seçimi geciktirmek isteyen kimi çevreler uyum yasalarını bahane ederek birtakım tartışmaları sürdürüyorlar.

Oysa AB’nin de uyum yasalarının da tüm bu tartışmaların üzerinde ele alınması ve bir an önce yasalaşması, toplumun bir kısmı için değil tümü için faydalı olacaktır. Türkiye işçi hareketinin beklentilerine ve ulusal programda yer alan sosyal önceliklere uygun olarak,

1. İş Güvencesi Yasa Tasarısı

2. Yabancıların çalışma usul ve esaslarını düzenleyen kanun tasarısı

3. Türkiye İş Kurumu Teşkilat Yasası

4. Doğum ile ilgili anne ve babanın izinlerini düzenleyen kanun tasarısı ivedilikle görüşülmeli ve kanunlaşmalıdır.

Hükümeti oluşturan partilerin ve muhalefetin seçim ortamına bu yasalarla girmesi Türkiye’de farklı bir propaganda sistemini de beraberinde getirecektir. Bugüne kadar seçim zamanlarında işi gücü bırakıp seçim bölgelerine taşınan ve oy avcılığı peşinde koşan milletvekilleri performanslarını toplumun tümünü ilgilendiren bu yasalara yoğunlaştırabilir, böylece abartılı propaganda harcamaları da kısılarak ekonominin olumsuz etkilenmesi de sağlanabilir. Daha da ötesi temiz bir siyaset ve temiz bir rekabetin ilk adımları da böylece atılmış olur.

Türkiye gerekli hazırlıkları yaparak ve vakit kaybetmeden seçime gitmelidir. Bugün için Türkiye’nin önündeki tek umut ve tek çıkış yolu seçimdir ve seçimin ertelenmesi çözümlerin de ertelenmesi ve sorunların kronikleşmesi olacaktır. Türkiye için bugün her alternatif mevcuttan daha iyi olacaktır. Türkiye’yi daha fazla oyalamak herkese zaman, güven, umut ve huzur kaybettirecektir. Yeni bir Türkiye, aydınlık bir Türkiye için, seçim kanunları demokratikleştirilerek, uyum yasaları çıkarılarak seçimler bir an önce yapılmalı ve Türkiye düzlüğe çıkarılmalıdır.

Hak–İş Genel Başkanı

27.07.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Diğer Yorumlar

> “Taş” olmak Uğur Özakıncı (27.07.2002)

> Global sermaye hareketleri ve finansal krizler Muhammet Akdiş (26.07.2002)

> Sivil örgütler afetlerde daha etkin olamazlar mı? Abdullah Yılmaz (26.07.2002)

> Uzlaşma ruhu M. Şevki Aydın (25.07.2002)

> Abant; küreselleşme ve tarihin sonu Durmuş Hocaoğlu (25.07.2002)

> Dini anlatma ve kutlular ufku Ahmet Kurucan (24.07.2002)

> İnsani bakış Ahmet Selim (24.07.2002)

> Fetret dönemi M. Naci Bostancı (23.07.2002)

> Globalleşme ve Türk dış politikası Bülent Aras (23.07.2002)

> Politik umut tacirliği ya da çoğunluklar aldatmacası Süleyman Seyfi Öğün (22.07.2002)

> “Mahşerin dört atlısı” Ümit Meriç (21.07.2002)

> Başkasının kılığında Elif Şafak (21.07.2002)

> Küreselleşmede uzlaşmak Yasin Aktay (20.07.2002)

> “Karga”lar, “tilki”ler ve “dolma” kalemler... Uğur Özakıncı (20.07.2002)

> “Sonuç bildirgesi”nin düşündürdükleri Alev Alatlı (19.07.2002)





Zaman'da Bugün
27 Temmuz 2002


Zaman Spor

Yorumlar

Anadolu Finans Kurumu


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

» Sık Kullanılanlara Ekle  «               » Giriş Sayfası Yap «

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.